Alıntı:
Orxan Nickli Üyeden Alıntı
ayeti okumuyorsun sanırım ahzap 33 Hz Ali nin Hz Hasanın Hz Hüseynin bana günahını ıspatla
Caferi kaynaklarıyla ve kendi kaynaklarınızla
İkisinide istiyorum ve kurandan ehli beyt günah işlemiştir diye bi ayet getir
Ben günahsız olmalarına dair ayet getirdim sen günahkar olduklarına dair bi ayet getir bana
|
Ahzab 33. ayet
.. إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَبَرَكُمْ تَطْهِيرًا...
"Ey ehl-i beyt! Allah, ancak pisliği/ricsi sizden uzak tutmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor!"
Pek çok müfessirin "Ehl-i Beyt" kavramını tartışırken delil olarak gösterdiği metin, 33. ayetin, sadece bir kısmıdır; o da bir sonuç cümlesi niteliğindedir. Ayetin çoğunlukla göz önünde bulundurulmayan baş tarafı şöyledir:
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ
اللَّهَ وَرَسُولَهُ
"Evlerinizde oturun, eskiden cahiliye dönemindeki gibi dikkat çekecek biçimde süslenip yıldızvari sokağa çıkmayın, namazı ikame edin, zekatı verin, Allah'a ve Elçisine itaat edin! Ey ehl-i beyt..." Bu durumda, ilk iki ayette olduğu gibi, bu ayette de doğal olarak, kendilerine hitap edilen kimseler ve kastedilen asıl mana ka- palı kalmaktadır. Bağlamından kopartılmış her metne, elbette istenilen mana verilebilir; ancak, iyi bilinir ki, bu şekilde verilen mananın, asıl söz sahibinin o metindeki muradını yansıtmayacağı açıktır. O sebeple biz, önce 33. Ayetin tamamını, sonra da konu bütünlüğü içerisinde geçtiği pasajla birlikte konunun bütününü görüp ona göre elde edilecek manayı değerlendirmek durumundayız.
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ
اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
"Evlerinizde oturun, eskiden cahiliye dönemindeki gibi dikkat çekecek biçimde süslenip yıldızlaşarak sokağa çıkmayın, namazı ikame edin, zekatı verin, Allah'a ve Elçisine itaat edin! Ey ehl-i beyt! Allah, ancak pisliği sizden uzak tutmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor! "
Belli ki, bir atf-ı beyan konumundaki "vav" ile başlayan ayet, öncesi de olan bir emirler, yasaklar ve nasihatler cümle- sinden söz etmektedir. O halde bu emir, yasak ve öğütlere konu olan ayetin öncesini de tanımakta yarar vardır. Ayetin siyakı da şudur:
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِأَزْوَاجِكَ إِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ
وَأُسَرِحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا . وَإِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا . يَا نِسَاء النّبِيِّ مَن يَأْتِ مِنكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرًا يَا نِسَاء النَّبِي لَسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِّنَ النِّسَاء إِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَّعْرُوفًا . وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّحَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا.
"Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun ziynetini istiyorsanız gelin, size müt'alarınızı verip güzellikle sizi boşayayım," yok eğer Allah'ı, Rasulünü ve ahiret yurdunu dilerseniz, şüphe yok ki Allah, sizden iyiler için büyük bir mükafat hazırlamıştır.’’ Ey Peygamber Hanımları! Sizden kim, apaçık bir aşırılık yaparsa, onun cezası ikiye katlanır! Bilesiniz ki bu, Allah için kolay bir iştir... Kim de Allah'a ve Rasulü'ne, içtenlikle itaat eder ve salih iş yaparsa, ona da ecrini iki kere veririz; ayrıca ona, güzel de bir rızık hazırladık. Ey Peygamber hanımları! Eğer Allah'a ve Rasulüne karşı gelmekten sakınırsanız, siz diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz... Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız, yabancı erkeklerle çekici bir eda ile/özellikle kibar konuşmayın ki -kalbinde hastalık bulunanlar bir beklenti içerisine girmesinler; bilinen/normal söz söyleyin. Evlerinizde oturun, eskiden cahiliye dönemindeki gibi dikkat çekecek biçimde süslenip yıldızvari sokakta dolaşmayın; namazı ikame edin, zekatı verin, Allah'a ve Elçisine itaat edin! Ey ehl-i beyt! Allah, (size özel getirdiği bu kurallarla) ancak pisliği sizden uzak tutmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor!" (Ahzab 28-34)
Ayetlerin satır araları dikkatle okunduğu zaman, metnin bütününden anlaşılıyor ki, Resulullah (sav) 'ın hayatta olan hanımları ki, o tarihte sayıları dokuz idi; hepsi veya bir kaçı, taht-ı nikahında bulunmakla şerefyab oldukları müstesna kişi Hz. Peygamber'e karşı bir tavır içerisine girmişler; onu üzecek nahoş davranışlarda bulunmuşlar. Konu da dünya hayatının geçici menfaati ve ziynetidir. Onların bu davranışı Allah'ı gayrete getirmiş olacak ki, Resulünü eşlerine karşı savunarak onun söylemeyi aklından bile geçirmediği şeyi onlara teklif etmesini emretmiştir. Nitekim ayetin nüzul sebebi de bu konuyu açıklamaktadır:
Ahzab suresi Medenİ surelerdendir. Mushaf-ı Osmani'de kronolojik sıralamaya göre 99., elimizdeki Kur'an'a göre 33. suredir. Bu sure, hicretin beşinci yılında Ahzab savaşından sonra pasajlar halinde indirilmeye başlanmış ve büyük bir ihtimalle hicretin altıncı yılında nüzulü tamamlanmıştır. İlk pasaj içerisinde yer alan 28-34. ayetlerin nüzul sebebi hakkında, birbirinden farklı iki görüş ve hepsi de ana fikir olarak bu iki görüş üzerinde toplanan pek çok rivayet bulunmaktadır.
Bunlardan bir görüşe göre, bir gün, önce Hz. Ebu Bekir (ra), ardından da Hz. Ömer (ra) Resulullah'ı (sav) ziyaret amacıyla hane-i saadetlerine geldiler. Baktılar ki, Peygamber'in
evinin önünde birkaç kişi oturmaktadır. Telaşlanarak hemen içeri girmek istediler, fakat onların da girmelerine izin verilmedi; çünkü Resulullah Enes (ra)'e; "Kimseyi içeri alma!" buyurmuştu. Enes, iki kayınpederinin eve girmekte ısrar ettiklerini Resulullah'a (sav) söyleyince, o da; 'Buyursunlar' dedi. Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer içeri girdiklerinde, Resulullah'ı ve çevresinde oturmakta olan hanımlarını üzgün bir vaziyette gördü ve büyük bir endişe ile; "Kötü bir hal mi var, ya Rasulallah!?" dediler. Resulullah (sav): "İşte kızlarınız! Benden, kendileri için dünya nimetini ve ziynetlerini artırmamı istiyorlar; o da bende yoktur." dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer Allah'ın Elçisini üzdükleri için, kalkıp kızlarını dövmeye yeltendiler, fakat Resulullah, buna izin vermedi. İşte bu pasaj, bu olay üzerine indirilmiştir."( Buharİ, "Tefsir", 33/4, 5, VI/22, 23; Taberİ, XXI/99 vd.; İbn Kesir, VI/401)
Buhari’nin bu konuda Hz. Aişe'den naklettiği şu rivayet de bu görüşü desteklemektedir:
Hz. Aişe demiştir ki: Allah'ın Elçisine, eşlerinin, kendisi ile dünya nimetleri arasında bir tercih yapmaları emredildiği zaman, Resulullah (sav) önce bana geldi ve 'Aişe, sana bir emri tebliğ edeceğim, fakat cevap vermekte acele etme; hatta ebeveyninle istişare et, cevabını bana sonra bildir' dedi. Sonra da, "Ey Peygamber, hanımlarına de ki: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun ziynetini istiyorsanız gelin, size müt'alarınızı verip güzellikle boşayayım; yok eğer..." ayetlerini bana okudu. Dedim ki, 'ben bunlardan hangisini ebeveynimle istişare edecekmişim ki? Ben elbette Allah'ı ve Resulünü tercih ediyorum.' Benim bu cevabım üzerine Resulullah (sav), sırasıyla diğer hanımlarına da gitti... Hepsi de Allah'ı, Elçisini ve ahiret yurdunu tercih ettiler.( Buhari "Tefsir", 33/4, 5, VI/22, 23.)
Bu hadise, her iki taraf açısından da önemli bir hukuk meselesi olmalıdır ki, Allah, peygamberine emrediyor: Ey Peygamber, hanımlarına söyle, eğer onlar isteklerinden vazgeçmeyeceklerse, seninle dünya ziynetleri arasında bir tercih yapsınlar; şayet onlar, dünya hayatını ve ziynetlerini tercih edecek olurlarsa, onları, hiç zarara uğratmadan ve yakın gelecekte hiçbir sıkıntıya düşmelerine imkan vermeyecek tarzda güzelce boşa! Böylece onlar, istediklerine kavuşma imkanını bulmuş olur, sen de onların şikayetlerinden ve sana reva gördükleri eziyetlerinden kurtulursun. Yok eğer Allah'ı ve Elçisini tercih eder ve kifayetsiz de olsa, dünya nimetlerinden paylarına düşene kanaat gösterirlerse, onların peygamberi üzecek davranışlardan artık uzak durmaları gerekmekte ve pasaj içerisinde getirilmiş olan kurallara harfiyen uymalıdırlar.
[ Müt'; dünya hayatında bir insanın, herhangi bir biçimde ihtiyaçlarını karşılayan ve kendisinden faydalanılan yiyecek, giyecek ve benzeri cinsten geçimlik demektir. (Rağıb, "mta".) Ayrıca müt'a (nafaka); bir erkeğin, belli bir süre zaruri ihtiyaçlarını karşılaması için, boşadığı kadına, örfe uygun olarak vermesi gereken bir haktır ve "iyi insan" olmanın gereğidir. (Bakara 236)
gönüllerini hoşnut edecek kadar dünya nİmetinden ve ziynetinden yararlandırma imkanı bulunmuyordu. Oysaki dünya hayatının ziyneti, insan için, özellikle de mü'minler için (Araf 32, 33) var edilmiş ve gönüllere cazip kılınmıştır. (Al-i İmran, ayet 14) Peygamber'in hanımlarının da, hemcinsleri gibi, normal olarak dünya hayatının zİynetine ve süslenmeye karşı ihtiyaçları, belki de zaaflarının olması yadsınamazdı. Bu yüzden onlar, dünya hayatının nimetlerinden ve zİynetlerinden, yeterince yararlandırılmadıklarından şikayet ederek paylarının artırılmasını istediler ve bu isteklerinde biraz da ileri giderek Hz. Peygamber'i fazlasıyla üzdüler. Bu olaydan sonra, bir pasaj halinde söz konusu ayetler indirildi. (Müslim, "Talak", 29/1478; Taberİ, XXI/99 vd.; Vahidİ, Esbabu'n-Nüzul, s. 203; İbn Kesir, VI/401 vd.) Zemahşerİ demiştir ki: "Allah, özel statüleri gereği, Peygamber hanımlarını, hem terbiyeye davet ederek te'dİb, hem de onlara özgü bir takım şart ve hükümler indirerek onları tehdid etti." (Bkz, III/258)
( Buradaki 'fahişe', söz, iş ve davranışlarda aşırılık; peygamberi üzecek davranışlar anlamındadır, zina değil!.).]
(Kaynak: İSLAMIN ÜZERİNDE BEŞ GÖLGE PROF. DR. M. ZEKİ DUMAN FECR YAYINLARI SAYFA: 285-290)