Alıntı:
ilimsiz Nickli Üyeden Alıntı
Bazı arkadaşları görüyorum şurada iki mesajda edeple konuşmayı beceremeden,
makam peşinde şunu mu yapsam bunu mu etsem diye debeleniyorlar,
büyük büyük konularda ahkamlar bitmiyor.
O yüzden bu konuyu açayım dedim.
Maksat sohbet olsun.
|
smailağa cemaatinden bir hoca anlatıyor: “Efendi Baba Ali Haydar-ül Ahıskavî Kuddise Sırruhu Hazretleri, Fatih Draman taraflarında ikamet ediyordu. Draman'dan bağlısı olduğu İsmet Efendi Hazretleri’nin tekkesine gelene kadar, tek başına yolda bir hatmi hacegan yapıyordu. O zamanlarda İsmailağa'nın bulunduğu yer yıkık ve dökük. Avareler, serseriler ve sarhoşlar mekân tutmuş buraları. Şimdiki İsmailağa nerede... Yine bir gün Efendi Baba, tekkeye doğru hatmi haceganla yürürken, serserinin biri yolunu keser, bıçağını çekerek “Baba, çıkar bakalım neyin var” der. Serserinin maksadı bıçakla tehdit edip korkutarak soygun yapmak. Ne de olsa serseri. Efendi Baba, “Çıkarayım evlat” der. Elini koynuna sokar ve bir tabanca çıkarır. Serseri elinden bıçağı atar ve “Baba tamam, tamam” der ve arkasına bile bakmadan kaçar. Adı gibi “Arslan”dır O...
Efendi Baba'nın oğlu anlatıyor: Yapılan zulümlere dayanamaz... Fatih Camii Kebirinde cemaate haykırır: “Kaldırın kafanızı alnı secdeli kâfirler!”
İlimde son dereceye ulaşmış olan bâtın kahramanının bu hareketi tüm cemaati etkiler. Cemaatte çıt yok.
Yine bir gün Fatih Caminin bahçesinden geçerken bir hoca der ki, “Hocaefendi, nedir bu müslümanların hali? Halbuki Allah, sizi üstün kılacağım, ezdirmeyeceği diyor” deyince Efendi Baba, “Hocaefendi, hoca efendi! Âyetin devamını oku bakalım. “Eğer siz İslâm'ı yaşarsanız, sizi hâkim kılacağım” demiyor mu Mevlâmız?.." buyurur.
Efendi Babamız, İsmet Efendi Hazretleri dergâhında derse girerdi. Efendi Baba'nın sağında Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, solunda da Emin Saraç hoca otururdu. Efendi Baba, mutlaka Efendi Hazaretleri'ni sorardı. Biz hikmetini anlamazdık. O mübarek, edebinden hep kapının arkasında otururdu. “Buradayım Efendi Baba” derdi. Bu sözü duyduktan sonra derse başlardı.
Zamanın mason medyası, ikinci Abdülhamid Hanı tahttan indirerek şeytana bile rahmet okuttu. Adamın kafasında sarık, hem de değirmen taşı kadar. “Kahrolsun Sultan Abdülhamid!” diye bağırıyor. “Kızıl sultan” diyor. Hâlbuki bu lafları Avrupa'ya tahsile giden (!) zamanın züppeleri, gâvurlardan öğrenip burada Sultan'a söylüyorlardı. Dergiler neşredip, bunları yazıyorlardı.
Tam bu sıralarda, Efendi Baba'mız icazet töreninde, 16 yaşlarındadır... Yüreklidir. Lafını esirgemez. İcazetnameler dağıtılmış. Herkes kısa kısa kürsüye çıkıp birşeyler anlatıyor. Efendi Babamıza sıra gelince, Sultanın da âdeti gereği perde arkasından dinlediğini bildiği halde şu ayetleri seçiyor. “Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin, kâfirlerin, fasıkların ta kendisidir!” Hocalar derler ki, “Molla senin durumun iyi değil. Bunu yapmakla iyi etmedin” derler.
O sırada Sultan Abdülhamid Han, “O mollayı bana getirin” der. Efendi Babamızı Abdülhamid Han'ın yanına götürürler. Götürülürken de, “Biz demedik mi; gitti bunun kafası” derler. Abdulhamid Han Hazretleri, “Oku bakalım evladım o âyetleri" der. Ama yine perde gerisindedir ve yine aynı şekilde okuyup, mânâ verecek mi diye imtihan eder.
Efendi Babamız, aynı şekilde mânâ verince Padişah Hazretleri, aradığı gerçek hocayı bulmanın sevinciyle perdeyi kaldırır ve tebrik eder. “Evladım, bana senin gibi hocalar lazım, memleketin çivisi çıkmış, bir senle ben kurtaramayız ki" der. Bir kese altınla mükâfatlandırır. Genç hocalarımızdan, çocukluğunda bu kırmızı keseyi görenler var.
O, gözlerin nuru, kalblerin süruru idi. Marifet deryası ve sırlar hazinesiydi. Pek az kimselere nasib olabilen makamların sahibiydi. Aşk ile muhabbet ile yanan kalblerinin tabibi idi. Ömrü, dini ihya etmeye çalışmakla geçti. Kur'ân-ı Kerimi çok okurdu. Bir edebin bile terkine rızası yoktu. Nefse güvenmemeyi telkin ederdi. Onu "mutmeinne" derecesine çıkarabilmek için zikir ehli olmanın gerektiğini söylerdi. Günde ellibin kelime-i tevhid okurdu.
Dergâhın bulunduğu mahalde bulunan evinde 1 Ağustos 1960 yılında âyetler okuyarak, etrafındakilere nasihatler yaparak, tebessüm ede ede dar-ı bekaya göç ederken, arkada gözü yaşlı binlerce müridi bırakmıştır. Cenazesi üç kere yıkandı. Önce müderris Beşiktaş müftüsü Fuat Efendi, sonra Eminönü müftüsü Ali Yekta Efendi ve üçüncü olarak da Efendi Hazretleri yıkamıştır.
Vasiyyeti üzere hocası Reis-ül Ulema Çarşambalı Ahmed Efendi'nin de kabrinin bulunduğu Fatih Camii Kabristanına defnedilmesi istendi. Fakat buna müsaade edilmedi.
Yavuz Sultan Selim Camii’nde Ramazan oğlu Sami Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Sakızağacı kabristanına defn edildi. İrşad makamını da bugün aynı yerde aynı iman ve azimle çalışan ve yüzbinlerce insanın etrafına halka olduğu Mahmud Ustaosmanoğu Efendi Hazretleri yürütüyor.
Mizacı Sert olan Mübarekler de çok.Kişinin Batınını Zahirine göre Anlaman için Göz perdenin kalkmış olması gerek.Öyle de çok anlamazsın.Kalp Gözü açık Mübarek Zatlar iyi anlar Kişinin Batınını.