Ebussuud Binelşibil... Yedinci asır... Sözkonusu veli Dicle nehrinin kenarından geçerken, hatirına şu geldi:- "Acaba Allah'ın, su içinde de kendisine tapan kulları var mı?"Bu ani fikir, Ebussuud Hazretlerinin içine, Dicle'nin bulanık sularına bakarken düşmüştü... Daha içindeki fikir tamamlanmadan bulanık sular ikiye bölündü ve meydana bir adam çıktı:-"Evet, Ebussuud, Allah'ın, su içinde de kendisine tapan kulları vardır!"Aslen Tikritli (Irak'ta) olduğunu söyleyen ve uzun uzun hayatını anlatan adam, "şu kadar gün sonra memleketimde bir hadise olacaktır, bunun için orayı terkettim!" der ve suya dalıp kaybolup gider. Hakikaten de 15 gün sonra su adamının söylediği tarihte orada bir hadise çıkar!..
"Bazı kişiler vardır ki, bunlara su kişileri denir. Bunlar öyle kişilerdir ki, denizlerin ve nehirlerin dibinde Allah’a ibadet ederler.
Muhyiddin-i Arabi Hazretleri anlatıyor:
"Bir zamanlar geldi ki, beni benden aldılar ve üzerimden bir rüzgar geçirdiler. İmamlık ediyor, cemaati idare ediyor, namazın bütün icaplarını yerine getiriyor ve ne yaptığımdan bile haberdar bulunmuyordum. Kendime geldikten sonra bende gördüklerini bana haber verdiler. O zaman anladım ki, bende ne görülmüşse, irade ve şuurun dışında olarak görülmüştür. Tıpkı ney gibi... Ney kendisinden çıkan sesleri ne bilsin?"
"Başlangıçta, camide, maksurenin altında, kıbleye karşı oturmuştum. Zikirle meşguldüm. Birdenbire önümde garip bir şekil peydahlandı. İnsan şeklinde garip bir mahlûk... Siyah renkli, son derece zayıf ve uzun boylu... O kadar uzun ki, başı maksurenin tavanına dayanacak gibi... Başı gayet küçük, Hindistan cevizi kadar... Ağzı açık ve dişleri süt beyaz... Boynu ip gibi ince ve upuzun... Gülerek bana doğru gelmeye başladı... Kah eğiliyor, kah doğruluyor, garip garip hareketler yapıyordu. Kendi kendime: "Galiba dev dedikleri budur!" diye söylendim. Beni zikirden alıkoyup azizler nisbetinden uzaklaştırmak istediği hissine kapıldım. Kendimi tarikate bağlayıp daha kuvvetle işime devam etmeye koyuldum. Beni meşguliyetimden ayırmak için türlü hareketler yaptıysa da başara- madı. Nihayet üzerime geldi. Yine aldırmadım. Ve işimde devam ettim. Baktı ki, işimi bırakmıyorum, bir sıçrayışta omuzlarıma bindi ve ayaklarını ip gibi belime doladı. Ben o halde bile ıstırap göstermedim. Biraz sonra ayaklarını belimden çözdü ve duman gibi havaya yükselip kayboldu. Ondan sonra buna benzer bir şey gördüğüm olmadı."
(Kaynak:yağmurcu ‘’gerçekliğin peşinde’’ salih Mirzabeyoğlu İBDA yayınları sayfa: 83-84-85)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|