Çok şey yaşadı, öğretisi hayatının bir sonucuydu. Hayatına bakansa öğretisinin uygulamasını görecektir ileride.
Oluşması bir bebeğin dünyaya gelmesi gibi sancılı olan bu öğretiyi öğrencilerine anlatmak için de çok çaba sarf etti. O kadar ki artık hayatının son demlerine geldiğinin farkındaydı.
Son bir şey kalmıştı anlatacağı. Bunu da anlatacak sonra iş teferruata ve zamanını beklemeye kalacaktı.
Öncesinde bir akademi olan sonrasında -maalesef ki- bir tapınağa dönüşecek olan okuldaki büyük küçük, öğretiye gönül vermiş herkesi çağırdı.
Vereceği mesaj hayatını adadığı öğreti kadar önemliydi. Çünkü hayattayken yaşadığı ve yaşattığı bu öğretinin hayatı sona erdikten sonra devamı bu mesaja bağlıydı.
Herkes merakla toplandı. Herkesi çağırması çok önemli bir konu olduğunun göstergesiydi. Çünkü genelde herkes aynı anda müsait olmaz, bilgiler elden ele iletilirdi. Sadece çok önemli hususlarda böyle büyük toplantılar olurdu.
Çok kısa ve öz konuştu. Anlamayacak kişi için "Bunun için mi toplandık?" sorusunu sorduracak cinstendi.
"Beni iki kez ilahlaştırmaya çalışacaksınız. Lütfen yapmayın."
Bu büyük bir iddia olmakla beraber şaşırkıcıydı. Çünkü o zamana kadar ciddiye alınacak böyle bir durum gerçekleşmemişti. Hatta art niyet arayan birisi çıksa, ne anlattığını sanıyor ki ilahlaştıracağını düşünüyor diye düşünebilirdi.
Bu süreçte içine kapanmıştı. Öğretisini önde gelen öğrencileri devam ettiriyor, o ise uzaktan mutlulukla seyrediyordu. Önemli hususlar haricinde bu sükunet hali devam ediyordu.
Bir süre sonra dikbaşlı bir öğrencisi, beklenen söylentiyi çıkardı. "Bu öğretinih sahibi bir insan olamaz olsa olsa tanrıdır." dedi. Çevresindeki öğrenciler de buna ikna olmuştu.
Hemen bu söylenti yayıldı. Tabii ki Buddha'nın da kulağına gitti. Hemen müdahale etti ve engel oldu. Kendisinin onlardan biri olduğunu, sadece öğretiyi anlatmanın fırsatını kendisinin yakaladığını ifade etti. İlk girişim engellenmiş oldu.
Yakınındaki öğrencilerine özellikle böyle bir durum için hazırlıklı olmalarını tekrar rice etti.
O gün gelmiş vefat etmişti. Ölümü çok büyük bir hüzünle karşılandı. Öyle ki Buddha'yı tanıyıp da ölümüne üzülmeyen kimse yoktu.
Aradan zaman geçti. Yakın öğrencileri artık azınlıkta kaldı. Her işe yetişemez ve her konuya müdahale edemez oldular. Çok zaman geçmedi ki yeniden bir iddia yayıldı. Öğretinin sahibi tanrı olmalıydı.
Katipler, eski öğrenciler duruma müdahale etmek istediler, fakat sesleri az çıkar, sayıları diğerleri yanında az kalır olmuştu.
Dildeh dile dolaşan bu iddia artık kabul edilir hale gelmişti. Öğretisinin bu tehlikeye girmesi konusunda uyarı yapmasına rağmen Buddha, artık bir öğretinin öncüsü değil, bir tanrıydı.
Önüne geçemeyen eski öğrenciler bu durumu üzülerek seyrettiler.
Zaman geçtikçe bu öğretici bir din olarak büyük kitlelere yayıldı.
Özü bilen için çok güzel olan bir durum, olması gerektiğinden çok başka noktalara gitmişti...
Khantura
__________________
Hiç kimse vazgeçilmez değildir.
Ve kimse kendini vazgeçilmez sanan
biri kadar aptal değildir.
|