Harikulâde veya fevkalâde kelimeleri ile ifade edilen, insanları acze düşüren ve tabiat kanunlarının haricinde kalan mucize, peygamberlik gibi ilahi bir hâdisedir. Bu husus nazar-ı dikkate alınarak mucizeyi şöyle tarif etmek mümkündür: Peygamberlik davasında bulunan bir zatın, bu iddiasında doğru olduğunu ispat etmek için, Allah Teâlâ’nın kudreti ile göstermeye muvaffak olduğu ve diğer insanların yapmaktan âciz kaldığı harikulade olaylara mucize denir.
Peygamberlerin izhar buyurdukları her mucize bir harika olduğu hâlde, her harika bir mucize değildir. Aralarında birçok farklar vardır. Bu farkları kısaca şöyle özetleyebiliriz:
1- Mucize, ancak nübüvvet ve risalete mazhar olan şahıslar tarafından izhar olunur.
2- Mucize, nübüvvet iddiasında bulunan zatın davasına muvafık bir surette zuhur eder.
3- Mucize, dava-yı nübüvvet olup onu katiyen tekzip etmez.
4- Mucize, genel olarak halkın isteği üzerine izhar buyurulur. Bunun bir eşini de siz meydana getiriniz, denildiği zaman kimse buna kadir olamaz.
5- Mucizeyi izhar eden zât, her türlü ahlâkî fazilet ile muttasıf olup, mucizeyi kendi menfaatinden ziyade beşeriyeti irşad için bir vasıta olarak kullanır.
Mucize dışında kalan harikulâde veya fevkalâde olaylar da vardır. Bu olaylar yani, harikalar; İrhas, keramet, meûnet, istidraç ve ihanet adlarını alır.:
İrhas: Peygamber olacak bir zattan, nübüvvetinden yani, nübüvvet davasından evvel harikulâde bir âdet zuhur etmişse veya ederse buna İrhas denir. Bu, o zatın peygamber olmasına alâmettir. Mucize ile İrhas, enbiyaya mahsustur. Hazret-i İsa (a.s.)’ın beşikte iken söz söylemesi, bazı ağaçların ve taşların Peygamber (s.a.v.) Efendimize peygamber olmadan evvel selâm vermesi olaylarına İrhas denir.
Keramet: Şer’i şerif ile âmil olan bazı değerli şahıslar vardır ki bunlara veli denir. Veli’nin çoğulu Evliya’dır. Veliyullah demek Allah Teâlâ’nın dostu demektir. Böyle kimselerden zuhur eden harikulâde olaylara keramet denilir. Ehl-i sünnet itikadınca evliyanın kerameti haktır. Birçok zatlardan keramet zuhur ettiğine dair çeşitli rivayetler mevcuttur. Bunların arasında en calibi-i dikkat olanı tayy-i mekân yani, uzak bir mesafeyi az bir zaman içinde kat ‘etmek, kerâmetidir.Evliyâullahtan zuhur eden kerametler, onların tâbi oldukları peygamberlerin birer eser-i mucizesi demektir. Yalnız, nübüvvet davasına yakın ve mucize derecesine haiz olamazlar. Kerametler, her istenilen anda izhar olunamadığı için mucizelerden ayrılırlar.
Meûnet: Ehl-i İslâm’ın Salihlerden olup, hâli gizli kalmış olan bazı şahıslardan zuhur eden harikulâde olaylara meûnet adı verilir. Meûnet, daha ziyade salih kulun maişetini kolaylıkla teminde veya bir belâ veya bir mihnetten kurtulmada kendini gösterir. Bazı safdillerin hâllerinde de meûnet kendini gösterir. Karşılarındaki insanların maksat ve niyetlerini hemen anlayıp açıklamak ve onlardan gelebilecek bir hareketi o anda durdurmak meûnet kabilindendir.
İstidraç: Fısk ve küfrü açıkça belli olan bir kimseden arzusuna uygun olarak bir harika meydana gelirse buna istidraç adı verilir. Ekseriya dünyaya müteallik emellerin meydana gelmesi için yapılan duaların yerine getirilmesi bu kabildendir. Bu hâl Zâlim ve kâfir kimsenin daha çok ilahi azaba duçar olmasını sağlar.
İhanet: Fısk ve küfrü açıkça belli olan bir zatın muradına muvafık olmayan yani, arzu ettiğinin aksi olan harikalara ihanet denilir. Buna misal olarak, Hazret-i Ebubekir (r.a.) zamanında, yalancı peygamber olarak ortaya çıkan Müseyleme-tül Kezzab’a, kör olan gözünün açılması için müracaat eden bir şahsı gösterebiliriz. Müseyleme, bir gözü kör olan bu şahsın gözünü açmak için tükürüğünü sürdüğünde adamın öbür gözü de kör olmuştur. Hülasa olarak diyebiliriz ki, mucize ve kerametten başkası, sahibinin büyüklüğüne ve faziletine delâlet etmez. Bunun dışında kalan şeylerin İslâm’da hiçbir kıymeti yoktur. Peygamberân-ı zîşânın göstermiş oldukları mucizeler hakkında Kur’ân-ı Kerîm bize oldukça geniş bilgiler vermektedir. Her peygamber yaşadığı devrin icaplarına göre çeşitli şekil ve suretlerde mucizeler göstermişlerdir.
(Kaynak: İslam Akaidi Hayati Ülkü ÇELİK YAYINEVİ sayfa 94)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|