Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Kardeşim ben sana müteveccihen yazmadım neden alınganlık gösterdin anlamadım. Müsaade ette 16-17 yaşından beri teşkilatların içinde büyümüş 12 Eylül 1980 öncesi sokak kavgalarına karışmış 7-8 yılı cezaevlerinde geçmiş ülkücü bir kişi olarak tecrübelerimi aktarayım bize teşkilatçılıkla ilgili verilen seminerlerde teşkilatçılığın hülasa insan tanıma sanatı olduğu anlatıldı. Uğur Mumcu, hem PKK ve Abdullah Öcalan’la ilgili olarak yaptığı araştırmaya engel olmak için hem de Türkiye-İran ilişkilerini sabote etmek için MOSSAD ajanları tarafından katledilmiştir! Nokta. Nihat Hatipoğlu benim nazarımda din bezirganıdır. Mehmet Şevket Eygi'nin "Milli Gazete"deki köşesinin başlığı ilgi çekicidir. (11 Ocak 1999)
Yazının başlığı "Uğursuz Bezirganlar"dı, bizim "din tüccarı" dediklerimiz...
Eygi onları bir güzel anlatıyordu:
"Ortalıkta bir sürü adam dolaşıyor. Dilleriyle Allah, peygamber, islam, Kur'an diyorlar. Batınlarında ne var? Onu Hak Teala bilir. Lakin bu adamlar, hep menfaat, para, şan, şöhret peşinde koşuyor. Nerede bir çıkar var, onlar oradalar, hizmet falan demelerine bakmayın, onlar çileli, külfetli, eziyetli hizmetlere hiç talip olmazlar. Hazret- i Peygamber'in (Salat ve selam olsun ona) belanın en şiddetlisi peygamberlere gelir. Sonra derece derece hayırlı insanlara... demiştir. Onlar belalı hizmetlerden hiç hoşlanmazlar. Parası, ücreti, avantası bol sahte hizmetlerin meftunudurlar.’’
Mesela merhum Ozan Arif bir gece yapacağız misal veriyorum 2000 TL istedi biz 1999 TL verdik kabul etmedi ondan sonra amiyane tabirle ver çoşkuyu.
Bunu bizzat müşahede ettim. Yine bahsettiğin için söyleyeyim Nihat Hatipoğlu bulunduğum şehre bir konferans için davet edildi oldukça fahiş rakamlarda ücret talep etti. Ben din bezirganlarını ve CIA ya da başka istihbari güçlerin elemanlarına karşı uyanık olunmasından bahsediyorum.
Oscar Wilde, Dorian Gray'in Portresi isimli romanında "Toplumda sevilen biri olmak için vasat olmak gerekir" der. Vasatlık, sıradanın gözünde mükemmelliktir...
Sözde "yoksulların partisi" AKP milletvekilinin zengin Monako şehrinin sosyete mekânında yediği istakozu gözümüze sokması ya da Maldivler'de tatil yapmakla övünen AKP milletvekili değil asıl mesele...
Aklıma Rasim Özdenören'in yazdığı Gül Yetiştiren Adam romanı geldi. Gül yetiştiren adam imgesi muhafazakâr çevrelerce her daim çok ilgi gördü. Kemalist değişime ve din alanının darlaştırılmasına, kalbi muhalefet / buğz etmek, tevekkül, sabır, varlıklarını başka biçimde sürdürmek için gizlilik-sır-takiyye, kalp tekkeleri kurmak, vaazlarda, sohbetlerde üstü örtülü "Ezop dili" kullanmak, hıncı içinde tutmak esastı. Tarikatlar yasaklanıp tekkeler kapatılmış olabilirdi, onlar inatla gül yetiştireceklerdi.
Romanda dedenin torununa namaz kılmayı öğretmesi gibi Nakşilerde mürit "gül yetiştirme" metaforuna, Nurcularda şakirt "gül yetiştirme" mecazına uygundu. İmam hatip okulları açmak, İlim Yayma Cemiyeti gibi yapıları örgütlemek, işletmeler açmak, siyasi parti kurmak gibi faaliyetlerin hepsinin amacı "gül yetiştirmek" idi.
|