Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 26.03.17, 21:01
madlen madlen isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 31.05.15
Mesajlar: 2,148
Forum Puanı: 5158
Etiketlendiği Mesaj: 84 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

L: Sadece bazı uydular değil, bazı yıldız kümeleri bile tam anlamıyla yapaydır. Örneğin, sönmesi halinde, kendisinden ısı alan iki gezegendeki yaşamı sona erdirebilecek bir yıldızı, yeniden canlandırmayı başardılar. O yıldız, çok uzun süreden beri olmasa da, bazı türlerin yaşamlarını südürmelerine yeterliydi ve bu yüzden de gözden çıkarılamazdı. Bu bağlamda yapılan hesaplamalar ve büyük miktarda enerji toplayıp, sisteme verilmesi, size olanaksız görünen yöntemlerle yapıldı. En ileri teknolojiyle toplanarak yoğunlaştırılan bir desimetreküplük bir enerji miktarının; örneğin, sizin güneşinize verilmesi halinde, daha yüzmilyonlarca yıl işlev görmesini sağlayacağını söylesem, bu sizi şaşırtır herhalde.


P: Bu mümkün mü?

L: Oksijen de çok yoğun bir duruma geçirilebilir. Öyleki, oksijen kıtlığı çekilen bir gezegende, şöyle bir uygulama yapılabilir: Katı titanyumdan saydam kubbeler yapılır, bunlara kristalleşmiş oksijen emdirilir, daha sonra bunlar bir oksijen enjetörüne takılarak kullanılabilir. Bu yöntemle, gezegenin belli bir yerinde yeterli miktarda oksijen depolanabilir. Üstün uygarlıklar bilim alanında o kadar ileridir ki, bizim yaptığımız gibi, kubbelerin altında oksijen depolamaları gerekmez; çünkü, onlar tüm bir gezegeni, neye gereksinim duyuyorlarsa, ona uygun olarak değiştirebilirler. Bunu yapmak için, moleküllerin ana enerjileri hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.


P: Bana bir sır vereceğinizi söylemiştiniz.
L: Evet, doğru; size bir konudan sözedeceğim: Siz bunu ‘elektronik klon yöntemi’ olarak bilirsiniz. Bizim dünyamızda ise buna, ‘kış uykusuna yatmış hücre’ olarak tercüme edilebilecek bir isim veriliyor. Klon yöntemi, yok olmaya yüztutmuş bazı uygarlıkları korumak için düşünülmüştür. Bunun için, önce; yaşayan hücreler ayrılır ve dondurulur. İşte bundan dolayı ‘kış uykusuna yatırmak’ deyimi kullanılır. Uzayda, çeşitli nedenlerle, yeterince çoğalmamış ırklar vardır. Dünyanız da, bir zamanlar, şimdi yok olmuş bulunan bir takım ırkların cennetiydi. O zaman, üstün ırklar bunların bazılarını kurtarmaya karar verdiler. Gezegeniniz, bir parça olsun, yaşamaya uygun koşullara kavuşunca, pek çok dünya dışı varlık buraya sanki aktı. Bunlardan ilk gelenler ‘Nordic Irk’ olmuştu. Bunlar oldukça uzun boylu insanlardı. Ancak, yaşayabilmeleri için, kendilerine en uygun iklim koşulları gerekiyordu. Bazı ırklar için çöl iklimi uygundu, bazıları için ise soğuk iklimler..Böylece; beyazlar, siyahlar, kırmızılar ve sarı ırklar sırayla geldiler.

Uzay araçlarıyla Dünya’mızı ziyaret eden varlık gruplarından biri 1972 yılı’nda bir üniversite profesörü, immünoloji araştırmacısı ve Meksika Atom Enerjisi Komisyonu’nun önde gelen üyesi olan Meksikalı bilim adamı Dr. R.N. Hernandez’le temas kurdular. LYA adlı temasçı kadın, Andromeda Takım yıldızı’ndaki INXTRIA gezegeninden geldiğini söylüyordu. Bu varlık, profesörle çok önemli bilimsel ve sosyolojik sorunları tartıştı ve ona son derece önemli bilgiler verdi, profesörü uzay gemisine götürerek Dünya’mızla ilgili çok ilginç şeyler gösterdi.
Bu özet yazı dizisi niteliğindeki bilgiler, başlangıcından profesörün ortadan “kaybolduğu†1984 yılına dek yapılan temasları içermektedir. Bu özet bilgiler, yüzlerce sayfa günlük notlardan, stereo ile kaydedilmiş konuşmalardan oluşmaktadır.
Değerli okurlarımız; geçen ay başladığımız bu yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

P: Onlar geldiğinde, dünyada yaşayanlar varmıydı?
L: Evet, Mısırlılar; şimdiki Nil Vadisi boyunca yerleşik durumdaydılar. Yeni gelenler kendi kendilerine yeterli olmayı öğrenmek zorunda kaldı. Her ırk birbirinden farklıdır; onun için de metabolizmalarını iyi bilmeleri gerekir. Japonlar ve Çinliler, giderek siyah ırklarınkinden farklı özellikler kazandılar. Başlangıçta, herşey çok iyi gidiyordu; fakat başarıyla başlanan bu proje, bir süre sonra sorunlar yaratmaya başladı. Daha sonra, sayıca çoğalan insanlar güçlendiler ve herhangi bir yeryüzü parçasının işgal edilmesi savaş nedeni olmaya başladı. Üstün uygarlıklar, savaşmayı en çok sevenlerin, sonunda gezegenin hakimi olacaklarını tahmin etmişlerdi, nitekim öyle de oldu. Dünya bir kez, çeşitli insanların kaynaştığı bir gezegen olunca, toplumsal içerikli sorunlar baş göstermeye başladı. Hep karmaşa içinde görünüyorlardı. Gezegeninizdeki birçok büyük adam, barışın ancak bir ütopya olabileceğine inanarak öldü. Bu büyük adamlar ilk klon (kış uykusuna yatırılmış) hücreleri taşıyorlardı. İleri uygarlıklar, her gruba bu hücreleri aşılamaya başladılar, böylece dünya insanında yaşamı sürdürme bilincinin uyanacağını umuyorlardı...
P: Siz bu, ‘klon yöntemi’ denen şeyi nasıl keşfettiniz?
L: Galaksilerarası toplumda ne zaman önemli, bilge ya da cesur bir kişi ölüm tehlikesiyle karşılaşsa, ona gelirler ve hücrelerinden birini kullanırlar; böylece, her türlü zayıflığın giderildiği yeni bir varlık meydana getirirler.


P: Bunu niçin yapıyorlar? L: Kuşkusuz, bilgisini saklayabilmek ve koruyabilmek için.
P: Bunu başarabildiler mi? L: Şimdi evet, ama ilk başlarda ancak bir melez elde edebilmişlerdi. ‘Melez’ diye adlandırıyorum; çünkü, onun hücreleri artık bir daha klon görevi yapamıyordu.
P: Peki, yaşamın amacı nedir, LYA?
L: Manyetik enerji olan kendisinin, antitezini açıklamakta karşılaştığımız karışıklığı yenmektir. Bu savaş, bireyin içindedir. Yanlışları ve kusurları düzeltmek, meziyetler yaratmak için yapılır bu savaş... Yaşam, az önce de belirttiğim gibi, ilke olarak elektromanyetik bir anımsama fazıdır. Yani, siz doğduğunuzda; herşeyi yoğunlaştırılmış bir biçimde belleğinize yerleştirilmiş olarak doğuyorsunuz. Yaşamınızı dengeli bir biçimde sürdürebilmek için mücadele veriyorsunuz. Zekanızı öyle bir düzeye yükseltmelisiniz ki; belleğiniz, varolabileceğiniz süreyi uzatmaya yardımcı olsun. Bu da bazı duygulara ve özelliklere karşı savaşmakla olanaklı hale gelir. Böylece, içinizde gerçek bir savaş başlar.
P: Buna ‘pozitifizm’ diyebiliriz belki?
L: Hayır, daha sakin bir ruh halidir. Buna eriştiğinizde, kendinizde ilginç fenomenler keşfedeceksiniz. Gerçek huzura erişmiş bir insan, huzursuz bir insana göre farklı bir enerji alanına sahiptir. Bazıları, içlerinde büyüyen bu canavarın kendilerine hükmetmesine izin verirler, bazıları teslim olur ve mahvolurlar, bazıları ise karşı çıkar ve kazanırlar. Üstün uygarlıklar tarafından kurtarılmaya layık görülmeniz, bu konuda sergileyeceğiniz başarılara bağlıdır.
“Bana bazı kehanetlerden sözedecektiniz...†diyerek, değiştirdi konuyu profesör.



L: Kehanetlerden hoşlanır mısınız? P: Evet.


L: İşte bu da gezegeninizde yaşayanların ortak bir özelliği. Gelecekte olup bitecekleri öğrenmek istiyorlar. Bu arzu sizin beyninizde programlanmıştır. Çünkü, Dünya insanı eskiden, şimdiye göre çok daha ileriyi görme yeteneğine sahipti. Bu özelliği yeniden kazanmanız; ancak, karşılıklı sevgi ve yardımlaşma dengesini kurarak mümkündür.
P: Ne söylemeye çalışıyorsunuz?


L: Öğrenmeyi; ancak, kendinizi tümüyle yok etmezseniz başaracaksınız. P: Nasıl ?
L: Bakın, sizin ölçünüzle 2015 yılında, sesten enerji elde etmeyi başaracaksınız. Ses size, ummadığınız ölçüde güç kazandırabilir. Ancak, sözkonusu olan, ayarlanmış ses titreşimleridir. Bu titreşim bir keman, gitar flüt ya da orgun akordu gibi olmalıdır. Titreşimsel müzik ile müthiş şeyler yapılabilir. Bizim dünyamızda müzik, çevrede ne türde bir enerji bulunuyorsa, bunun aktifleştirilmesi için varolan bir hazinedir. Daha da ilginci; ses enerjisi, bedenleri ve kadavraları saklamak için kullanılır. Ses ile, iklimi kontrol etmek de olanaklıdır. Ancak, yanlışlık yapmamak için çok dikkatli bir biçimde, tek bir titreşimden ibaret ve yeterince ince olan bir ses kullanılmalıdır. Ses, içinde oturanlara hiç bir zarar vermeksizin, konutların ısıtılmasında da kullanılır. Ses aynı zamanda yenilmez bir silahtır. Çünkü yeterince yüksek ve tiz sesler depreme neden olabilmektedir.


P: Depremlerin sebebi nedir? Yer hareketlerine bir çözüm bulabildiniz mi?
L: Dünyadaki kara kütlesi parçalanıp, yeni kıtalar oluşunca, bu kıtalar dağıldı ve sizin deyiminizle, yanlış kutuplar oluştu. Biz buna ‘enerji kaybı’ diyoruz. Yerin bileşim maddeleri arasındaki denge, metaller arasındaki dengeye de aynen yansıdı: Cıva, demir, uranyum, petrol vb. gibi... Aynı durum beşer bünyesindeki minerallerde de geçerlidir. Bunlar dağılırsa, yer küre doğal enerji absorbe edemez. Bazı gezegenler, büyük felaketleri ve can kaybını önlemek için oldukça basit bir formül buldular. Belirli kalınlıktaki çok büyük iğneler hazırladılar. Bu iğnelerin bileşim maddeleri şunlardı: Bildiğiniz tüm mineraller, ayrıca oksijen, hidrojen, bakır, minerallerin sürtünmesi sırasında açığa çıkan enerjiden kaynaklanan bir madde, bir de sizin bilmediğiniz ve bizim ‘tuxuin’ dediğimiz bir madde. Bu iğneler sismik hareketleri nötralize etmekte kullanıldı. Eğer bu ‘hareketi’ nötralize edebilirseniz, yer hareketlerini de önlemiş olursunuz. Yukarıda bileşim maddeleri verilen büyük iğneler, bir depremden önce ortaya çıkan enerjinin kullanılabilir hale dönüşmesini sağlar. Böylece, bir taşla iki kuş vurulmuş olur. Yani, hem sismik hareketler en aza indirgenir, hem de enerjinin büyük bir miktarı yoğunlaştırılır. Enerji dalgaları yüksek ‘teluric’ yerlere yerleştirilmiş iğnelerin çekim ve absorbsiyonu yolu ile toplanır. P: İşinizi seviyor musunuz?

__________________
İlmi, ancak kaygı ve meşguliyetten kurtulmuş bir genç elde edebilir.
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148