Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 17.01.25, 17:49
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Sleyman Ruhu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selamın aleyküm kardeşim bir sorum olacaktı, keşif açılmaya başlandığında adım adım açılır sanırım bunu detayları teferruatlı anlatabilirmisjn rica etsem ozelden de yazabilirsin
Muhterem kardeşim özel mesaj marifetiyle yazmak şahsen hoşlandığım bir husus değil biraz tafsilatlı yazacağım Keşf: Açığa çıkarma, perdenin açılması. Örtülü olanı açma, gizli olanı meydana çıkarma, sezme, tahmin etme.
a) Perdenin ötesindeki gaybi hususlara ve hakiki şeylere, bunları yaşayarak ve temaşa ederek vakıf olmak, (Tarifat) mükaşefe, beden ve his perdesinin kalkması ve ruh aleminin seyr edilmesi. (Tehanevi, cilt2, 1252).
b) ilham. Doğrudan ve aracısız Allah'tan alınan bilgi. Bu bilgi ya ilahi hitabı işitmek ve dinlemek veya gayb alemini görmek suretiyle elde edilir.
c) İbn Arabi'ye göre veliler bilgileri peygamberlere vahiy getiren meleğin aldığı kaynaktan doğrudan alırlar. Bazı keşifler kesin bilgi verir. (Fusus, 63). Ashab-ı keşf: Veliler, sufiler, keşif sahipleri.
Ehl-i keşf: Hak hakkında keşf yoluyla bilgi sahibi olanlar, kalp gözü açılan.
1 – Keşf-i nazari: Çile yoluyla nefsini arındıran kimsenin, daha çok akli bilgiler öğrenmesini sağlayan keşif. Sufilere göre maddi ve duyulur alemden gelen tesir, kir ve pas kalbin gayb alemini görmesine engel olan bir perde (hicab) oluşturur. Riyazet ve tasfiye ile bu perde kalkınca gayb ayan-beyan olarak görülür. Bu perdenin açılmasına, yani kalp gözünün açılmasına keşf denir.
Hiç ummadığın bir yerde
Nagah açılır perde.
2-Keşf nazarinin ötesinde ve ilerisinde keşf-i nuri, bunun da ötesinde keşf-l ilahi, bunun da ötesinde keşf-i ruhani vardır. Keşf-i yani: Kıyasa ve istidlale değil, temaşaya ve görmeye dayanan keşif. Keşf-i manevi: Hakikatlerin mücerred suretlerinin temaşa edilmesi, şeyleri ve olayları, anlam olarak idrak etmek. Keşf-i mücerred: Keşifle görülen şeyin aynen vaki olması, hayalin ve muhayyilenin bunda etkili olmaması. Keşf-i muhayyel: Rüyada veya vakide görülen hususlara hayal gücünün kendine göre bir biçim vermesi, bu yüzden keşfin tabire ve yoruma muhtaç olması. Keşf-i havatır: İnsanın aklından geçen ve kalbine gelen hisleri araştırması, bunlardan hak olanı batıl olandan ayırt etmesi, doğru olanı tesbit etmesi. Keşf-i zamair: Bir velinin başkalarının kalbinden ve zihninden geçen şeyleri bilmesi. Keşf-i ahval-ı kubur: Bir velinin mezarlarda gömülü olan ölülerin o alemdeki hallerini bilmesi. (Tehanevi, Cilt 2, 1252).
Ruhaniyetin zayıflığından insanların çoğunda özellikle kafirlerde kalp gözü açılmaz. Bu gözü açabilmek için büyük veliler Kur'an'dan ve hadislerden içtihat etmişler ve adına da "Vukuf-u Adedi" demişlerdir.
Kalp gözüyle gerek uyanıkken gerek rüya halinde ancak ulvi şeyler görülür. Hazreti Peygamber (s.a.v.), Uhud Savaşından sonra şehitleri görmek için bazen sağ tarafına bakarlar ve şehitleri silahlanmış bir süvari kitlesi halinde kalp gözüyle görür ve sıkıntılarını giderirlerdi.
Tarikat edeplerinden ikincisi "Vukuf-u Adedi “dir. Bu kelime, tevhid la ilahe illallah kelimesini haps-i nefes ile zikrederken, iki nefes arasını tekler üzerinde tutmaktır. Yani hapsi nefes sırasında üç, beş, yedi, on bir, on üç gibi tek adetler üzerinde bırakmaktır. İki nefes arasında tekli ve belli miktar üzerinde durmanın faydası, kalbi dağınıklıktan kurtarmak ve zikri huzurla yapmak içindir. yoksa tekli miktarda durmak, haps-i nefes'te şart değildir. Salikler arasında ikiliğe bile sebep olabilir. Dikkat etmek gerekir.
Hacegan (k.s.) Hazretlerinin: "Tek üzerinde durma, yirmi bir adede ulaşınca zikirden beklenen sonuç alınır." demeleri, daha evvelki tekli adetlerde zikirden beklenen sonuca ulaşmaya engel değildir. Nitekim on beş, on yedi, on dokuz adede ulaşan saliklerde de bazen beklenen sonuç alınmıştır. Burada dikkat edilecek husus şudur: Eğer salik, tekli durmayı yirmi bir adede çıkardığı halde beklenen kalbi gelişme ve nurlanma elde edilememişse, o zaman salik zikrin edeplerinde kusur etmiş demektir. Yoksa bu noktaya gelen salikin zikrinden beklenen sonucu alması gerekmektedir. Bu durumda salik tekrar başa döndürülür ve iki nefes arasında üçer adetten başlamak üzere, hapsi nefes yoluyla tevhid kelimesini zikre yeniden başlar ve devam eder.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148