Nahl suresi 126:’’ 126. (Ey iman edenler) Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız, (sakın haddi aşmayın) size yapılan eziyetin misliyle (yani onun kadar) ceza verin. Sabrederseniz, (intikamı terk ederek mukabelede bulunmazsanız) bu davranış elbette sabredenler için daha hayırlıdır.
Bu husus Nahl suresi 126. Ayet çerçevesinde İslam alimleri tarafından tartışılmıştır.
Zulme Uğrayan Kimse, Herhangi Bir Yolla Zulmünün Karşılığını Alabilir mi: Başkası tarafından malı alınarak zulme uğramış bir kimse ile daha sonra o zalim kişi, zulmettiği kimseye bir mal emanet edecek olursa, zulme uğrayan kişinin zalimin kendisine zulmettiği miktarda, o emanete hainlik etmesinin caiz olup olmadığı hususunda ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Bir kesim, bunu yapabilir demişlerdir. İbn Şirin, İbrahim en-Nehai, Süfyan ve Mücahid bunlar arasındadır. Bu görüşü savunanlar, bu ayet-i kerimeyi ve lafzının umumi oluşunu delil göstermişlerdir.
Malik ve onunla birlikte bir başka kesim ise: Onun böyle bir şey yapma- si caiz değildir, derler ve Rasulullah (sav)'ın şu buyruğunu delil gösterirler: "Sana emanet verene emanetini tastamam öde. Ama sana hainlik edene sen
hainlik etme." Bu hadisi Darakutni rivayet etmiştir.( Darakutni, III, 35)
İbn İshak'ın Müsned ‘inde de yer aldığına göre bu hadis-i şerif, başkası- nın karısı ile zina eden bir kimse hakkında varid olmuştur. Bu kişi daha sonra, diğerinin kendi hanımını yanında bırakıp yolculuğa çıkmak suretiyle zina edenin hanımını eline geçirmiş oldu. Bu adam bu mesele hakkında Rasulullah (sav) ile istişare edince, Hz. Peygamber ona şöyle dedi: "Sana bir şey emanet edene sen emanetini tastamam öde. Sana hainlik edene sen hainlik etme.” Buna göre İmam Malik'in mal ile ilgili hususlardaki görüşü pekişmektedir. Çünkü hıyanet bu hususta söz konusudur. Hıyanet büyük bir aşağılıktır, ondan kurtuluş yoktur. O bakımdan kişinin kendi adına bundan uzak durması gerekir. Eğer kendisine emanet olarak bırakılmamış bir maldan hakkını alacak imkanı bulursa, bunun caiz olma ihtimali yüksektir ve sanki Allah onun lehine hüküm vermiş gibidir. Mesela, hakim tarafından verilen hüküm gereğince hakkını alması gibi. Şöyle de denilmiştir: Bu ayet-i kerime neshedilmiştir. Onu nesheden ayet-i kerime ise: “Sabret, senin sabrın ancak Allah iledir" (Nahl suresi ayet127) buyruğudur.
Bu ayet-i kerimede kısasta, misli misline uygulamanın caiz olduğuna delil vardır. Bir kimse eğer bir demir ile başkasını öldürmüş ise o da onunla öl- dürülür. Taş ile öldüren taş ile öldürülür. Bununla birlikte vacib olan miktar aşılmaz
Yüce Allah, bu ayet-i kerimede, maruz kalınan eziyetleri "ukubet: ceza (mealde; saldırı)" diye adlandırmıştır. Ukubet ise gerçekte ikincisidir (saldırıya karşılık verilen cezadır.) Bu kullanımın sebebi, iki lafzın birbirine eşit olması (müsavat) ve sözün başına uygun düşmesi içindir. Bu buyruk burada: "Ve onlar tuzak kurdular, Allah da tuzaklarına karşılık verdi" (Al-i İmran suresi ayet 54) buyruğu ile, "Allah da onlarla alay eder" (Bakara suresi ayet 15) buyruklarının tam aksinedir. Çünkü burada ikinci kelime (Allah'ın tuzak kurması ve alay etmesi) mecazdır, birincisi hakikattir. Bu açıklamayı İbn Atiyye yapmıştır.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|