Alıntı:
Vakia Nickli Üyeden Alıntı
Olabilir. Mantıklı gelen düşüncelere direnmem.
Şöyle bir düşününce bizler kimizki Allah’ı kızdıracağız bir hiç onu nasıl kızdırabilir.
Ama bilemiyorum.
Senin sözlerinde tam açıklık getirmiyor konuya.
Sende benim gibi dayatıcı konuşuyorsun.
Diyorsunki Allah helak etti Allah cezalandırdı.
Öfkelenmezse nasıl cezalandırsın haşa biz tabi tahminsel konuşuyoruz akıl yürütüyoruz. Yoksa biz bilemeyiz haddimizede değil.
|
Kardeşim Allahın koyduğu sistem böyle.İyileri ödüllendirir,kötüleri cezalandır Hakkını Helal et bu arada.Şu şekilde işliyor dediğim konu.Allah dilediğini yapar.Mesela Peygamberimizden önceki Kavimleri Allah öfkeyle veya kızdığı için yok etmemiştir.Hak ettikleri için,Nankörlük ettikleri için ve Haddi aştıkları için yoketmiştir.Allah kurallarına uyan kullarını Çok sever itikatına ameline ihlasına göre değişir bu.Uymayanları da sevmez çünkü Allah türlü türlü nimetler verdi zor mu seni Yaratan Yüce Rabbinin emirlerine uymak? Allah dilediği kulunu dilediği zaman cezalandırır.Bazılarını dünyada bazılarını Ahirette.Ahirette tüm hesaplar görülecek zaten.Allahın takdiri bu yani.Örnek olarak birşey yapıştıracağım
Yıllarca anlattığım ve sadece bir hikaye zannettiğim pek çoğunuzun iyi bildiği ‘’ Kabak Hikayesi’’ vardı… Ne zaman hayat veya insanlık liyakatine ulaşamamışlar tarafından yorulsam bu hikâyenin sahilinde dinlenirdim. Bu akşam bir âlimin hayatını okurken bir de baktım, hikaye zannettiğim olay gerçekmiş. Önce güzel hikâyemizi anlatalım.
Bir derviş varmış. Tıraş olmak için berbere gitmiş. Berber koltuğuna oturmuş, o dönemde dervişlerin, sarık sardıkları için saçlarını kazıtma âdeti olduğundan, saçını kazıtmış. O sırada berbere bir kabadayı gelmiş. Koltukta oturan dervişin başına bir tokat vurarak; ‘’ Kalk kabak’’ demiş. Derviş hiç ses çıkarmadan yerinden kalkarak, kabadayıya yer vermiş. Tıraş olan kabadayı dükkândan çıkarken, yokuştan aşağı hızla gelen at arabasının demiri, kabadayının böğrüne saplanmış. Kabadayı ölmüş.
Berber, dervişe dönerek:
_ ‘’ Ya derviş, sen ne yaptın? Sana kaba davrandı ama keşke beddua etmeseydin?’’ demiş.
Derviş mütevazı duruşunu bozmadan, yana hafif eğik boynunu biraz daha eğerek, yutkunmuş, mahcup bir ifadeyle:
_ ‘’ Beddua etmedim efendi’’ demiş. Ne haddime. Lakin galiba kabağın sahibinin zoruna gitti.
Muhammedi hakikate mazhar olan zat-ı kiramların vücutları gerçek âlemde rahmettir. Belaya sebebiyet vermezler. Onların yanına bir nebze muhabbetle varanlar, yollarında çok cüz’i gayret sarf edenler dahi tarifsiz kazançlara nail olurlar. Fakat kabadayı gibi bela arayanlar onlara çarparlar. Onlara verecekleri en küçük bir zarar, eğer gayretullaha dokunursa Hakkın tokadının ölçüsü ve sınırı bulunmaz.
Bu hikâye her boynu büküğe, zulme uğramışa bir esenlik vermektedir. Yine bir derviş, insanlardan zulüm gördüğünde ‘’ Allah’ım dermiş. Sen, bana yapılanları görüyorsun, sen razıysan ben de razıyım.’’ Teslimiyet makamına aşkla çıkılır, ikisi birleştiğinde naz makamına varılır. Allah’ın naz makamında kulları vardır, sessiz sedasız yaşarlar. İnsanlar onları pek fark etmezler, zira onlar makam sahibi zengin kişiler değildir. İnsanların onları fark edebilmesi için maddiyatçı bakış açısından kurtulması gerekir. Lakin onlar dua etseler yer yerinden oynar. Hak katında duaları ret edilmez.