Gün geçtikçe K’nın içindeki boşluklar teker teker dolmaya başladı, eksik tuğlalar yerine girdi. Çocuk artık daha uzun cümleler kuruyor ve gülen bir surata tebessümle cevap veriyordu. K’nın kendini tamamlayan bedeni yeni bir keşfin kollarına atılmaya hazırdı. Ne zaman olduğunu kendisi de tam kestiremiyordu, o ilk kokuyu tatttığı anın. Babasından gelen tatlı ve organik bir histi bu; sanki içinde kımıldanan organlar onu davet ediyordu. Baba kokusu… Babasına sıkı sıkı sarılıp gözlerini kapayarak o kokuyu içine çekiyordu. Adam terliyken çok güçlü olan kokusuna o kadar alışmıştı ki, göğsüne gömdüğü burnu, otları eşeleyip solucan bulan bir kuş gibi derinlerden bulup çıkarıyordu bu hissi. Adam yeni yıkandığı halde “baba kokusu” gitmiyordu. Baba kokusu… Baba kokusu… K, onun ne zamanlar banyo yaptığını biliyordu çünkü en büyük zevki duş altındaki çıplak babasını gözetlemekti. Emindi, bu koku babasının içinden bir yerden geliyordu.
K hazırlanıyordu. İçindeki o eski tanıdık hissin daha da kuvvetlenmesini bekliyordu. Midesini sızlatan dürtüler henüz güçsüzken, henüz büyüyüp ağzından taşacak hale gelmemişken garip bir zevk veriyordu ona. Kanayan yarayı kaşımak gibi. Ama bu böyle sürmeyecekti, K biliyordu; bir müddet sonra merak bedenine sığmayacak hale gelecekti ve artık kendisi de bu duruma karşı koymak istemeyecekti. İşte o zaman için hazırlanıyordu K…
O gün annesi dışarı çıkmıştı, belirsiz bir neden yüzünden. Eve geldiğinde oğlu karşıladı onu. Durumda bir acayiplik vardı; kadın bayılacakmış gibi hissetti birden.
“Olmuyor” dedi K. “Bir türlü yeniden yapamıyorum!”
Çocuk gerçekten çok üzgündü; suratı beceriksizliğinin vermiş olduğu dehşetle kasılmıştı. Kadın içgüdüsel olarak yatak odasına yöneldi. Çocuğu da sarsak adımlarla yanında yürüyordu, bulduğu şeyi sahibine göstermek isteyen sadık bir köpek gibi. Odada yoğun bir paslanmış demir kokusu vardı; kadın mide kasılmalarını duymazdan gelerek, kokunun en yoğun olduğu karyolaya ve üzerindeki bedene yaklaştı.
Bazen, baş etmesi zor sahnelerle karşılaştığımızda aklımıza garip fikirler veya alakasız sorular gelir. Bedenin kendini korumak için devreye soktuğu bir mekanizmadır bu. Veya bayılmanız gerekir… Aksi takdirde delirmek işten bile değildir. Kadın bayılmadı; aslında bayılmak kadınlara çok yakıştığı halde. Kemirdikleri elmanın içinde gezinen kurtlar misali sorular dolaşıyordu zihninde; kocası hakkında (evet ölmüştü). Peki neden yatakta bağlıydı ve çırılçıplaktı; neden yarılmış karnına doğru uzanan penisi kemik gibi sertleşmişti?
K, annesine sokuldu. Kadın o zaman oğlunun yanında olduğunu farketti ve eve geldiğinde gördüğü şeyi hatırladı: üstü başı kana bulanmış K’nın elinde bir kasap bıçağı vardı. Kadın gözyaşlarına boğuluverdi. Şu an kocasını düşünmüyordu, rahatsız edici düşünceler biraz bekleyebilirdi. Gözü gibi sakındığı oğluna sarıldı. Üzerine titrediği, yıllarca yemeyip yedirdiği… Ve ağladı…
K, artık içinde ne olduğunu biliyordu…
|