Sihrin göz bağcılığa (şa beze) dayanan türlerinin ise doğrudan imanla değil amel ve ahlakla ilgili eylemler niteliği taşıdığı, burada bazı gizli yetenek ve bilgilerin kullanılması suretiyle insanların aldatılması, istismar edilmesi ve zara ra uğratılmasının söz konusu olduğu söylenebilir. Müslümana düşen görev sağlam bir İman ile Allah'a sığınmak, kaza, kader, tevekkül inancıyla sebeplere sarılarak en iyiyi, en güzeli hem bu dünya hem de ahiret için yapmak, gerisini Allah'a bırakmak, batıl inanç ve hurafelerden uzak kalmaktır. İnanan insanı ne hipnoz ne de elektromanyetik dalga ile kontrol altına almak mümkün değildir. Bu çarpıcı fenomen, bütün araştırmalarda ve denemelerde ortaya çıkmaktadır. Katil olmayan, etki altında da öldürmez, haramdan kendini koruyan harama yaklaşmaz, yalancı olmayan yalan söyleyemez, hain olmayan ihanet edemez, imanlı insan küfretmez. Sözgelimi bu denemelerden birinde hipnoz altındaki bir adama birisini öldürme emri verilmiş, ancak adam tam bıçağı saplayacakken koluna kramp girmiştir. (Gerçek Tıp Yitik Şifanın İzinde Aidin Salih sayfa 424)
Bu gerçek ayette şöyle dile getirilir: "Gerçek şu ki rableri Allah'a yürekten iman eden ve yalnız O'na güvenen kimseler üzerinde şeytanın yaptırım gücü yoktur. Şeytan ancak kendisini dost edinen ve dolayısıyla Allah'a ortak koşan kimseler üzerinde etkili bir güce sahiptir (Nahl suresi 99-100. Ayetler) Sihrin ve büyünün Allah'ın ilmi, iradesi, kudreti ve yaratması anlamında kaderdendir. Bu tür ilimleri kötü niyetlerine alet edenler, insanların karakteri ve kaderleri ile oynayanlar hem dünyada hem ahirette sorumluluklarını üstlenip cezalarını çekecekleri de söylenebilir.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|