Tasavvuf terimlerini onar onar gruplandıran Hace Abdullah el-Ensari-el Herevi muhabbet, gayret, şevk, kalak, ataş, vecd, dehşet, heyman, berk ve zevki "ahval" başlığı altında toplamıştır. Ebü'n-Necibes-Sühreverdi'nin Adâbü'lmüridin'i ile İzzeddin el-Kâşinin Mişbȧhu'l-hidaye'sinde "ahval" başlığı altında toplanan haller birbirinden farklıdır. Bu durum his ve tavırla ilgili her şeye tasavvufta hal dendiğini gösterir.
Tasavvufta sufiler haller açısından hallerine hakim olanlar (aba-i ahval), hallerine mahkum olanlar (ebna-i ahval) diye iki gruba ayrılmıştır. Hallerine mağlup ve mahkum olanlar cezbeli ve coşkulu sufiler olup sözlerini ve davranışlarını kontrol edemezler. Bu halde iken kendilerinden şer'i hükümlere uygun düşmeyen söz ve davranışlar sadır olabilir. Bunlar halin hükmü altında bulundukları sürece sorumlu sayılmazlar. Hallerine hakim ve galip olan velilerin sözleri ölçülü, davranışları dengeli ve şer'i hükümlere uygundur. Peygamberler ve büyük veliler hallerine hakimdirler. Başlangıçta haline mağlub olan salik tasavvuf yolunda ilerledikçe haline hakim olur. Bazı sufiler ve arifler ise hal kaydından tamamıyla azade olmuşlar, kendilerini "muhavvilü'l-ahval’’ olan Allah'a teslim ederek O'ndan gelen her şeye razı olmuşlardır. Bayezid Bistami, "Herkesin bir hali vardır. ama arifin hali yoktur" sözüyle bu hususa işaret etmiştir. Tasavvufta hale hakim olmak ona mahkum olmaktan çok daha değerli bir durumdur. Hal kaydından kurtulmak ise en yüksek makamdır. Hal ve halet telvin ehli için söz konusudur. Temkin ehli olanlarda hal ve halet bulunmaz.
Manevi halleri yaşamakta olan bir salikten bazı kerametler zuhur edebilir. Dolayısıyla ehl-i hal bazan duası makbul keramet sahibi veli anlamına da gelir. İbnü'l-Arabi hali, "kulun yaratma hususunda Hakk'ın sıfatıyla zuhur etmesi ve eserlerin onun himmetiyle meydana gelmesi" şeklinde tarif ederken bu noktaya işaret etmiştir.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|