Mirasla intikal edip sahibi bilinmeyen ve helalle karışık haram malın tasadduku konusunda Hanefiler, diyanet ve kaza ayrımı yaparak diyaneten bunun tasaddukunun müstehap kazaen alınmasının da caiz olduğunu söylerken ayrıca bunu kerahetle kayıtlamışlardır. Bu durumda Hanefilerde miras malının durumu şu şekilde olabilir;
Haram maldır ve sahibi bilinmektedir.
Haram mal aynıyla bilinmektedir ama sahibi bilinmemektedir
Haram malın mirasta helalle karışık varlığı bilinmekte ama ne kadar olduğu, kimin hakkına ait olduğu bilinmemektedir.
Birinci durumda sahibine iadesi gerekir. İkinci durumda aynıyla haram olduğu bilinen malın sahibi bilinmediği için onun adına tasadduk edilir. Üçüncü halde ise, mirasçı eğer rüşvet gasb gibi doğrudan birisinin hakkının tahakkuk etmediği diğer haram kazançların karışması durumunda alabilir ama rüşvet gasb gibi hususlar olup da net bilinmiyorsa diyaneten sakınması evladır.[ İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, 5.cilt, 99.]Nevevi’de konuyla ilgili açıklamasında; miras bırakanın helalden mi haramdan mı elde ettiği bilinmediğinde ve bu hususta bir alamet de belirmediğinde bunun mirasçılara helal olduğunda ittifak olduğunu belirtir. Eğer haramla ilgili bir bilgisi varsa bu miktarın mirastan çıkarılması gerekir. Nevevi devamla, Gazali’den, haram bir mal elinde bulunduran kimse bu malın sahibini biliyorsa iade edeceği bilmiyorsa malın itlafı caiz olmadığından ya amme maslahatına ya da fakirlere sarfedeceği eğer o kimse kendisi de fakirse ehline ihtiyaç miktarını sarfedebileceğini nakleder.[ Nevevi, el-Mecmu, 9.cilt, 351.] Ahmed b. Hanbel’den de az bir miktar haramın karışması dışında çoğu haramdan olan miras konusunda mirasçıların bundan tenezzüh etmeleri gerektiği eğer haram mal, aynıyla bilinirse sahibine iadesinin vacip olduğu meşhur rivayetlerdendir. Buna dayanılarak haram kadar kısmın mirastan çıkarılması görüşü mezhepte öne çıkmıştır. Şüpheli durumlarda ise, ailesine ya da borcuna sarfetmesi mümkündür ama ihtiyacı yoksa o miktarın elden çıkarılması müstehap olur.[ Ebu Abdullah Muhammed b. Müflih, Kitabu’l-Füru’ ve Tashihu’l-Füru’,]
Görüldüğü gibi fakihler meseleye şahsi sorumluluk, malın zayi edilmemesi, temellükün şartları, bilip bilmemenin etkisi ve vera açısından yaklaşarak çözüm üretmeye çalışmışlardır. Mirasçılara intikal eden haram malın mirasçılara helal olacağını savunan azınlıktaki kesim, şahsi sorumluluk gereği günahın murisin zimmetine taalluk ettiğini artık ölümüyle ikinci zimmete intikal ettiği için bu ikinci zimmet açısından sorumluluk olmadığını düşünerek bu kanaate varmışlardır. Cumhur ise, haram malın mahzurlu yoldan elde edilmesi sebebiyle daha muris hayattayken mülkiyet ifade etmeyeceğini, dolayısı ile ölümün, mülkiyete mani olan durum devam ettiği için haram malı temiz hale getirmeyeceğini belirtmiş olmaktadırlar. Ahmed el-Baz’ın ifadesiyle, bu haram mal, bir nevi zimmette bir deyn gibidir. Miras işinde aslolan ise taksimden önce murisin zimmetinin borçtan kurtarılmasıdır.[ Ahmed el-Baz, Malü’l-haram, 81, 83.]
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|