Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Psikolojik travma insanın benlik algısına yönelik belki de en büyük tehdittir., eylemde bulunma isteğini ortadan kaldırarak fiziksel açıdan sağlıklı bireyi Depresyon ya da yas sürecinde yaşanan psikolojik felç nedeniyle eylemde bulunma isteğini ortadan kaldırarak yatakta boş boş oturmaya itebilir. Hatta insanın yaşama arzusunu elinden alıp onu trajik biçimde intihara sürükleyebilir. Diğer taraftan psikolojik travma kişinin kendi içinde bir ayrış ma hissetmesiyle de sonuçlanabilir. Psikiyatride insanların çeşitli derecelerde etraflarındaki dünyadan ayrı olduklarını hissettikleri ya da kendi kimliklerini yitirmeye benzer bir duygu deneyimledikleri bir dissosiyatif bozukluklar spektrumu vardır. Örneğin kendine yabancılaşma (depersonalizasyon) bozukluğunda insan kendinden ve etrafından koptuğunu hisseder, sanki dünyayı deneyimlemiyor da seyrediyor gibidir. Dissosiyasyonun daha çarpıcı bir biçimi olan dissosiyatif fügde kişi kim olduğunu ve nerede yaşadığını tamamen unutur (genellikle çok uzaklara yapılan bir yolculuğun ardından gelişir) ve yeni bir kimliğe bürünme eğilimi gösterir.
Genellikle duygusal travma sonucu oluşan dissosiyatif durumlara katlanmak, bunlara sebep olan travmaya katlanmak kadar zor- dur. Dünyadan ayrıştığını hissetmek, onu sürekli uzaktan seyrediyormuş hissiyle yaşamak korkunç bir lanet gibidir. Ama bir amacı vardır: Kurbanları, travmanın acısını tekrar tekrar yaşamaktan korur. Ayrışma hissi bilinçdışı bir savunma mekanizmasıdır. En sık uzun süreli istismar vakalarında görülen ayrışma, kırılgan psişeyi geçmişin duygusal bedeline karşı yalıtır. çekerek bir apse oluşturur. Etrafları çevrilince, bakteriler civar dokulara zarar vermeyecek şekilde tecrit edilmiş olur. Gelgelelim bu savunma mekanizmasının yan etkileri vardır çünkü apseler inanılmaz derecede hassastır.
Dissosiyasyon da benzer şekilde psişenin travmaya maruz kalmış kısmını tecrit eder. Dikkati acı verici anıdan uzaklaştırarak zehirli düşünceleri bilinçli benlikten yalıtmaya çalışır. Ancak duygusal hasar asla silinmez, sadece zihnin derinliklerinde bir mağaraya gömülür. Araştırmacılar, tekinsiz düşünceler ve anıların oluşturduğu bir apse olarak düşünebileceğimiz bu tür bölgeleri beynin "duygusal kısımları" olarak adlandırmıştır. Duygusal kısımlar, benliğin travmaya uğramış ve gömülmüş yönlerini temsil eder. Tersine, travmadan korunan kısımlar literatürde "normal görünen kısımlar "25 olarak bilinir. İdeal olan, nasıl bir apsenin patlamaması gerekiyorsa, duygusal kısımlarla normal görünen kısımların birbiriyle asla temas etmeyip, yalıtılmış kalmasıdır. Ama her zaman böyle olmaz. Zihnin hasarlı bölümü geri kalanından ayrıldığında, uykuda kalmama riski her zaman vardır. Benliğin tekinsiz tarafı sürgünden dönebilir; ikinci bir kişilik, yeniden yüzeye çıkabilir.
Böylece dissosiyatif kimlik bozukluğu sahneye çıkar. Bu, kimliğin bağlantısı kopmuş yönleri arasında gitgeller yaşanması eğilimidir. Bir yanda toplum içinde iyi işlev gören ama kendinden ve dünyadan ayrışmış olduğunu hisseden gündelik, nötr bir benlik vardir ("normal görünen kısımlar"), diğer taraftaysa duygusal travmanın etkisiyle çarpıklaşmış, kötü anıların musallat olduğu mustarip benlik ("duygusal kısımlar").
Beynimiz bizi psikolojik travmanın yıkıcı potansiyeline karşı savunacak donanıma sahiptir. zihin katlanılamayacak kadar acı verici anı ya da duygulara karşı mesafe alabilir. Ayrışma hissi, beynin öz savunma mekanizmasının bir yan etkisidir. Bunu, vücudun bakteriyel bir enfeksiyona karşı verdiği tepkiye benzetebiliriz.
|