Tekil Mesaj gösterimi
  #5  
Alt 26.12.24, 08:47
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
observer Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hocam direk konuyla ilgili değil ama yazdığınız bilgiden hareketle , peygamberimiz (S.A.V) zamanında ki 2 rekat namaz da tam olarak neler okunurdu , elinizdeki kaynaklardan bu konuda en güvendiğinizden aktarabilirmisiniz mümkünse. (Et tahiyyat , salli barik , rabbena ) bunların hangileri vardı ve eğer ki o vakitlerde bunların bazıları yok ise nasıl ve kim tarafından ilave edilmiştir.
Değerli kardeşim kaynaklarda, İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren namaz ibadetinin mevcut olduğu ve beş vakit namaz farz kılınmadan önce sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit namaz kılındığı belirtilmektedir. Kur'an'daki bazı ayetlerin (Taha suresi ayet 130; Mümin suresi ayet 55) bu iki vakit namaza işaret ettiği görüşünde olanlar da vardır (Tecrid Tercümesi, ikinci cilt, 279; Şevkani, 4.cilt, 497). Vahyin başlangıç döneminde -bazı kaynaklara göre Müddessir suresinin 1-3. ayetleri nazil olunca- Cebrail, Hz. Peygamber'i Mekke'nin yakınlarındaki bir vadiye götürmüş, orada fışkıran su ile önce kendisi, sonra Resul-i Ekrem abdest almış, ardından Resulullah'a namaz kıldırmıştır. Bunun üzerine Hz. Peygamber sevinçli bir şekilde eve gelmiş, Hz. Hatice'nin elinden tutarak oraya götürmüş ve aynı şekilde onunla birlikte abdest alıp iki rekat namaz kılmışlardır (İbn Hişam, 1, 243-245). Üç yıl kadar süren gizli davet ve daha sonraki açık davet döneminde Resul-i Ekrem evinde, ıssız dağ eteklerinde, öğle tenhalığı sırasında Harem'de namaz kılmıştır. Zaman zaman Hz. Ali'yi de yanına alarak Mekke dışındaki vadilerde akşam namazını kıldığı ve hava karardıktan sonra döndüğü nakledilir. İlk Müslümanlar da Mekke içinde gizli yer bulamadıklarında şehir dışına çıkıp ıssız yerlerde ve zaman zaman Mescid haline getirdikleri Erkam adlı sahabinin evinde namaz kılmışlardır.
İslamiyet'te bugün bilinen şekliyle beş vakit namaz hicretten bir buçuk yıl kadar önce Miraç gecesinde farz kılınmıştır (Buhari, "Bed'ü'l-halk", 6; Müslim, "İman", 259; Tirmizi, "Şalat", 213). Hadis mecmualarında yer alan bilgilerden namazların önce ikişer rekat olarak farz kılındığı, hicretten kısa bir süre sonra öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzlarının dörder rekata çıkarıldığı anlaşılmaktadır (Buhari, "Şalat", I; Müslim, "Şalatü'l-müsafirin", 1, 3; Bedreddin el-Ayni, 3.cilt, 287).
Bir ayette namazın müminler için vakitleri belli bir fariza olduğu belirtilmiş (Nisa suresi ayet 103), kılınacağı vakitlere de Kur'an'ın kendine özgü üslubu içinde sarih biçimde veya işaret yoluyla değinilmiştir. Mesela sabah (salatü'l-fecr) ve yatsı (salatü'l-işa) namazları ismen zikredilirken (Nur suresi ayet 58) diğer vakit namazlarına işaretlerde bulunulmuştur. Tefsir kaynaklarında Rum suresinin 17 ve 18. ayetlerinde "akşam vaktine eriştiğinizde" ifadesinin akşam ve yatsı namazlarına, "sabah kalktığınızda" ifadesinin sabah namazına, “akşam üstü" ifadesinin ikindi namazına, "öğle vaktine ulaştığınızda" ifadesinin de öğle namazına işaret ettiği; ayrıca namazın farz kılındığı miraç olayının ardından inen İsra suresinin 78. ayetinde geçen "dülüküş-şems"in öğle ve ikindiyi, "gasaku'l-leyl"in akşam ve yatsıyı, “kur'anü'l-fecr"in sabah namazını ifade ettiği belirtilmektedir. Bu iki ayetin dışında; "Gündüzün iki tarafında ve gecenin-gündüze- yakın saatlerinde namaz kıl" mealindeki ayette (Hud suresi ayet 114) gündüzün iki tarafında kılınması emredilen namazlardan biri sabah namazı, diğeri ise güneş batmadan önceki kısım (taraf) olarak alındığında öğle ve ikindi, battıktan sonraki taraf olarak alındığında akşam ve yatsı olarak yorumlanmıştır. Ayette geçen zülef (gündüze yakın saatler) kelimesinin gecenin gündüze yakın olan ilk saatlerini ifade ettiği dikkate alınarak bu saatlerde kılınması emredilen namazın da yatsı namazı olduğu görüşü benimsenmiştir. Alimlerin çoğunluğu, Bakara suresinin 238. ayetinde yer alan "orta namaz" (es-salatü'l- vusta) ifadesiyle ikindi namazının kastedildiği kanaatindedir; Hz. Peygamber'in bir hadisi de (Buhari, "Cihad", 98; Müslim, "Mesacid", 202, 205, 206) bu görüşü desteklemektedir.
Hz. Peygamber kulun kıyamet gününde ilk olarak namazdan hesaba çekileceğini (Ebu Davud, “Şalat", 145; Tirmizi, “Şalat", 188) bildirmiş, yeni Müslüman olan birine her gün beş vakit namaz kılması gerektiğini söylemiştir (Buhari, "İman", 34; Müslim, "İman", 8, 10, 29, 31). Ayrıca, "Namazı benden gördüğünüz gibi kılınız” diyerek (Buhari, "Ezan”, 18; Darimi, "Şalat", 42) namazların rekat sayılarını ve kılınış şeklini uygulamalarıyla öğretip açıklamış, kendisine bu konuda soru soran bir kişiye, "İki gün bizimle kıl" diyerek onu uy gulamalı olarak öğrenmeye yönlendirmiştir (Müslim, "Mesacid", 178; ibn Mace, "Mevakitü's-salat", I; Nesai, “Mevakitü's- salat", 7)
Hz. Peygamber teşehhüdü namazlarda okumuş ve okunuş biçimini Kur'an'dan bir süre öğretir gibi ashabına öğretmiştir (İbn Mace, "İkametu's salat", 24). Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas, Hz. Ömer, Abdullah b. Ömer, Hz. Aişe, Abdullah b. Zübeyr, Ebu Said el-Hudri, Ebu Musa el-Eş'ari, Selman-1 Farisi gibi sahabiler tarafından nakledilen ve aralarında küçük farklar bulunan teşehhüd ibarelerinden fıkıh mezheplerince daha çok benimsenenler İbn Mes'ud, İbn Abbas ve Hz. Ömer'in rivayetleridir (mesela Tahavi, 1.cilt, 261-266; Muvaffakud- din İbn Kudame, 1.cilt, 535; Tecrid Tercümesi, 2.cilt, 709). Hanefi, Hanbeli ve Zahiriler tarafından tercih edilen İbn Mes'ud rivayetine göre teşehhüd metni şöyledir:
"et-Tahiyyatü li'llahi ve's-salavatu ve't- tayyibat es-selamü aleyke eyyühe'n-nebiy- yü ve rahmetu'lllāhi ve berekatüh es-sela- mü aleyna ve ala ibadi'llahi's-salihin eşhe- dü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Mu- hammeden abdühu ve resulüh”

Başta geçen tahiyyat, salavat ve tayyibat hakkında değişik açıklamalar yapılmış olmakla birlikte (Muvaffakuddin İbn Kudame, 1, 544) İbn Nüceym bunların sırasıyla kavli, bedeni ve mali ibadetler şeklindeki yorumunu daha isabetli bulur (el Baḥrü'r raik, 1, 343). Tahiyyat duasının anlamı şöyledir: "Bütün tazimler, övgüler, mülkler, kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mah- sustur. Ey Peygamber! Sana selam olsun, Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Selam bize ve Allah'ın salih kullarına ol- sun. Kesin olarak bilir ve beyan ederim ki Allah'tan başka tanrı yoktur ve şehadet ederim ki Hz. Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir." Şafiiler ‘in benimsediği İbn Abbas rivayetinde ilk cümle şöyledir: "et-Tahiyya- tü'l-mübarekatü's-salavatü't-tayyibatūibnlillah
Mace, "İkametu's salat", 24, Ebu Davud, "Şalat", 178). Malikiler ‘in tercih ettiği Hz. Ömer rivayetindeki farklılık ise şöyledir: "et- Tahiyyatu lillah ez-zākiyyatu hilah et-tay-"yibatissalavati mah(el Muvatta", "Salat", 53;
Tahavi, 1, 261). Bazı tefsir ve fıkıh kitaplarında Tahiyyat duasıyla irtibat kurularak Resul-i Ekrem'in miraç gecesinde tahiyyat, salavat ve tayyibat kelimeleriyle Cenab-ı Hakk'a tazimde bulunduğu, O'nun da buna selam, rahmet ve bere kat kelimeleriyle mukabele ettiği, Resulullah'ın gör düğü bu iltifat karşısında selamın bütün peygamberler, melekler ve insanlar üzeri ne olmasını temenni ettiği, bunun üzeri- ne bütün meleklerin kelime-i şehadeti söyledikleri kaydedilir (mesela bk. Kurtubi, 3.cilt, 425, İbn Nüceym, 1, 342-343). Bu sebeple teşehhüd duasını okumanın, kulun miraçla sıkı bağı bulunan namaz ibadetinin belirli bölümlerinde (ka'deler) miraç gecesinde gerçekleşen bu olayın hatırasını yad etmesi ve bu vesileyle Allah'a tazimlerini sunması, Resulullah'a selamlarını ve bağlılığını bildirmesi, Allah'ın kendisine, cemaate, meleklere ve salih kullara rahmetle muamele etmesini dilemesi gibi bir anlam taşır. Tirmizi teşehhüd konusunda nakledilen sahih hadisin İbn Mes'ud rivayeti olduğunu, sahabe ve tabiinin büyük çoğunluğunun bununla amel ettiğini belirtir ("Şalat", 214). Şafii, o sırada diğerlerine göre daha küçük yaşta olan İbn Abbas'ın rivayetini Hz. Peygamber'in en son okuduğu teşehhüde daha uygun bulur ve Nur suresinin 61. ayetinde geçen "tahiyye", "mübareke" ve "tayyibe" kelimelerini içermesini bu tercihi destekleyen bir delil şeklinde zikreder. Bununla birlikte Şafii mezhebine mensup bazı fakih ve muhaddisler İbn Mes'ud rivayetini daha sahih kabul etmiştir. Malik, Hz. Ömer'in teşehhüdünü tercih gerekçesini onu Resul- Ekrem'in minberinde okuması ve dinleyen sahabi lerin itiraz etmeyip hakkında icma oluşması şeklinde açıklamıştır. Fıkıh mezhepleri, teşehhüd lerin fazileti hususunda farklı görüşler ileri sürmekle birlikte bunlardan herhangi biriyle namaz kalmanın caiz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.
Tahiyyat namazın ilk oturuş (ka‘de-i ula) ve son oturuş (ka‘de-i ahire) denen kısımlarında okunur. Ardından selamın verildiġi oturuşa ka‘de-i ahire denir. Mesbuk ve lahik bakımından da bu oturuş son oturuş sayılır. İlk oturuşta okunan tahiyyata ilk teşehhüd, son oturuşta okunana ikinci teşehhüd denir. Teşehhüdü okumak Hanefilere göre ilk ve son oturuşta vacip, Maliki'lere göre sünnet Şafilere göre ilk oturuşta sünnet, Hanbeliler'e göre vacip ve her iki mezhebe göre son oturuşta farz dir (rükün); ancak Hanefiler ‘de ilk oturuş ta sünnet, Malikiler ‘de son oturuşta vacip olduğu yönünde birer görüş daha vardır. Buna göre Hanbeli ve Şafii mezheplerin de son oturuşta ne şekilde olursa olsun teşehhüdün terkedilmesi namazın bozulmasına yol açar. Hanbeliler'e göre ilk oturuşta, Hanefilere göre her iki oturuşta da teşehhüdün bilerek terkedilmesi tahrîmen mekruh olup böyle bir namazın iade edilmesi vaciptir, sehven terkedilmesi durumunda sehiv secdesi yapılmak suretiyle namazın eksiği giderilmiş olur. Şafiiler ilk oturuşta, Malikiler her iki oturuşta bilerek de olsa terkedilen teşehhüdün sehiv secdesiyle telafi edilebileceği kanaatindedir. Bu konuda Hanefiler, Hz. Peygamber'in teşehhüdü namazlarda devamlı okuduğu na dair fiili ve kavli sünnetini (Ebu Davud, "Salat", 178, Nesai, "Salat", 15), Şafii ve Hanbeliler onun namazlarda teşehhüdü devamlı okuduğuna dair fiili sünnetinin yanında sahabilere teşehhüdü öğrettiği zaman, "Tahiyyatı söyle, söyleyin, söyle sin, söylesinler" şeklinde emir kiplerini kullanmasını, Malikiler ise bu konuda özellikle sehiv secdesiyle teşehhüdün telafisinin nin mümkün olduğunu gösteren hadisleri delil göstermektedir. İmam ve tek başına klan kişi (münferit) namazlarda teşehhüdü terk ettiğinde sehiv secdesi yapar, cemaat imama tabidir. Hanefi ve Hanbeli ler sehiv secdesinde teşehhüdün okumasının vacip, Malikiler ise müekked sünnet kabul etmiş, Şafiler okunmayacağını söylemiştir.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148