Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Kardeşim bu hususta söylediklerin hangi delile dayanıyor bilemiyorum. Lakin merhametten maraz doğar diye bir ifade var. Yazar Armağan Seçkin ‘’DEMOKRASİ TARİHİMİZ VE ATATÜRK TÜRKİYE’DİNDE DEMOKRASİ ANLAYIŞI’’ adlı kitabının 257. Sayfasında bu durumu çok açık bir şekilde ifade ediyor: [ 17 Kasım 1922'de Sultan Vahdettin bir iç savaş çıkması ve öldürülmesi ihtimaline binaen kendi deyimi ile yurt dışına "hicret" etmeyi uygun bulmuştur. Kanaatimizce Halife Padişah Vahdettin burada tercih ettiği usulle atalarının yaptığı hizmetlere istemeden de olsa zarar vermiş ve kendisini destekleyenleri yalnız bırakmıştır. Bunun yanında Osmanlı İmparatorluğu tarihine de gölge düşmesine sebebiyet vererek gelecek nesilleri Osmanlı'dan nefret ettirmek üzere siyasa izleyeceklerin ekmeğine de yağ sürmüştür. Nitekim Sultan Vahdettin'in ülkeden kendisinin ayrılması Ankara Hükümetine büyük bir nefes aldırmıştır. Buradaki en büyük sorun gerek II. Abdülhamid'in gerekse Sultan Vahdettin'in aşırı derecede merhametli olmalarıydı. Fakat bazen Yavuz Sultan Selim gibi olmak zorundasınızdır. Şartlar sizi bazı şeylere zorlar. Osmanlı İmparatorluğu bir İslam imparatorluğu olduğu için İslam tarihindeki komutanlar başta Hz. Muhammed olmak üzere yerine göre çok sert tedbirlere başvurmaktan çekinmemişlerdir. Hele ki devletin varlığı tehlike altındaysa yapılması gerekenleri yapmaktan geri duramazsınız. Aksi takdirde binlerce Müslüman hayatını kaybeder hatta Osmanlı örneğinde olduğu gibi devletiniz yok olur. O günlerdeki merhamet yüzyıldır Müslüman Coğrafyasında Müslümanların perişan olmalarına yol açmıştır.]
|
Bu benim düşüncem değil
Abdullah Baba k.s. söylüyor bunu
Yahudi halifeyi tahttan indirirken Abdülhamid han gibi Salih bir zatı(evliyaullah), ses çıkarilmadiysa neden olmasın
Abdullah Baba k.s. u tanıyorsunuzdur zaten ama bilmeyen olursa diye 9 tarikatten icazetli mürşidi kâmil bir zat olarak bilinir.
Vefatı hakkında da çok manidar bir söylenti vardır.