Tekil Mesaj gösterimi
  #7  
Alt 03.01.25, 12:54
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
lindaa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Kayklariyla beraber verilen bilgiler en değerli ve en kaliteli olan bilgidir . Teşekkür ederim Yusuf abi kendi namima çok faydalanıyorum paylasımlarından.Allah senden ebeden ve daima razı olsun.

Malesef günümüzde son paragrafta geçtiği gibi bir akım var kaynak göstermeden hurafelerle doldurdular bilhassa instegram vb.sayfalar gırla.Umarım herkes hepimiz kaynaklı bilgilerle yol alır.
Estağfurullah kardeşim nihayetinde Allah (c.c) karşısında aciz kuluz dualara muhtacız. Allah (c.c.) senden de razı olsun.

Evet, Kur'an Mübin, ama hangi anlamda Mübin. Hiç şüphesiz şu anlamda Mübin: "Ey insanlar! Allah'ın uluhiyet ve rububiyette eşsiz/ortaksız olduğunu anlamak için izaha gerek var mı? Allah'a saygı bilinciyle yaşayın; tevhid inancından ayrılmayın; ana babanıza iyi davranın, adaletten şaşmayın, yalan dolandan, gıybet, iftiradan, ayıp kusur aramaktan kaçının. Elinizde bir dilim ekmeğiniz varsa, yarısını aç ve muhtaç insanlarla paylaşın. Kısaca adam olun ve benim huzuruma adam gibi, yüzünüz ak olarak çıkın. Sizden isteklerim ve beklentilerim gayet açık ve anlaşılabilir değil mi?”
Hiç şüphesiz, Kur'an bu ana mesajlar açısından gayet mübindir. Gerçek bir mümin ve Müslüman olma noktasında Kur'an'dan daha açık bir kitap yoktur.
Kur'an'ın Mübin olması meselesine, yukarıdaki izahattan "Mübin’in ne manaya geldiği anlaşıl dı sanırım; ama eğer siz "Kur'an baştan sona her kelime- si ve her ayetiyle gayet mübindir" derseniz, o zaman size şehadet ayetleri (Maide suresi 106-108), Harut-Marut kıssası (Bakara süresi ayet102) gibi birçok Kur'an pasajının deve dişi gibi müfessirlere saç baş yoldurduğunu hatırlatmak isterim. Eğer biri çıkıp Kur'an baştan sona mübindir diyorsa, ben
bu sözü katıksız cahilliğe yorarım. Öte yandan, Kur'an'ın nüzul sürecindeki sosyal ve kültürel matristen, özellikle de Hz. Peygamber'in siret ve sünnetinden bağımız bir metin olarak doğru anlaşılıp yorumlanacağı iddiasını ise cahillik olarak nitelerim.
Öncelikle meal üzerinden Kur'an'ı anlama konusuna hiç sıcak bakmadığımı belirtmeliyim. Çünkü meallerin kahir ekseriyeti Kur'an'daki anlamın bütünüyle lafızda olduğu düşüncesinin mahsulüdür. Birçok mealde sıkça rastlanan " [Hasan Basri Çantay, Zuhruf suresi 61. ayetin meali], "Şüphesiz ki o, saat (in) ilmi (kendisiyle bilinenlerden) dir’ ’gibi bilmecemsi ifadeler, ayetlerin tercümesindeki kopukluk ve kesintiler büyük ölçüde bu yanlış düşüncenin eseridir. Gerçekte Kur'an'daki anlamın kökü ve ana gövdesi lafızdan ziyade vahyin nazil olduğu tarihsel toplumsal matristedir. Bu arka-plan dikkate alınmadığında birçok ayete lafızdan ziyade, olmadık anlamlar yüklenebilir. Nitekim Araf suresi 31. ayetteki ya beni ademe huzu zineteküm inde külli mescidin ifadesi salt lafız ekseninde, "camiye/mescide giderken tertemiz, gıcır gıcır elbiselerinizle gidin" şeklinde anlaşılmaya müsait biçimde Türkçeye aktarılmakta, mezkur ifadenin ardından gelen ve-külü veşrabu ve-la tüsrifu ibaresi ise bildiğiniz gibi yemek duası olarak okunmaktır. Oysa bu ayet ne camiye güzel elbiseyle gitmekten ne de sofra başında yemek yemekten söz etmektedir. Bu ayetteki asıl mana ile meallerdeki mana arasındaki uçurum farkını görmek isteyenler herhangi bir klasik tefsir kitabına bakabilirler.
Kur'an'ın salt meal üzerinden anlaşılabileceği fikrinin günümüzde çok rağbet gördüğü hepimizin malumudur. Kur'ancılık diye nitelendirdiğim bu fikir maalesef çok sorunlu ve sıkıntılı bir eğilimin neşvü nema bulmasına yol açmıştır. Bu modern eğilim, “Kur'an bir tek alimlere gönderilmedi, her Müslümana gönderildi; biz de herkes kadar kendi kitabımızı anlama ve yorumlama hakkına sahibiz" gibi protestanvari iddialarla salt meal üzerinden ahkam kesmek şeklinde karşımıza çıkmakta ve maalesef ne durdan ne vurdan anlamakta, sadece bildiğini okumaktadır. Oysa Kur'an'dan bahsetmek isteyenler, merhum Elmalılı'nın ifadesiyle, "onu hiç değilse harekesiz olarak yüzünden okuyabilmelidir.
Esasen tefsir ilmindeki temel hedef, dini alanda yeni bir inşa faali- yetine girişip İslam'ı yeniden ortaya koymak değil, uzun tarihi tecrübede Kur'an dışında oluşan ve tartışılan ve fakat bir şekilde Kur'an'a bağlanan sayısız kelami, siyasi, fikhi, felsefi, tasavvufi meseleyi ayıklamak ve böylece dini alandaki fikir ve görüş kalabalığını azaltmaktır. Ancak bu ayıklama ve azaltma işi Kur'an'ın konusu olmayan meselelerin tartışılmasını da ister istemez kaçınılmaz kılmaktadır. Çünkü geleneksel tefsir literatürü, özellikle Fahreddin er-Razi ve Şihabüddin el-Alusi gibi müfessirlerin tefsirlerinde görüleceği üzere, ansiklopedik nitelikte olduğundan mezhebi, kelami, felsefi, fikhi, tasavvufi boyutlu her mesele Kur'an'ın konusuymuş gibi algılanmakta ve ayetlerin tefsirinde bu konulara değinilmeyip ilk ve asli mananın aktarılmasıyla iktifa edildiğinde hem tefsirde çok önem- li konuların atlandığı gibi bir algı oluşmakta hem de tarihsel süreçte ortaya çıkan meseleler çerçevesinde üretilen yorumlar ilk ve asli mananın etrafında çeper ve hatta kalın bir duvar oluşturmakta ve dolayısıyla nüzul dönemini yansıtan açıklamalar tabir caizse bidat gibi algılanmaktadır.

Bir örnek vermek gerekirse, Bakara suresi ayet 146. ayetteki "
الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ ‘’ ifadesi, günümüzdeki her müslüman tarafından, "Onlar Muhammed'i öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar" şeklinde anlaşılır; çünkü meallerin hemen hepsinde "" (onu tanıyıp bilirler) lafzındaki gaip zamiri (hu) parantez arasında "Hz. Muhammed" diye açıklanır. Fakat bu açıklama geç dönem tefsir kitaplarına dayanır. Oysa Mukatil b. Süleyman " الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمْ" ifadesini, "O Yahudiler Beyt-i Haram ‘ın öteden beri kıble olduğu gerçeğini tıpkı kendi oğullarını tanıyıp bildikleri gibi bilirler" diye açıklamış ve başka bir açıklamada bulunma ihtiyacı duymamıştır.(Mukatil Tefsir 1.cilt sayfa 85-86) Taberi de ayeti aynı şekilde açıklamış ve üstelik bunu İbn Abbas, Katade, Rebii, Süddi, İbn Cüreyc gibi sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin alimlerinden nakille tek açıklama olarak aktarmıştır.(Taberi (camiu’l-Beyan 2.cilt sayfa 670-671)
Buna mukabil Zeccac ve İbn Ebi Hatim gibi bazı müfessirlerle birlikte ikinci bir görüş ortaya çıkmış ve bu görüş çerçevesinde " يَعْرِفُونَ " lafzındaki zamir Hz. Muhammed'e raci kılınmıştır. Birkaç yüz yıl boyunca Hz. Muhammed'le ilgili görüş ikinci sırada kendine yer bulmuş, hicri altıncı asra gelindiğinde Zemahşeri, daha sonraki asırlarda ise Fahreddin er-Razi ve Kurtubi gibi meşhur müfessirler ikinci sıradaki görüşü ilk sıraya taşımışlardır. Hicri sekizinci asırda İbn Kesir rivayet konusunda son derece donanımlı olmasına ve kıble ile ilgili görüş birçok selef alimine dayanmasına rağmen ilgili rivayetleri zikre değer bile bulmamıştır. Son dönemlerde Şihabüddin el- Alusi, Cemaleddin el-Kasımi gibi müfessirler de kıbleyle ilgili görüşü atlayıp söz konusu zamirin Hz. Muhammed'e raci olduğunu vurgulamışlardır. Sonuçta, İslam'ın erken dönemlerinde tek görüş olarak tebarüz eden bir açıklama son asra gelindiğinde ortadan kaybolmuştur. Tefsir ilk planda Kur'an lafızlarındaki kapalı anlamı ortaya çıkarmaktır. Burada söz konusu olan kapalılık temelde Kur'an'ın nazil olduğu zaman ve zeminle yorumcu arasındaki tarihi mesafeyle alakalıdır.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148