Fetva ve hüküm vermekte az cesaretli olmak, vaaz vermek ve ilim öğretmek için tayin edilmeye hevesli olmamak Selef-i salihinin adetlerindendir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:أَجْرَؤُكُمْ عَلَى النَّارِ أَجْرَؤُكُمْ عَلَى الْفُتْيَا“Sizin ateşe atılmaya en cüretkâr olanınız, fetva vermeye en cürretkâr olanınızdır.”[ Sünen-i Dârimî, Babü’l-Fütyâ, 157; Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, 183]Selef-i salihin, susup dinlemeyi, konuşmaktan daha faziletli ve isimlerinin bilinmemesini meşhur olmaktan daha şerefli sayarlardı. Diğer Müslüman kardeşlerinden birinin fetva verip kendilerine ihtiyaç bırakmamalarını temenni ederlerdi. Hz. Ömer (r.a) çoğu kere bir olayla karşılaştığında Bedir ehlini toplar, onlarla istişare ederdi. Sadece kendi görüşüyle hüküm vermezdi. Selef-i salihinden hiçbiri dinin önemli meseleri dışında fetva vermezlerdi. Bunların dışındaki kapalı ve garip meselelerde asla fetva vermezlerdi. Onlar fetva verdiklerinde, büyüklük, baş olmak, herkesin hürmetini kazanmak, kalplerine girmek, menfaat elde etmek ve mevki kapmak gibi bir talepleri olmazdı. Onların bu husustaki bütün gayretleri, Allah’ın sevabını kazanmak, rızasını elde etmek, kelimesini yüceltmek, dinine yardım etmek ve üzerlerindeki emaneti kendilerinden sonra gelen kardeşlerine teslim etmek içindi. Bunların tamamı onların üzerine farzdı.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|