Ressam, müzisyen ve şair ama ne?
Kont Saint Germain gününün önemli bilginlerinden biriydi. Tarihçilerin onu gözardı etmesi bile halk arasında mitolojik bir figür haline gelmesini engelleyemedi. Onun diller hakkındaki bilgisi hem modern dilleri hem de eskileri kapsıyordu. Almanca, İngilizce, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca, Fransızca, Yunanca, Latince, Sanskritçe, Arapça ve Çince konuşabiliyordu. Üstelik bu dilleri anadili gibi düzgün bir aksanla konuşuyordu, çok iyi bir müzisyen, iyi bir kimyacı ve bir dahi olduğu söyleniyordu. Fransa´nın tarihi simgesi Madam de Pompadour ise Saint Germain’i şöyle övüyor: “Modern ve eski tüm dilleri harika konuşuyordu. Harika bir belleği vardı, her alanda konuşmasını sağlayan etkileyici bir bilgi birikimine sahipti, onu iyi bir konuşmacı yapan insanları tanıma yeteneğiydi. Bazen krallar ve prensler hakkında hikayeler anlatırdı. Öyle bir üslup kullanırdı ki, her detay bir illüzyon gibi gözünüzde canlanır, gerçekmişçesine etkilerdi. Bütün dünyayı dolaşmıştı ve Kral onun maceralarını dinlemeye bayılıyordu. Asya, Afrika hatta Rusya, Türkiye ve Avusturalya hakkında öyküler anlatırdı. Üstelik tüm bunlar Kralı ve dinleyenleri derinden etkilerdi.” İşin bir de İngiltere yönüne bakalım; Saint Germain Kontu, bazen Francis Bacon olarak, Kraliçe Elizabeth’in oğlu gibi, bazen de Kral James’in sağ kolu olarak çoğu zamanını Kraliyetle birlikte geçirmişti. Shakespeare’in oyunlarındaki gibi kılıktan kılığa girerek 18 Yüzyıl´ın Avrupa soylularını etkilemeyi başardı. Belki de Bacon-Kont St. Germain-Shakeaspeare üçlemesi oydu. Böylece kendini yormadan içinden gelen bir yetenekle önce Kralı etkiledi sonrada tüm Avrupalı asillere kendini kabul ettirdi. Bunun asıl nedeni iddia edildiği gibi Kraliyetin kanını taşıyor olması mıydı? Belki de, Cooper Oakley’in biyografisinde Kont St. Germain’i tanımlarken “Kralların Sırrı” tamlamasını kullanmasının nedeni buydu. Aşağıda St. Germain’in görünüşü benzer ifadelerle açıklanıyor: St. Germain bir medyum kadar hassas bir ruha ve kibar davranışlara sahipti. Görünüşü güzeldi, cildi esmer, saçları siyahtı. Yüz hatları asildi, zekasını ve dehasını gösteren bir ifadesi vardı. Sadece büyük ve önemli insanlara özgü bir edası vardı, giysileri basit ama şıktı. Lüksü çok sayıda elmaslardan ibaretti. Bunlar iyi gizlenmişlerdi fakat her parmağına yüzük takardı. Saati elmaslarla çevriliydi. Bir akşam güzel ayakkabı tokaları takmıştı. Değerli taş uzmanı von Contaut’un dediğine göre tokaların üzerindeki taşların değeri 200.000 frank kadardı. Oakley yazıyor; “Piyanoda her şarkıyı çalabilmesi bir yana, en zor konçertoları bile değişik enstrümanlarla çalabiliyordu, özellikle yorumlarından etkilenenler sayısızdı. İnanılmaz güzellikte yağlıboya resimler yapıyordu. Resimlerini çekici kılan kendi keşfettiği bir boya türüydü ve bu bir sırdı. Vanloo bu resimlerdeki renklerden çok etkilenmişti ve bir çok kere bu sırrı onunla paylaşması için rica etmişti. Ama sır hiçbir zaman açığa çıkmadı. Aslında mucizelerin kaynağı engin kimya ve fizik bilgisiydi. Her zaman sağlıklıydı ve bunun nedeni gizemli bilgilerdi. Üstelik bir insana nasip olabilecek yaşam süresinin çok üzerine çıkması yine bu bilgilerin hikmetiydi."
Çaykovski bir hırsız mıydı?
Bu nitelikleri Kont’u Madam de Gergy’nin gözdesi haline getirmişti. Daha ilk günden başlayıp uzun yıllara yayılan ilgi Venedik’teki ilk karşılaşmayla başladı. Madam de Gergy, uzun yıllar sonra bile 25 ‘inde görünmesini sağlayan bir iksiri Saint Germain’den almıştı. Madam de Gergy’nin inanılmaz gençliğine tanıklık edecek yaşıtı olan bir çok yaşlı erkek vardı ve bu yaşlı centilmenler bu sırrı sorguluyorlardı ama asla bir sonuç elde edemediler. Bir müzik kenti olan Paris´de o gerçekten bir ustaydı. Versailles’te bulunduğu sırada kemanla birçok konserler verdi ve bir keresinde bir senfoni orkestrasını yönetti. Eski bir İngiliz şarkısı olan “Oh, Woulds Tough Know What Secret Charms”ın da içinde olduğu besteleri yayınlandı. 1760’da yeni şarkılar besteledi ve 1780’de keman için bir solo grubu oluşturdu. Eleştirmenler onu çalışkan ve kabiliyetli bir sanatçı olarak tanılıyordu. Ayrıca konserleri ve besteleriyle dikkatleri üzerine çekiyordu ve iyi bir nota müzisyeniydi. Bir konser icracısının, alet çalmasını yalnızca Fransız bestecisi Rameau övmüyordu, en inanılmazı da öldüğü zaman Çaykovski’nin kağıtları arasında onun bestelerinin bulunmasıydı. Rusya’daki bu garip olayın bir diğer yönü de, bir Rus bestecisinin onun bestelerini sahiplenmesiydi. Bu olay şöyle anlatılıyor; “St. Germain Kontu, St Petersburg’da Kont Rotari adlı bir ressamla yaşıyordu. Bu ressamın mükemmel portreleri Peterhof Sarayı’nda sergilenmektedir. St. Germain, iyi bir keman virtüözüydü, tek başına bir orkestra gibiydi. Rus besteci N. Pyliaeff için besteler yapmıştı ve besteler Kontes Ostermann’a ithaf edilmişti. Tarih yaklaşık 1760´idi. N. Pyliaeff bu besteleri nedense sahiplendi. Eserlerin bazılarını satın aldı ve bir süre elinde tuttu. Daha sonra onları ünlü bestekar Peter Çaykovski’ye hediye edermişcesine verdi. Böylece bestekar öldüğünde besteler kağıtlarının içinde bulundu. Fakat N. Pyliaeff, St. Germain’in bestelerindeki gizli düzenin kimse tarafından taklit edilemeyeceğini düşünüyordu.” Kısacası Çaykovski´nin, Kont St. Germain´ın bestelerini çaldığı resmen iddia ediliyordu. Daha öte gariplikler de var; Kont St. Germain, aynı cümleyi aynı anda iki eliyle de yazabiliyordu. Sonra bu iki nüshayı ışığa tutunca fotokopi makinesinde çoğaltılmışa benziyordu. Bir okuyuşta bir metni tekrarlayabiliyordu, beyninin iki yarısı, bağımsız olarak işlevlerini yerine getiriyordu. Bunu kanıtlamak için ise sağ eliyle aşk mektubu sol eliyle mistik bir şiir yazardı. Aynı anda da şarkı söylerdi. Yine J. Cooper Oakley´e dönelim; “Bütün bu tuhaf anlaşılmazlar içinde 18. Yüzyıl´ın en evrensel ve dikkat çekici mistik ismi Kont St. Germain’dir. Arada bir romantik bir kahraman, belki bir şarlatan veya dolandırıcı ya da bir maceraperestdi. Hep bu tür sıfatlarla değerlendirildi. Onu değerlendirenler güçlü ve zengindiler, genelde nefret edilen ve erkeklerin çok azının sevdiği, dönemi boyunca kendini saklayan biriydi. Daha önceleri de, şimdi olduğu gibi, majisyenler ve simyacılar şarlatan olarak değerlendirilmişlerdir ve çok az insan bu gizemin gücünü farkedebilmiştir. Kralın arkadaşı ve sağ kolu olarak birçok insanı kıskançlığa sürüklüyordu. Bilgileriyle “Batı’ya” yardım etmek istedi ve birçok ulusu fırtına yüklü bulutlardan kurtardı. Eyvah! Ne yazık ki, uyarı dolu sözlerini ancak sağır kulaklara ulaştırabildi ve tavsiyeleri gerçekten dikkate alınmadı.”
"Gizli Kardeşlik" yine karşımızda;
St. Germain’i takdir eden bir başka kadın da ünlü gizemci ve Teosofi Örgütü´nün kurucusu Madame Blavatsky´idi. Blavatsky onu şu sözlerle anlatıyor: “Eğer bir şarlatan olsaydı, uzun yıllar boyunca sayısız zeki ve yetenekli devlet adamının ve asillerin takdirini kazanabilir miydi?” Manly Hall’ın Gül-Haç´ı, simyayı, masonları ve diğer mistik bilimleri anlatan, kapağında Prens Rakoczy’nin resmi olan kitabında şöyle yazıyor: “Biri ona kendisiyle ilgili birşey sorduğunda babasının gizli bir düşünce, annesinin ise gizem olduğunu söylüyordu. St. Germain Kontu, Doğu konsantrasyonunun prensiplerini iyi bilen bir üstattı. Çok defa, yoga yaparken görüldü. Himalaya’larda bir inziva köşesi vardı, burada kendini dünyadan tamamen soyutluyordu. Bir iddiaya göre tam 85 yıl Hindistan’da kaldıktan sonra Avrupa’da tekrar ortaya çıktığı söyleniyordu. Sık sık kendinden yüce bir gücün kurallarına uyduğunu tekrarlardı. Söylemediği şey ise, bu üstün gücün bir “Gizem Okulu” olduğu ve onu gizli bir görev için Avrupa’ya gönderdiğiydi. Kont Saint Germain ve Francis Bacon, “Gizli Kardeşlik” tarafından son bin yıldır insan içine salıverilmiş iki önelmi isimdi. (Manly Hall burada bu iki kişinin aslında aynı kişi olduğunu ve Francis Bacon’un esrarengiz ölümünü ima ediyor. Edebiyat eserlerine konu olan, mistik hikayelere karışan bir insan 1624’te öldükten sonra nasıl olur da mezarından kaybolur? Bir kaç farklı kimliğe girerek, düşüncelerini felsefi, dramatik, ve edebi yönden yaymak istiyor olabilir miydi?)
Binlerce yılın bilgisini taşıyor;
Kont Saint Germain, Gnostikleri ve Gül-Haç´ın Fransız Devrimi´ni bile etkileyen fikirlerini 18 Yüzyıl boyunca yaymaya çalıştı. Lord Bulwer Lytton’un “Zazani” adlı romanının konusunun Count St Germain’in hayatı ve yaptıkları olduğu iddia ediliyor. Masonik törenlerde ilk adımın atılmasındaki önemli figürün ise Kont St. Germain olduğu artık biliniyor. Butler’e göre, "Zazani" adlı kitap Madam Blavatsky’yi etkilemiş ve sonradan başladığı dinbilimsel hareketin temelini oluşturmuştur. Kitabın gerçek kahramanı, yazar Bulwer’in de yakından tanıdığı, gençlik iksirini ve diğer simyasal gizemleri, otların gücünü, Fransız ihtilalinin arkasındaki Rosucrician gizemini bilen Kont St Germain’den başkası olabilir mi? Manly Hall, St Germain’in Francis Bacon’la olan benzerliğini şöyle tanımlıyor: “Cahil ve amaçsız ukalalığın arkasında net ve açık bir şekilde görülen şahsiyet Kont St Germain´dir. Eski bilgeliğin efendisi, unutulmuş doğruların bilgesi, merak edilen antik sanatların profesörü olan bu kişi, bir yandan da modern dünyanın metafizik yanını ve geleneklerini, 50 yüzyıllık bir çalışmanın ürünlerini Kont St Germain adıyla yaymaktadır. Binlerce kez sorulan soru şudur; St Germain Kontu, doğa kanunlarına ait bu ilginç bilgileri nerede saklıyor? Yüzyıllardır kendini nasıl yeniliyor? Nasıl ölümsüz olabiliyor? Tüm insanlığı kaçınılmaz sona götüren sırrın çözümü nedir? St Germain Kontu, Mısır ve Yunan´da yaşamış bir çok filozofun kardeşi olarak onların temsilcisi ve sözcüsüdür. Bize birçok işaret yolladı, aklıyla da birçok kişiyi şaşırttı. Bir adam ki, 2000 yıldır skolastik mütevaziliği ile varoluyor.”
Modern bilimin babası, deneysel felsefenin kurucusu insan aklını Aristo’nun arınmış skolastik felsefesinden kurtaran kişi Francis Bacon’dur. İngiltere’deki yapay ölümünden sonra Bacon Avrupa’da Masonların ve Rosicrucian’ların başı olarak ortaya çıktı. 17. ve 18. Yüzyıl´da Avrupa’da, 19 Yüzyıl´da ise Uzak Doğuda görüldü. İddilara ve bazı ciddi kanıtlara göre, Bacon ve St Germain Kontu aynı kişiydiler ve uzun bir yaşamın iki bölümünü oluşturdular. Görünüşünü ve statüsünü hiç değiştirmedi, hep aynı kaldı. Bilinen üçyüz yıllık yaşamı boyunca iki kişiliğiyle de başarılı bir tablo çizdi. Bütün bunlar bir efsaneden başka birşey değil mi? Yüzyıllar içinde büyümüş ve gerçeklerin elbisesine bürünmüş bir masalı mı okuduk? Ama kaynaklar çok sağlam, bu yazıda okuduklarınız bunların çok azı. Kesin olan şey, Kont St. Germain´ın gerçekten yaşadığıdır ama yüzyıllardır yaşıyor olabilir mi ve hala sağ mı? Öyleyse şu anda nerede? Acaba Kont St. Germain, günümüzde bildik, tanıdık bir kişiliğe bürünmüş olabilir mi? Bu soruların cevapları şimdilik yok, gelecekte belki olabilir...
Çok uzun oldu ama çok güzel inş. beğenirsiniz
__________________
İlmi, ancak kaygı ve meşguliyetten kurtulmuş bir genç elde edebilir.
|