Buharı el-Edeb'de ve Müslim, Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) ’-dan rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu:
(İnsan öldüğü zaman, ameli kesilir, üç şey müstesna... Sadaka-i cariye, yararh bir ilim ve ona dua eden salih bir veled...)
İmam Ahmed, Ebû Ümâme (radıyallahü anh) ’dan rivayet etti*ğine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Dört çeşit insan var ki, ölümden sonra da ecirleri devam eder:
(Allah için nöbet tutan, yararlı bir ilim öğrenen, câri bir sada*ka veren... O sadaka devam ettikçe sevabı onun amel defterine ge*çer.. Dördüncüsü, ona dua eden salih bir evlât...)
Müslim, Cerir b. Abdullah (radıyallahü anh) 'dan rivayet et*tiğine göre Resûluîlah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyur*muştur:
(Kim, iyi bir çığır açarsa, o çığırın sevabı ve onunla amel eden*lerin sevabı da onundur. Onların sevabından hiç bir şey eksilme*den...)
İbn Mace ve İbn Hüzeyme, Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) '-dan rivayet ettiklerine göre; Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
Ölümünden sonra, iyilik ve sevabları kişiye kavuşan şeylerin bir kısmı şunlardır:
(Yaydığı ilim, peşinde bıraktığı salih evlât, miras bıraktığı mus-haf, Allah yolunda bina ettiği ev ve mescid, akıttığı bir çeşme ve ne*hir, sağ iken malından verdiği sadaka...)
Ebû Nuaym ve Bezzâr, Enes (radıyallahü anh) ’den rivayet ettik*lerine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Yedi şeyin sevabı, kişinin ölümünden sonra da ona gider:
Yararlı İlim, akıttığı su, çeşme veya kuyu, diktiği ağaç, yaptığı mescid, miras bıraktığı mushaf, ölümünden sonra onun için istiğfar eden evlât...)
Taberâni (Evsat) da, Beyhaki (Sünen) inde Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) dan rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Allah Cennette salih kulu için derecesini yükseltir. Kul der ki;
(Yâ Rabbi! Nerden bu bana?) Allah buyurur ki, (çocuğunun sa*na olan istiğfariyle...)
Beyhaki'nin rivayetinde: (Çocuğunun sana olan duâsiyle...) di*ye geçmektedir.
Buhari de (el-Edeb) de Ebû Hüreyre radıyallahü anhi'den bu*nu merfûan rivayet etmiştir.
Yine Buhari, Ebû Said-i Hudri'den rivayet ettiğine göre Resûlul-lah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Kıyamet gününde, dağlar gibi sevap yığınları adam'a gelir. (Ner*den bunlar?) der. Ona denilir ki:
(Evladının senin için olan istiğfarı ile...)
Beyhaki —(Şuâb-ı İman) da— ve Deylemi, İbn Abbâs (radıyallahü anhüma) 'dan rivayet ettiklerine göre; Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Ölü kabrinde, yardım bekleyen batmış adam gibidir. Anasın*dan, babasmdan, çocuğundan veya güvenilir dostundan ona gele*cek bir dua bekliyor. O duâ ona gittiği zaman, onun için dünya ve içindekilerden daha iyi olur.
Allah, dünyadakilerin dualarından dağlar gibi sevap yığınlarını kabirlerin üstüne yağdırır. Dirilerin ölülere hediyesi onlar için yap*tıkları istiğfardır.
Beyhaki dedi ki:
Ebû Ali el-Hüseyn b. Ali el-Hafiz dedi ki: Bu hadis Abdullah b. Mübarek'm hadislerinden olup garip bir hadistir. Horasan âlim*lerine rivayet edilmemiştir.
İbn Ebi’d- Dünya, Sufyan'dan rivayet ettiğine göre şöyle deniliyormuş:
(Ölülerin duaya olan ihtiyacı, dirilerin içmek ve yemeye olan ihtiyacından daha şiddetlidir.)
Duanın ölülere menfaat verdiği, müteaddit icmâlarla sabit Kur'an'dan delili de şu âyettir:
Onlardan sonra gelenler derler ki; Ey Rabbimiz, bize ve iman öncülerimiz olan kardeşlerimize mağfiret et.) (Haşir, 10)
.İbn Ebi’d- Dünya, Selef birisinden rivayet ettiğine göre; şöyle demiştir:
Bir kardeşimi, ölümünden sonra rüyada gördüm. Dirilerin duası sana ulaşıyor mu? dedim.. (Evet, vallahi, nur gibi dalgalanarak ge*liyor. Sonra onu giyiyoruz...) dedi.
Amr b. Cerir'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Kul, ölü olan kardeşine duâ ettiği zaman, bir melek o duayı onun kabrine götürür. (Ey gurbette kalan kabrin sahibi! Bu sana çok şefkat eden falan kardeşinden bir hediyedir,) der.
Salih birisi babasmı rüyasında görmüş. Babası;
(Oğlum neden hediyenizi bizden kestiniz?) demiş.
Oğlu:
— Ölüler, dirilerin hediyelerinin farkına varırlar mı? diye sorunca: O:
— Eğer diriler olmasaydı, Ölüler helak olurdu, demiş.
İbn Neccar Tarihlinde Malik b. Dinar'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
Cuma gecesi kabristana girdim. Baktım karşımda parlak bir nur..) Dedim ki, lâilaheillallah, demek Allah burdakilere mağfiret etmiş. Birden uzaktan bir ses geldi. Yâ Mâlik b. Dinar! Bu, müminlerin kabirdeki kardeşlerine gönderdikleri hediyeleridir.
Ben, (seni konuşturan Allah hakkı için nedendir bu nur?) de*dim. Dedi ki:
(Bu gece bir adam güzelce abdest aldı. Yâ eyyühel-kâfirun ve kulhüvellahü ehad) sûrelerini okudu. Ve (sevabını bu kabristanda*ki, müminlere hediye ettim,) dedi. Bunun için Allah doğuda batıda, bir ışık, bir nur bir genişlik ve sevinç indirdi.)
Malik dedi ki: Artık her Cuma gecesi ben o sûreleri okurdum.
Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyada gördüm. Buyurdu kî:
(Yâ Mâlik, ümmetime hediye ettiğin nurlar sayısınca Allah sa*na mağfiret etti. Ve sana o kadar sevap vardır. Sonra buyurdu ki (ve sana Cennette münif bir saray bina etti. Ben (Münif nedir?) de*dim. Buyurdu ki:
(Şerefeleri Cennet ehli üzerine uzanan yüksek bina demektir.)
İbn Ebi’d- Dünya, Beşşâr b. Galip'den rivayet ettiğine göre şöy*le demiştir:
Rabia'yı rüyada gördüm. Daha önce ona çok dua ediyordum. Dedi ki:
Ey Beşşâr, senin hediyelerin ipek mendillerle örtülü, nuranî ta*baklar üstünde bize geliyor. Ben
— Nasıl olur bu? dedim. O-.
— Bu hediyeler diri müminlerin duasıdır. Onlar ölülere duâ et*tikleri zaman, o duâ nuranî tabaklar Üstünde, ipek mendiller içine konulur. Sonra, hangi Ölü için dua edilmişse ona getirilir ve bu fa*lanın sana hediyesidir, denilir.
Taberanî Evsatte, Enes (radıyallahü anh’den merfuan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle bu*yurdu:
Ümmetim, Ümmet-i Merhumedir. Günahları ile kabre girerler. Müminlerin onlara yaptığı istiğfarla temizlenmiş olarak çıkarlar.
İbn Ebi Şeybe, Hasan'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
Bana ulaştı ki: Allah insana şöyle der:
Ey Adem oğlu! Senin olmadıkları halde iki şeyi sana kıldım:
Birincisi ölümünden sonra infakını vasiyet ettiğin malın ki, o mal artık başkasının olmuştur.
. İkincisi müslümanların sana yaptığı duadır: Halbuki sen o za*man öyle bir yerdesin ki, artık ne iyilik yapabilirsin ne de kötülük.)
Daremi, Müsned'inde İbn Mes'ud'dan rivayet ettiğine göre, şöy*le demiştir:
Dört şey adamın ölümünden sonra ona verilir:
— Daha önce Allah yolunda tasarruf ettiği malın üçte biri (yani vasiyet miktarı) ....
— Ölümünden sonra ona dua eden salih çocuğun duası..
— Açtığı iyi çığır.
— Ve yüz kişinin şefaati ki yüz kişi bir adama şefaatçi olursa, şefaatleri kabul edilir.
Buharı ve Müslim, Âişe (radıyallahü anhâ) ’dan rivayet ettikle*rine göre,-
Bir adam, Yâ Hasbunallah: Anam füceten öldü. Eğer fırsat bu*lup konuşabilseydi, sadaka vasiyet ederdi. Ben onun yerinde sada*ka verirsem, ona sevap olur mu? diye sordu.
Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : (Evet, olur) diye buyurdu.
Buhari, İbn Abbâs (radıyallahü anh) 'dan rivayet ettiğine göre;
Sa'd b. Ubade'nin anası vefat etti. O da hazır değildi. Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'a geldi, dedi ki:
(Yâ Resûlallah anam öldü. Ben de hazır değildim. Onun yerin*de sadaka verirsem ona yararı olur mu?)
Buyurdu ki:
— Evet yararı olur.
Sa'd da: Şahid ol; bostanımı anam için sadaka verlyoruiJRjjdedi.
İmam Ahmed ve dört muhaddis, Sa'd b. Ubade (radıyallahü anh) ’dan rivayet ettiklerine göre O:
— Yâ Resûlallah! Anam öldü. Onun için vereceğim hangi sa*daka daha üstündür? diye sordu.
Rasûlüllah (su) diye buyurdu.. Bunun üzerine kalktı, bir kuyu kazdı ve (bu Sa'd'ın anası içindir) dedi.
Taberâni, Ukbe b. Âmir'den rivayet ettiğine göre (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Sadaka, sahiplerinden kabir hararetini söndürür.
Taberâni Evsat) da sahih bir sened île, Enes (RadKallahû anh) 'd&n rivayet ettiğine göre;
Sa'd, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e
— Yâ Resûlallah, Annem bir şey vasiyet etmeden ölmüş. Onun yerine sadaka verirsem ona fayda verir mi? dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) cevaben:
— Evet fayda verir ve en gerekli şey sudur, diye buyurdu.
Yine Taberani, Sa'd b.. Ubâde'den rivayet ettiğine göre; şöyle demiştir: Ben?
— Yâ Resûlallah anam öldü ne vasiyet etti, ne de bir şey sa*daka verdi. Onun yerinde sadaka verirsem ona yararı olur mu? de*dim.
Buyurdu ki:
— Evet, yanmış bir kemik dahi versen...
Yine Taberani, İbn Amr'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah fSallallâhû aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Biriniz sünnet olan bir sadaka verecek olursa, ebeveyni yerinde versin. O sadakanın sevabı onlara gider ve onun sevabından da hiç bir şey eksilmez.
Deylemi bunun bir benzerini, Muâviye b. Hayden'in hadisinde nakletmiştir.’
Taberani —(Evsat) da— Enes (Radyallahû anh) ’dan rivayet et*tiğine göre, şöyle demiştir:
Resûluîlah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’dan şöyle işittim:
Herhangi bir evden biri ölünce ve onun yerine sadaka verilse, Cebrail, o sadakayı nurani tabaklar üstünde ona hediye eder. Kab*rinin kenarında durur, der ki:
(Ey derin kabir sahibi! Bu senin ailenin sana gönderdiği bir he*diyedir. Al kabul et.) O hediye onun kabrine girer. O onunla sevi*nir ve müjdelenir. Kendilerine bir hediye gelmeyen komşuları ise üzülürler.
İbn Ebi Şeybe, Sa'd İbn Ebû Saîd'den rivayetine göre şöyle demiştir:
-Ölü için bir kemik dahi sadaka verilse ona gider.)
Beyhaki (Şuâb-ı İman) da el-lsbehani Tergib) de içinde iki meçhul olan bir sened ile İbn Ömer (radıyallahü anh’dan riva*yet ettiklerine göre; Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Kim ebeveyni yerine haccederse ateşten kurtulur ve onun se*vabından hiç bir şey eksilmeden ebeveyni içinde tam bir haccın se*vabı oîur.
Ve Rasûlüllah buyurdu ki:
(Kişi, ölümlerinden sonra akrabası yerinde yaptığı hacd tün hiç bir şeyi onlara bağışlamış değildir.)
Ebû Abdullah es-Sakafi, (es-Sakafiyat) kitabında feydl b. Erkam'dan rivayet ettiğine göre, Resûluîlah (sallallahü lem) şöyle buyurdu:
(Kim hac etmeyen ebeveyni yerine hac ederse, onlar hac etmiş olurlar. Gökteki ruhları müjdelenir. Ve kendisi de Allah katında iyi*lerden sayılır.)
Bezzâr, Taberani, güzel sayılan bir sened ile, Enes(hadıyallahûanh) 'dan rivayet ettiklerine göre;
Bir adam, Resûluîlah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e geldi. Ba*bam hac farizasını yerine getirmeden öldü, dedi.
Resûluîlah buyurdu ki:
— Babanın borcu olsaydı ödemez miydin? Adam:
— Evet, dedi. Buyurdu ki:
— İşte hac da onun borcudur. Öde!..
Taberani'nin Ukbete b. Âmir'den rivayetine göre
Bir kadm Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e geldi. Anam öldüğü halde onun bedeline hac etsem olur mu? dedi.
Rasûlüllah buyurdu ki:
— Eğer ananın borcu olsaydı ve ödeseydin, kabul edilmez miy*di?
Kadm:
— Evet, dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun anası yerine hac etmesini emretti.
Yine Taberâni (Evsât) da, Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) 'dan rivayetine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle bu*yurdu:
(Kim, bir ölü yerinde hacca giderse, onun sevabı kadar ona da sevap vardır.)
İbn Ebi Şeybe, Ata ve Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiklerine göre onlar şöyle demişlerdir:
Bir adam, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e geldi.
— Yâ Resûlallah, babam öldüğü halde onun yerinde köle âzad etsem olur mu? deyince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) :
— Evet... diye buyurdu.
Yine İbn Ebi Şeybe, Atâ'dan rivayetine göre şöyle demiştir:
Üç şey ölümden sonra kişiye ulaşır. Köle âzad etmek, hac ve sadaka...
Ebû Cafer'den rivayet edildiğine göre, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hü*seyin (radıyallahü anhüma) , ölümünden sonra Hazret-i Ali yerinde köle azad ediyorlardı.
İbn Sa'd Kasım b. Muhammed rivayet ettiğine göre)
Âişe (radıyallahü anhâ) kardeşi Abdurrahman (radıyallahü anh) yerine onun evinde büyümüş kölelerinden birini azad etti, ölü*münden sonra ona fayda vereceğini umuyordu.
Ebû Şeyh b. Hibban, el-Vesâya) kitabında, rivayet ettiğine -göre Amr b. el-As, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) 'e şÖ"yle sordu: |
— Yâ Resûlallah! Babam Âs, vasiyet etti ki, onun sevabına yüz kişi âzad edilsin. Hişâm bunun vasiyetinin yarısını yerine getirdi.
(diğer yarısını ben yerine getirsem olur mu?)
Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
— Hayır, ancak müslümanm yerinde sadaka verilir, haccedilir, köle azad edilir. Eğer As mü si uman ise o sevap ona kavuşur.
İbn Ebi Şeybe, Haccac b. Dinar'dan rivayet ettiğine göre îte-sûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Ana babamn Ölümünden sonra namazınla beraber onlarm yeri*ne namaz kılmak, orucunla beraber onlarm yerine oruç tutmak ve sadaka vermekle beraber onlarm yerine sadaka vermek sevaptan*dır.
Müslim, Büreyde'den rivayet ettiğine göre bir kadm: Yâ Resûlallah!’Anamın iki ay oruç borcu vardı. Onun ye||ne oruç tutsam olur mu? Buyurdu ki:
— Evet. Kadm
— Anam hiç hac etmedi? Onun yerine hacca gitsem olur mu?, dedi.
Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) :
— Evet olur, dedi.
Buharı ve Müslim, Âişe (radıyallahü anhâVdan rivayet ettik*lerine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
(Kim, oruç borcu varken Ölse onun velisi onun yerinde oruç tutar.)
Ebû Muhammed es-Semerkandi, İhlas suresinin faziletleri hak-Kinda Ali (radıyallahü anh) 'dan merfuan rivayet ettiğine göte şöy*le demiştir:
Kim kabristana girip onbir sefer ihlas sûresini okusa ve seva*bını Ölülere hibe etse, ölüler sayısınca kendisine ecirler yazdı.
Ebu'l-Kasım Sa'd b. Ali ez-Zencâni (Fevaid) inde Ebû re'den rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi lem) şöyle buyurmuştur:
Kim kabristana girdiğinde fatiha, ihlas ve elhakümüttekâsürü sûrelerini okusa ve (Yâ Rabbi senin kelâmından okuduğum miktarın sevabını bu kabristanda yatan mümin ve müminelere hibe et*tim) dese, ördaki bütün ölüler Allah katında ona şefaatçi olurlar.
Kadî Ebû Bekir b. Abdülbaki el-Ensâri Meşihat'inde Seleme b. Ubeyd'den rivayet ettiğine göre Hammad el-Mekki şöyle demiştir =
Bir gece Mekke kabristanına çıktım, başımı bir kabrin üstüne koydum ve uyudum. Rüyamda makberdeki ölüleri halka halka gör*düm. Ben, (kıyamet mi koptu?) dedim. Onlar;
Hayır, fakat bir kardeşimiz ihlas suresini okudu, sevabını bize hediye etti. İşte biz bir senedir onun sevabım paylaşıyoruz.
El-Halİal'ın arkadaşı Abdülaziz senediyle Enes (radıyallahü anh’dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurdu:.
Kim kabristan'a girse ve Yasin suresini okusa, Allah ordaki ya*tanların yükünü hafifletir. Ve o ölüler sayısınca oha hasenat ya*zılır.
Kurtubî dedi ki: (Ölülerinize Yasin sûresini okuyunuz) hadisi ikz mânâya muhtemeldir:
1- Sekerâta girenlere...
2- Kabirde yatan Ölülere...
Ben diyorum: Kitab'ın başında geçtiği gibi Cumhûr-u Ulemâ bi*rinci görüştedirler. İbn Abdülvâhid el-Mukaddesi ise ikinci görüşü savunmuş. Şâfiiler'in müteahhirininden olan Muhibb-i Taberi, hadisi umumi tutarak her iki görüşün de kast edildiğini söylemiştir.
Gazali'nin (İhyâ) sında, Abdülhakk'ın (el-Âkibe) sinde Ahmed bül-Hanbel'den nakledildiğine göre şöyle demiştir:
Kabristana girdiğiniz zaman Fatiha, mauzeteyn ve ihlâs sûrele*rini okuyunuz, sevabını ölülere hediye ediniz. Çünkü okumanın se*vabı onlara kavuşur.
Kurtubî demiş ki: Okuyan- için kıraatin sevabı, ölü için de din-, lemenin sevabı vardır. Bunun için rahmet ona da kavuşur. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
(Kur'an okunduğu zaman dinleyiniz ve sesinizi kesiniz, umulur ki rahmet edilesiniz.)
Allah'ın kerem ve rahmetinden uzak değil ki: Kıraetin ve din*lemenin de sevabını birden ona kavuştursun veya o işitmeden ona okunan ve hediye edilen kıraetin sevabını ona kavuştursun. Sadaka ve duanın sevabı ona kavuştuğu gibi...
Hanefi Kadihan'ın Fetavâsmda şöyle denilmiştir:
(Kim kabirlerin yanında Kur'an okusa eğer Kur'an sesiyle on*lara ünsiyet vermek istiyorsa okuyabilir. Eğer o niyetle okumasa istediği her yerde okuyabilir. Çünkü Allah her yerde işitir.)
Bir Fasıl
Kurtubî dedi ki: Bâzı alimlerimiz, kabir yanında okunan Kur'an'-
la löiünün yararlandığına hurma dalı hadisini delil getirmişler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hurma dalını ikiye böldü bir kabrin üstüne dikti.
(Umulur ki bunlar kurumadan Allah onlarla Ölünün yükünü hafifletsin.) diye buyurdu.
Hattâbi dedi ki: Bu mesele ilim adamlarınca şu manaya yorum*lanmıştır:
Eşya, yaradılışları yaş ve yeşil kaldıkça teşbih ederler. Hattabi de demiş ki: Hurma dalının tesbihiyle Allah ölünün yükünü hafif*letirse müminin Kur'an okumasiyle tarik-i evlâ ile hafifletir.
Bu hadis, kabirler üzerinde ağaç dikme meselesinin aslıdır.
İbn Asakir, Hammad b. Seleme tarikiyle Katâde'den rivayet ettiğine göre, Ebû Berzete el-Eslemi (radıyallahü anhüm) nakîedi-yormuş ki:
Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kabrin yanından geçti. Sahibi azap içinde idi. Bir dal aldı, Kabre dikti ve şöyle bu*yurdu:
Umulur ki, bu dal yaş kaldıkça onu azaptan korusun.
Ebû Berzete de şöyle vasiyet ediyormuş: Öldüğüm zaman kabrime iki dal koyun...
Ravi dedi ki: O Kerman ve kümes arasında bir çölde öldü, or-dakiler: Bu arkadaşımız kabrine iki dal dikilsin, diye vasiyet edi*yordu. Fakat içinde yaş hiç bir şey olmadan bir çölde öldü, dediler. Onlar, böyle konuşurken Sicistan tarafından bir kervan geldi. Bera*berlerinde hurma dalları vardı. Onlardan iki dal aldılar ve onunla beraber kabre koydular.
İbn Sa'd Müverrık'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Büreyde, kabrine iki dalın konmasını vasiyet etti.
İbn Neccar'ın tarihinde Kesir b. Salim el-Heytirün hâl terce-mesinde şöyle yazılıdır ;
Kesir b. Salim kabri yıkıldığında tamir edilmemesini tavsiye etmiş, bu konuda şiddetli te'kitlerde bulunmuş ve demiştir ki: Allah (Azze ve Ceîle) yıkılmış kabirlere bakar, içindekilere merhamet eder, Ben istiyorum ki, onlardan olayım.
İbn Neccâr (Kesir b. Salim'in dediğine benzer, sahabelerden rivayetler vardır,) demiş. Sonra Abd b. Hamid tarikiyle... Vehb b. Münebbih'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: -
İrmiya Peygamber (aleyhi's-selâm) içindekilerin azap gördugu bir Kabristan'm yanmdan geçti. Bir sene sonra bir daha ordan geç*ti Baktı azapları sakinleşmiş. Sübhanallah! Sübhanallah. Geçen aene burdan geçtim, bu ölüler azap içinde idi. Bu sene azapları sa*kinleşmiş, dedi. Birden gökten bir ses:
— Yâ İrmiya! Ya İrmiya! Kefenleri parçalanmıştı. Saçları dökül*müş kabirleri yıkılmıştı. Sen onlara bakıp onlara addın! Ben de ka*birleri yıkılmış, kefenleri parçalanmış saçları dökülüşlere böyle ba-kıp rahmet ederim.
Şeyh İzzeddin b. Abdüsselâm, şöyle dedi:
Her insanda iki ruh var: Biri uyanıklık ruhu ki,allah onunla insanı uyanık tutar. O cesedden çıkınca insan uyur, rüyaları gören o ruhtur...
İkinci ruh; Hayat ruhudur ki Allah onunla insanı canlı tutar. O ruh insandan ayrılınca insan ölür. Ona dönünce yine dirilir.
Bu iki ruh insanın içindedir, yerlerini ancak Allah'ın bildirdiği kimseler bilir. Bunlar, bir kadının karnında olan cenin gibidirler.
Bir kısım mütekellimler de demişler: Zahir olan görüş odur ki, ruh kalbin yakınındadır.
İbn Abdülberre de şöyle demiştir: Ruhun kalb içinde olması bana göre akıldan uzak bir mesele değildir. Mümkündür ki, bütün ruhlar mırani, latif ve şeffaf olsun. Veya bu nuraniyet ve şeffafiyet müminlerin ruhlarma mahsus olsun. Kafir ve şeytanların ruhları da siyah olsun.
Canlılık ruhuna delâlet eden şu ayettir:
(Söyle, size müekkel kılınan melek ruhunuzu alır.)
Uyanıklık ve canlılık ruhlarına delâlet eden de şu ayettir.
(Allah ölümleri anında nefisleri alır. Rüyada olup ölmeyeni de alır. Ölümle hükmettiğini tutar. Diğerini belli bir zamana kadar salıverir.)
Mânâsı: Allah, cesedleri ölmeyen nefisleri rüyada alır. Ölümle hükmettiğini yanında tutar. Onu cesedine göndermez. Diğer uyanık*lık ruhlarını belli bir zamana kadar yani ölüme kadar cesedlerine gönderir.
Ölüm anında canlılık ruhları ve uyanıklık ruhları birden alınır. Fakat canlılık ruhları ölmez. Canlı olarak göğe çıkartılır. Kâfirlerin ruhları kovulur ve o gök kapıları onlara açılmaz. Müminlere ise açılır. Ta Rabbülaleminin huzuruna arz edilir. Ne kıymetli arzedi-liş! Ve ne şerefli götürülüş!
Dürr-el-Fahire adlı kitapta Gazali sözü arasında şu ibare vardır:
(Müminin ruhu arı sûretindedir. Kâfirin ruhu ise çekirge sûretindedir.)
|