Tekil Mesaj gösterimi
  #10  
Alt 06.01.25, 07:00
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
ulubatlihasan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu durumda yine istigasenin tevessul olduğu varsayılmış, yani "Yetiş ya Abdulkadir geylani" sözü Abdülkadir Geylaniden yardım istemiyor, onun Allah katındaki değeri hürmetine Allah'tan yardım isteniyor sonucu çıkıyor. Lakin biz görüyoruz ki, özellikle popüler görüşün daha doğrusu bu konuda sorulan görüşün "Yetiş ya Abdulkadir Geylani" den kastı hakiki manada Abdulkadir Geylani'nin zatından yardım istemektir, şu haliyle bu durumun bir tevessul, aracı etme durumu olmadığı ortaya çıkıyor. Benim sorduğum birçok kişi de gerçekten Abdulkadir Geylaniden yardım istiyoruz, Allah bazı evliyasına tasarruf yetkisi vermiştir diyorlar, başka cenahta onları tekfir ediyor şirk koşma sebebiyle. Ölünün yardım edeceğine dair delil var mı? Aksine işaret eden çok nass var.
Bu hususta yazdım lakin sorduğuna göre ya anlatamadım ya da tam anlaşılamadım tekrar yazmaya gayret edeyim. (not: internetten kopyala yapıştırma yazı yazmayıp muhtelif kitaplardan, kaynaklardan tahkik ve tetkik ederek yazdığım için biraz zaman alıyor.) Daha mufassal yazıyorum. Tevessülde bulunulan kişi, ancak Allah'a yaklaşmaya bir vesile ve vasıta olabilir. Aracı kıldığı kimsenin bizzat Allah gibi veya benzer şekilde fayda ve zarar vereceğine inanan kişi müşrik olur. tevessülle elde edilen sonucu yaratıp lütfeden Allah’tır. Dolayısıyla kendisiyle tevessül edilen salih kulun hayatta veya vefat etmiş olması fark etmez. Onlarda hiçbir uluhiyet gücü olmadığından onlarla da tevessül caizdir. Çünkü salih kullarla tevessülün sebebi, onlar Allah nezdindeki sevgileri, makam ve dereceleridir. Onların makam ve dereceleri ise ölümle birlikte yok olmamakta, aksine ölün ruhları dünya meşguliyetlerinden kurtulduğu için sadece Allah'a teveccüh edip yakınlık kazanmaktadır. (Razi, el-Metalibü’l-Aliyye, 7.cilt sayfa 275-278; Kevseri, ‘’Mahkü’t-Tekavvül fi Mes’eleti’t Tevessül’’, Makalatü’l-Kevseri sayfa 467-470) Ruhlar, ölümle birlikte yok olmamakta, algılama özellikleri dünyadakinden daha iyi bir şekil de hayatlarını sürdürmekte; kabrin nimetlerinden istifade etmekte veya azabını çekmektedirler.(Teftazani, Şerhu’l-Makasıd 5.cilt sayfa 117; Süleyman Toprak ‘’Ahiretin İlk Durağı Kabir’’ Kur'an-ı Kerim'de şehitlerin Rableri katında hayatta olup rızıklandıklarından(Bakara suresi ayet 154; Al-i İmran suresi ayet 169) ve ölenlerin nimet veya azap içinde bulunduklarından bahsedilmesi(Müminün süresi ayet 46; Nuh süresi ayet 25; Taha suresi ayet 124; Tevbe süresi ayet 101; Tur suresi ayet 47) bunu ispat eder. Ayrıca Allah Resulü (s.a.v.), kendisine okunan salat u selamdan haberdar olduğunu,(Nesai Sehv 46, Cuma 5;) Mescid-i Aksa'da bütün peygamberlere namaz kıldırdığını, miraca çıktığında bazı peygamberleri namaz kılarken gördüğünü,(Müslim Fezail, 164, 165) peygamberlerin cesetlerinin çürümeyeceğini, ölen kişinin definden sonra mezarı başından ayrılan kişilerin ayak seslerini duyduğunu bildirmiş ve "Amelleriniz bana arz edilir. Bir hayır gördüğümde Allah'a hamd ederim. Şer gördüğümde sizin için istiğfar ederim."(Ahmed İbn Hanbel 3.cilt sayfa 165) buyurmuştur.
Bu rivayetler bu dünyadan ayrılmış olmalarına rağmen ruhların farklı bir boyutta hayatlarını devam ettirdiklerini ve ruhlarının kendilerini ziyaret edenlerden Allah'ın bildirmesiyle haberdar olduğunu gösterir. Nitekim Allah Resulü (s.a.v.), yaptığı ziyarette kabirdekilere "Es-Selamü aleyküm ey mü'min ve Müslümanlar yurdunun ahalisi biz de inşallah size katılacağız. Bizim ve sizin için Allah'tan afiyet dileriz şeklinde selam vererek onlara dua etmiştir.
Ölülere selam verilmesi onların da ruhen buna cevap vermelerini gerektirir. Dolayısıyla muttaki ve salih kimselerin kabirlerini ziyarete gelenlerin ruhlarıyla münasebet kurup onları hayır yönünde etkileyip onurlandırması mümkündür. (Razi, el-Metalibü’l-Aliyye, 7.cilt sayfa 275-278; Kevseri, ‘’Mahkü’t-Tekavvül fi Mes’eleti’t Tevessül’’, Makalatü’l-Kevseri sayfa 475)

Nitekim İmam Şafii Ebu Hanife'nin; Muhammed İbn İshak Ibn Huzeyme
, Ali er-Rıza'nın ve Ebu Ali Hasan Ali el-Hallal da Musa Kazım'ın kabri ne giderek tevessülde bulunmuştur. İmam Ahmed İbn Hanbel, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile vefatından sonra da tevessülde bulunmanın caiz olduğunu söylemiş, İmam Şevkani gibi bazı alimler ise diğer peygamberler ve salih kişilerle tevessülün de caiz olduğunu bildirmişlerdir. Bunlara ilave olarak Fahreddin er-Razi, Sadeddin et-Teftazin ve Seyyid Şerif Cürcani gibi önemli alimlerin de bu tevessül çeşidini caiz görmesi, ashaptan itibaren Müslümanların uyguladıkları bu tür tevessülün meşru olduğunu ve tevhid inancıyla çelişmediğini gösterir.
Kendisiyle tevessülde bulunulan kişiler arasında hiç şüphesiz Allah Resulü'nün (s.a.v.) özel bir yeri vardır. Zira Allah Teala Kuran Kerim'de Hz. Peygamber'in içinde bulunduğu topluluğun helak olmamasına ve azaba uğramamalarına vesile olduğunu bildirmiştir.(Enfal süresi ayet 33) Resul-i Ekrem'in zatıyla tevessül (şefaat), onun dünyaya gelişinden önce başlamış, dünyayı şereflendirmesiyle devam etmiş ve bekaya intikalinden sonra da devam etmektedir Ashab kiramın (r.anhüm), zaman zaman Allah Resul’üne müracaat ederek değişik hususlarda kendileri için dua istedikleri, Hz. Peygamber'in de ashabına yaptıkları duada kendisiyle tevessülde bulunmalarını öğrettiği bildirilmektedir.(Tirmizi ‘’Deavat, 118 (5.cilt, 569); İbn Mace, ‘’İkametü’s-Salat’’, 189 (2.cilt sayfa 441), Ahmed İbn Hanbel 4.cilt 138, Beyhaki, Delailü’n-Nübüvve 6.cilt sayfa 167-168; Hakim el Müşterek 1.cilt sayfa 313) Ayrıca Ashab-ı kiram, Habib-i Ekrem (s.a.v.) hayatta iken olduğu gibi vefatından sonra da onunla tevessülde bulunarak Allah'a dua etmiş, geride bıraktığı eşyalarıyla teberrük etmiş,(Buhari, ‘’Eşribe’’, 30(6.cilt sayfa 252); Müslim, ^^Eşribe’’, 88(2.cilt, 1591); Ahmed İbn Hanbel 4.cilt 138) diğer Müslümanlar buna devam etmiş, İslam alimlerinin çoğunluğu da bunda herhangi bir sakınca görmemiştir. Bu konuda karşıt görüşlere yer veren Alusi de vefatından sonra Allah Resul’ünü (s.a.v.) vesile kılmak ve "Allah'ım! Peygamberinin hatırına , onun yüzüsuyu hürmetine şu ihtiyacımı gider; bu ihtiyacımın karşılanması hususunda Senin Habibine olan sevgini vesile eyle." Demekte bir sakınca olmadığını söyler. Çünkü bu sözün, bir kişinin muhtaç olduğu bir konuda "Allah'ım! Senin rahmetini vesile ederek istiyorum
rahmetini bu konuda vesile eyle." demek arasında bir fark yoktur.(Alusi, Ebu’s-Sena 6.cilt sayfa 187)Ona göre, peygamberlerin dışındaki salih insanların vesile kılınmasında da bir sakınca yoktur. (Alusi, Ebu’s-Sena 6.cilt sayfa 187) Nitekim yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi İmam Şafii, Bağdat'ta İmam Azam'ın türbesine giderek "Bu kabirde yatanın hürmetine’’ diyerek onu vesile etmiş Ayrıca İmam Malik, Peygamber'in kabrine yönelerek tevessülde bulunmakta bir sakınca olmadığına hükmetmiştir. Ehl-i sünnet'in çoğunluğu da ayni görüştedir. Zira tevessül eden kişi, Cenab-ı Hakk'a nazı geçen, Onun reddetmeyeceği umulan birisi ile Allah'a müracaat etmiş olmaktadır. Yoksa yapılan, haşa o aracıya ibadet etmek, tapınmak değildir. Resulü Ekrem (s.a.v.), a'ma hadisinde olduğu gibi tevessülü bizzat kendi tavsiye etmiştir. Eğer tevessül, başkasına ibadet etmek anlamına gelseydi hiç şüphesiz tevhidi koruma hususunda herkesten daha hassas olan Allah Resulü (s.a.v.) onu tavsiye etmezdi.
Diğer yandan Ashab-ı kiramdan itibaren değişik ekollere mensup fıkıh, kelam ve tasavvuf alanında pek çok alimin Hz. Peygamber’le tevessülde bulunmayı meşru bir uygulama olarak görmesi de bu konuda ayrı bir delildir.(Kevseri, ‘’Mahku’t-Tekavvül fi Mes’eleti’t-Tevessül, Makalatü’l-Kevseri sayfa 470) Nitekim daha önce de yazılarımda ifade ettiğim gibi İbn Teymiyye dönemine kadar da bu konuda alimler arasında tesbit edilen bir ihtilaf yoktur. (Subki, Şifatü’s-Sekam sayfa 357) Dolayısıyla zikredilen manada hayat ta iken ve dar-ı bekaya göç etmelerinden sonra Allah Resulünün (s.a.v.) yanı sıra veliler ve salih kulların zatlarıyla tevessülde bulunmanın şirk kabul edilmesi isabetli görünmemektedir. Çünkü tevessül ve istiğase, ölünün bizzat zatıyla değil de Allah katındaki sevgisi, makamı ve mertebesiyle yapıldığında meşrudur. Zira ölüm, hiçbir zaman Allah nezdindeki rütbe ve dereceyi değiştirmez."
Ayrıca ehl-i kıble olan, Allah'ın birliğine inanan birisini müşrik, kafir olarak nitelendirmek caiz değildir;(Semerkandi, Ebu Muhammed Rükniddin) aksi takdirde böyle bir niteleme, bu nitelemeleri yapan kişinin kendisini iman yönünden tehlikeye atması demektir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de bir mümine mümin değilsin" denilmesi yasaklanmış;(Nisa suresi 94. Ayet) Allah Resulü (s.a.v.) bu konuda ümmetini ikaz ederek şöyle buyurmuştur: "Kim Müslüman kardeşine kafir derse, muhakkak ki o kelime ikisinden birisine döner. Kendisine kafir denilen kişi gerçekten kafir ise onadır. Eğer kafir değilse
küfür, söyleyenin üzerine döner. "(Buhari, ‘’Edep’’, 73 (7.cilt sayfa 97); Müslim, ‘’İman’’ 111 (1.cilt sayfa 79); Tirmizi, ‘’İman’’,16 (5.cilt 22) Muvatta, ‘’Kelam’’, 1(2.cilt sayfa 984)
Netice olarak Muhammed Said Ramazan el-Buti'nin de dediği bize Allah Resul’ünden (s.a.v.), ashabından ve diğer seleften tevessül hakkında bu bilgiler ulaşmıştır. İbn Teymiyye'ye kadar da bu anlayış ve inanç böyle devam edegelmiştir. İbn Teymiyye, peygamberler ve salihlerle tevessülü, hayatlarında tevessül ve ölümlerinden sonra tevessül olmak üzere ikiye ayırarak bunlardan birinci durum tevessülün caiz, ikinci durumdaki tevessülün haram olduğunu söylemiştir. Halbuki selef alimleri arasında bu meselede herhangi münakaşa veya ihtilafa rastlanmamaktadır. Bu konuda kaynaklarda bulunan bilgiler, bilinen ve yaygın olan olaylardır. Bu bilgiler incelendiğinde tevessülün hayatta olma ve ölümden sonralığıyla alakalı bir ayırıma delalet etmemektedir. Fakat şunu belirtmek gerekir ki peygamberle veya salih kimselerle tevessül, onların Allah'ın elçisi veya Allah katında kıymetli bulunmalarından olup -haşa- maddi güçlerinden veya kudretlerinden dolayı değildir.
Bununla birlikte dar-ı bekaya göç eden peygamberler ve salih kimseler ile tevessülde bulunurken şirke yol açacak hususlara dikkat etmek ve onlardan kaçınmak gerekir. Özellikle temel itikadi bilgileri eksik olan kimselerin bu konuda bilgilendirilmesi zorunludur. Kişiyi şirke düşüren davranışların başında Allah'tan başka h hangi bir kimseye uluhiyet niteliği atfetmek, ona dualarını sunmak tevessülde bulunulan salih insana Allah'a duyulan sevgiye ve O'na gösterilen saygıya denk bir sevgi ve saygı göstermek onu aşırı bir şekilde yüceltmek ve isteklerini Allah'ın değil onun karşılamasın beklemek gibi tutum ve davranışlar gelir. (İbn Kayyım el-Medaric cilt 1 sayfa 375)
Bu anlamdaki bir uygulamayı Ehl-i sünnet alimleri de tasvip etmemişlerdir. Çünkü dinimizde iyi niyetle de olsa ziyaret esnasında bizzat ölüden yardım istenmesi, kabrin el ile selamlanması, mum ve ışık yakılması, elbiseden veya saçtan bir parça bağlanması, mektup bırakılması, kabre dokunulup öpülmesi, etrafında tavaf eder gibi dönülmesi, kabrin üstüne mescit yapılması, kabre yönelik namaz kılınması, secde edilmesi ve bu şekilde ölüden medet umulması, kısmen cahiliye adetlerinden olduğu, kısmen de tevhid inancına ters düştüğü için şirk değilse bile buna zemin oluşturma ihtimalinden dolayı çirkin görülmüş ve yasaklanmıştır.(Alusi Ebu’s-Sena 4.cilt sayfa 183; Toplumun bilgi ve inanç seviyesi arttıkça bu tür yanlış davranışlar gittikçe azalmaktadır. Nitekim farklı yaş, meslek ve eğitim seviyesinde olan insanlar arasında yapılan ölüm sonrasına ait günümüz halk inançlarıyla ilgili bir araştırmanın sonuçları da bu görüşü doğrulamaktadır. (Abdulhamid Pehlivan Ölüm ve Sonrasına Ait Günümüz Halk İnançlarının Teolojik Alt Yapısı (yüksek lisans tezi, 2005)) Ancak bu tür yanlış uygulamalar esas alınarak kabir ziyaretlerinin, bu maksatla yolculuğa çıkmanın, mezarlıklarda dua etmenin ve vefat etmiş salih kimselerle tevessülde bulunmanın kayıtsız şartsız reddedilmesi de doğru değildir. Zira kabir ziyaretinin şu gibi faydaları vardır.
1. Ziyaret eden, ölümü ve ahireti hatırlar.
2. Salih kişilerin kabirlerini ziyaret, ruhlara ferahlık, yüce duygulara bereket sağlar.
3. Duaların kabulüne vesile olur.
4. Ziyaret, zaman zaman bundan haberdar olan ölüleri memnun ettiği gibi ziyaret vesilesiyle edilen dualar ve okunan ayetlerden istifade etmelerini sağlar.
Hasılı, ölümü ve ahireti hatırlatan kabir ziyareti ve orada Kur'an okunup dua edilmesi, adabına riayet edildiği, bidat ve hurafelerden uzak durulduğu takdirde dinen meşrudur ve tevhide aykırı değildir. Dolayısıyla Peygamber ve salih kimselerin zatlarını olmasa da makamlarını, mevkilerini ve Allah'ın onlara olan sevgisini vesile kılarak Allah'a dua edip istekte bulunmakta herhangi bir mahzur yoktur. Şu kadar var ki her masum düşüncenin suiistimali mümkün olduğu gibi, böyle bir tevessülü de kötüye kullananlar olabilir. Ancak onların bu art niyeti, tevessülün zatında masum bir uygulama. Olmasına asla zarar vermez.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148