Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Hanefilerde iki görüş ön plana çıkmaktadır: Kedi artığı tahrimen mekruhtur veya tenzihen mekruhtur. Her iki görüşü şöyle anlamak mümkündür: Ev kedisi devamlı etrafımızda dolaştığı için onun pisliğinden insanların korunması imkansızdır. Bu yüzden şeriat onu temiz saymıştır. Bu bakımdan ev kedisinin ağzı ve artığı temizdir. Binaenaleyh İmam A'zam ve Muhammed'e göre; “başka bir su varken kedinin artığını kullanmak tenzihen mekruhtur, başka su yoksa, bu kerahet kalkar." Gerçekten de kedi ağzını pislikten korumaz. Bu husus aynen sabahleyin kalkan kimsenin gece elinin pislenmesi ihtimalinden dolayı elini yıkamadan kabın içine sokmasının yasaklanmasına benzer. Bu açıdan bakılırsa, kedinin artığı tenzihen mekruhtur. Fakat kedinin bir pisliği yaladığı görülerek ağzının pisliği kesin olarak bilinirse artığının da pisliğine; fakat su içerek ağzını temizlediği de kesin olarak bilinirse, artığının temizliğine hükmedilir. İşte Hz. Peygamberin kedinin artığından abdest aldığını ifade eden hadisler de bu manaya hamledilmiştir.
Diğer duruma göre kedinin eti pis olduğundan dolayı artığı mekruhtur. Çünkü İmam Ebu Hanife, “kedi, köpek ve yırtıcı hayvanların artıklarının necis olduğu hakkında gelen hadisler, bu hayvanların etini yemek haram olduğu içindir. Artıklarından maksat, kendileridir ve artıkların hükmü etlerin hükmüne tabidir" demiştir. Bu açıdan bakılınca da kerahet-i tahrimiye ile mekruhtur. Fakat bu hususta en kuvvetli görüş Serahsi'nin de belirttiği gibi tenzihen mekruh olduğudur.
Netice itibariyle: Kedinin yırtıcı hayvanlardan olduğunu, dolayısıyla artıklarının necis olduğunu, yaladığı kabın bir kere yıkanması gerektiğini belirten hadisler kedinin ağzında fare gibi necasetin bulunduğu durumlara hamledilmelidir. Bu durumda kedi artığının tahrimen mekruh olduğu söylenebilir. Kedinin evde dolaşan hayvan olduğu ve artığının kullanılabileceğini gösteren hadisler de ağzının necis olmadığından emin olduğumuz durumlara hamledilmelidir. Şayet her iki durumdan emin değilsek, yani sadece şüpheli bir durum varsa kedi artığı tenzihen mekruh olmalıdır. Bu da kedi ile birlikte yaşayanların duruma göre hareket edebilecekleri geniş bir alanın var olduğunu gösterir.
“Bir kadın, bir kediden dolayı azaba uğratıldı. Şöyle ki: Kadın, kedi (açlıktan) ölünceye kadar hapsetmişti. Kediye yaptığı bu eziyetten dolayı kadın cehenneme girmiştir. Kadın, kediye, ne bir yiyecek vermiş ve ne de su içirmişti. Kediyi hapsetmiş, yerin haşerelerinden yemesi için onu serbest bırakmamıştı.”[ Buhari, Enbiya 53, Bed’u’l-Halk 16, Müsakat 9; Müslim, Selam 151 (2242)]
Açıklama:Yusuf el-Karadavi, bu hadisle ilgili olarak şu yorumu yapmaktadır: “Açlıktan ölünceye kadar kedinin hapsedilmesi, o kadının kalbinin donukluğuna, Allah’ın zayıf yaratıklarına karşı katılığına, merhamet ışıklarının onun kalbine girmediğine dair en açık bir delildir. Cennete ise ancak merhametli olanlar girer. Allah, ancak, merhametlilere merhamet eder. Eğer o kadın yerdekilere merhamet etseydi, Yüce Allah da ona merhamet ederdi. Şüphesiz bu ve benzeri hadisler, insani değerler açısından İslam için övünç kaynağı sayılmaktadır. Öyle ki her canlı mahluka hizmet ediliyor, her yaş ciğer taşıyan canlıyı gözetmekten dolayı ecir veriliyor” (Yusuf el-Karadavi, Sünneti Anlamada Yöntem, Terc. Hanifi Akın, Nida Yayınları, İstanbul 2008, s. 194-195).
|