Alıntı:
observer Nickli Üyeden Alıntı
Hocam direk konuyla ilgili değil ama yazdığınız bilgiden hareketle , peygamberimiz (S.A.V) zamanında ki 2 rekat namaz da tam olarak neler okunurdu , elinizdeki kaynaklardan bu konuda en güvendiğinizden aktarabilirmisiniz mümkünse. (Et tahiyyat , salli barik , rabbena ) bunların hangileri vardı ve eğer ki o vakitlerde bunların bazıları yok ise nasıl ve kim tarafından ilave edilmiştir.
|
Teşehhüd ve tahiyyat geleneği kuvvetle muhtemel olarak nüzul dönemine kadar uzanır. Hadis kaynaklarında Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas, Hz. Ömer, Abdullah b. Ömer, Hz. Aişe, Abdullah b. Zübeyr, Ebu Said el-Hudri, Ebu Musa el-Eş'ari gibi birçok sahabiden çeşitli tahiyyat duaları aktarılır. (Buhari, ‘’Ezan’’ 148, 150; Müslim, ‘’Salat’’ 55, 60) Bu duaların özü Allah'ı tazim (yüceltme), Rasulullah'a selam, sevgi, bağlılık beyanı ve aynı zamanda namaz kılan kişinin kendisine ve müminlere esenlik (selam) niyazıdır. Ahzab suresi 56. ayette Allah'ın ve meleklerin Hz. Peygamber'e "salat"ta bulunması ayrı bir konudur.
Burada bahis konusu ettiğim husus namazda tahiyyat, salli-barik dualarının okunması ve bu dualarda Hz. İbrahim ile Hz. Muhammed'in ailelerinin hayırla yad edilmesinin (salat ve selam) namaz ibadetiyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusudur. Namazda salli-barik dualarını okumanın bu ibadetin ruhuyla bağdaşmadığı, çünkü söz konusu duaların hem Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed'i hem de ailelerini tazim anlamı taşıdığı yönündeki itiraz acizane bana göre Vehhabi zihniyeti hatırlatmaktadır. Ancak Vehhabilerin kendilerine referans mercii kabul ettikleri İbn Teymiyye dahi namazda salli-barik dualarının okunmasının meşruiyetini savunmaktadır. (İbn Teymiyye, el-Fetava’l-Kübra 2.cilt sayfa 190-200)
Kur'an'da din adamlarını rab edinmenin düpedüz küfür ve şirk olduğuna ilişkin beyanlar dikkate alındığında, Hz. Peygamber'in kendi şahsını ve ailesini tazim gibi bir niyet ve maksadının bulunduğunu veya böyle bir şeyi onayladığını düşünmek muhal olur. Ayrıca birçok ayette mümin kulların(Ahzab suresi 44.ayet; Yasin suresi 58. Ayet) ve bilhassa peygamberlerin "selam" lafzıyla anıldığı (Saffat suresi 79,109,120,130, 181.ayetler) dikkate alındığında, Hz. İbrahim ve Hz. Peygamber'in ailelerine yönelik salat-selamın da hangi maksatla ve kimlere atifla zikredildiği gayet iyi anlaşılır. Diğer taraftan, salat ve selam tazimden öte, iyilik ve güzellikle yad ediş anlamı taşır. Bütün bunların yanı sıra salli-barik dualarında geçen ve "ehl" ya da "evl" kökünden türediği kabul edilen "al" kelimesi(Tabersi, Mecmau’l-Beyan 1.cilt sayfa 141) aile ve kan bağına dayalı hısım/akrabanın yanı sıra aynı inanç ve dine mensup olan insanlara da atıfta bulunur.(İbn-Teymiyye, el-Fetava’l-Kübra 2.cilt 194-195) Bazı müfessirlerin Bakara süresi 49. ayet münasebetiyle belirttikleri üzere mü'min ve muvahhid olmayan kişinin her ne kadar kan bağına dayalı akrabalığı bulunsa da Rasulullah'ın (s.a.v.) al ve ehlinden sayılmadığı hususunda hiçbir ihtilaf yoktur. Bu yüzden, "Ebu Leheb de Ebu Cehil de Rasulullah'ın ehlinden değildir" denilir. Hud suresi 46. ayette Hz. Nuh'un oğluyla ilgili olarak, "O senin ehlinden değildir" denilmesi de aynı hususa işaret etmektedir.(Kurtubi el-Cami 2.cilt sayfa 81 ve İbn Adil, el-Lübab 2.cilt sayfa 53)