Alıntı:
S E N E 7 Nickli Üyeden Alıntı
Selamün aleyküm çocuğumun Allah izin verirse hafız olmasını istiyorum, hafız olamazsa bile en azından iyi bir manevi eğitim almasını istiyorum, bunun için önerileriniz var mı acaba nasıl bir yol izlemeliyiz , tecrübe sahibi büyüklerimin fikirleri benim için önemli şimdiden Allah razı olsun .
|
Babaların nasıl bir vazifeyle karşı karşıya olduğunu bir hadis üzerinden anlamaya çalışalım. Câbir b. Semüre’nin rivayet ettiğine göre Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kişinin evinde oturup çocuklarına terbiye vermesi, bir sâ’ (yaklaşık 2 kg) sadaka vermesinden daha hayırlıdır.” [Tirmizî, “Birr”, “33”; Ahmed b. Hanbel, Müsned, beşinci cilt, 96, 102] Efendimiz (s.a.v.) böyle demekle aslında çocuk terbiyesinin ne kadar önemli olduğunu da beyan etmiş olmaktadır. Allah Resulü (s.a.v.), çocuk terbiyesinin değer ve kıymetini beyan ettiği gibi usul ve üslubunu da gösterdi. Fiili olarak da çok önemli örneklikler ortaya koydu. Bundan dolayı çocuk terbiyesi konusunun perdesini aralar aralamaz, karşımıza ilk çıkan husus, temsiliyettir. Efendimiz (s.a.v.), çocuk terbiyesinin temsiliyet ile başladığını ve bununla devam ettiğini bizlere beyan etmiştir. Temsiliyet, sözden daha tesirlidir. Bu çağın insanları olarak en fazla ihmal ettiğimiz alan da budur maalesef. Sözlerimiz; çocuklarımıza, evimize, hanemize ne kadar sirayet ediyor? Bu, üzerinde durup düşünmemiz gereken önemli bir husustur. Efendimiz ’in (s.a.v.) terbiyesinde yetişen çocuklar, onun (s.a.v.) sözlerinden ziyade bizzat hayatıyla terbiye olmuşlardır. Buna en önemli örnek de Efendimiz ‘in (s.a.v.) hanesindeki kızların nasıl iman ettiğidir. Bu konuda bir bilgi ya da rivayet yoktur. Ancak bildiğimiz bir hakikat vardır ki o da şudur: O kızlar nübüvvetin ilk günlerinde Müslüman olmuş, namaz kılmış ve babalarının getirdiği her şeyi tasdik etmişlerdir. Buradan çok önemli bir bilgi çıkarıyoruz. Allah Resûlü’nün (s.a.v.) kırk yıllık nübüvvet öncesi hayatında ortaya koyduğu ahlâk ve fiili örneklik, onlara tebliğ eden en önemli vesile olmuş, sonrasında söze gerek kalmamıştır.
İmam Gazzâlî demiştir ki: “Eğri ağacın düzgün gölgesi olmaz. Ana, baba ve muallim düzgün bir ağaç gibi olmalıdır ki çocuk da onun gölgesi gibi dosdoğru olsun.” Çocuklarımız bizim gölgelerimizdir. Bundan dolayı onlar, söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı yapıyor, yaşadıklarımızı yaşıyorlar. Bu konuda çok ciddi arızalarımız var maalesef... Çocuklarımız, hayatımızda bir bütünlük görmüyor. Sokakta başka, camide başka, vakıfta başka, arkadaşlarımızın yanında başka, evde başka bir kimliğe büründüğümüz için çocuklara örnek olamıyoruz. Sonra da suçu onlara atıyoruz. Mesela kendimiz namazları aksatıyoruz ama namaz kahramanı çocuklar bekliyoruz. Kitap okumuyoruz ama âlim olacak çocuklar umut ediyoruz. İnternet ve televizyon ile münasebetimiz de belli, elimizden telefonu da düşürmüyoruz. Çocuklarımız bunları yaptığında da onları ikaz etmekten geri durmuyoruz. Söylediklerimiz ile yaptıklarımız uyuşmadığı için ne söylersek söyleyelim ne yazık ki maya tutmuyor.