Alıntı:
Generale Nickli Üyeden Alıntı
Naçizane altta paylaştım paranın altın olduğu dönemdeki enflasyon skalasını.
|
Ebu Yusuf’a göre fels adı verilen madeni paralar altın veya gümüş paraya endeksli olarak basıldığı için satın alma güçlerini bunlardan alırlar. Bu yüzden de bu çeşit para ile ödenecek borçlarda endeksli olduğu sağlam para ile arada meydana gelen enflasyon farkı da borca eklenebilir. Madeni paranın satın alma gücündeki düşme veya yükselme halinde borç veresiye satıştan doğmuşsa “satış tarihi”, karz (ödünç) akdinden doğmuşsa “paranın ödünç alana teslim tarihi” esas alınarak endeksli olduğu altın veya gümüşe göre değeri hesaplanır ve borçlar buna göre ödenir. Fetvaya esas olan görüş budur.[ İbn Abidin, Tenbihu’r-Rukud ala Mesaili’n-Nükud, Mecmuatü’r-Resail, II, 52; el-Fetava’l-Bezzaziye (Hindiye kenarında), IV, 510.] Ancak günümüzde veresiye satışlarda genellikle bir vade farkı eklendiği için, altına göre yeni bir değer kaybı farkının ilave edilmesi alıcı için haksızlık doğurabilir. Bu yüzden veresiye satışta altına göre değer farkı, yalnız peşin bedelle pazarlık yapıp, sonradan veresiyeye dönüştürme veya borcun vade tarihinde ödenmemesi halinde, bundan sonraki bir ayı aşan gecikmelerde ilave edilebilir.Mesela; altın paraya endeksli olarak basılan madeni bir para olan bir fels karşılığında altı ay vadeli bir mal alan kimsenin altı ay sonunda fels, altın para karşısında 0 değer kaybetmişse alıcıya bin üç yüz fels ödemesi gerekir. Bunun aksine fels, altın karşısında değer kazansa bu takdirde borcu eksiği ile yani 800 fels olarak ödeyebilecektir. Bu duruma göre Ebu Yusuf standart karşılığı bulunan para borçlarında enflasyon farkını kabul etmiştir. Ancak borç altın veya gümüş cinsi bir paradan doğmuşsa, ödeme tarihine kadar bu paraların satın alma gücünde değişmeler olsa bile alacaklı bir vade farkı isteyemez. Bu konuda görüş birliği vardır. Ebu Yusuf’un görüşü altın veya gümüş karşılığında yapılan muameleleri kapsamına almaz. İbn Abidin bu noktayı özellikle belirtmiştir.[ İbn Abidin, Resail, II, 63, 64]Altın veya gümüş para borçlarında enflasyon farkının kabul edilmemesinin nedeni şudur: Bu iki değerli madenden basılan paralar piyasada gerçek maden değeri ile dolaşır. Çünkü altın veya gümüşün kendi cinsleriyle değişiminde eski-yeni ayırımı önem taşımaz. Mesela; 22 ayar 100 gram altın para ile yine 22 ayar 100 gram altın bilezik özü bakımından birbirine denk sayılır. Çünkü bunlardan ilkinde darphane ücretiyle, diğerinde kuyumcunun kalıba dökme masrafı birbirine yakındır. Bu yüzden altın para ve altın zinet “işlenmemiş altın” halinde iken eşit sayılır. Eritilince bu eşitlik tam olarak gerçekleşir. Gümüş için de durum böyledir. Bakır vb. madenlerden basılan paralarda ise durum farklıdır. Bunlar maden değeri dışında itibari bir değerle dolaşırlar. Mesela; bir kg. bakırdan kesilen bakır paralar, üzerlerinde yazılan birimler yüzünden belki bakırın 5 veya 10 katı daha fazla satın alma gücü kazanabilir. Böylece fels, maden değeri dışında itibari bir değerle dolaşmaya başlar. İşte Ebu Yusuf bu paraları borcun doğduğu tarihi esas alarak bağlı, bulunduğu sağlam paraya endeksli sayar ve bunların değeri de temsil ettiği asıl paraya göre belirlenmiş olur.Madeni paralar üzerinde fazlaca durulmasının sebebi şudur: kağıt para sistemi de temsili bir para olup, gerçek değeri dışında oluşan bir itibari değerle dolaşmaktadır. Durum böyle olunca acaba felslere uygulanan hükümler onlara bazı yönleriyle benzeyen kağıt paraya da uygulanabilir mi?
(Kaynak: DELİLLERİYLE TİCARET VE İKTİSAT İLMİHALİ Prof. Dr. Hamdi Döndüren Erkam yayınları)