Ahiret Muhabetleri
Anlatılır ki Halife Hârun Reşid hacdan dönerken Kûfe’de bir müddet kaldı.
Bir gün dışarı çıkınca, Behlül Dânâ, yoluna dikildi. Avazı çıktığı kadar üç kere;
“–Ey Hârun!” diye bağırdı.
Hârun şaşırarak;
“–Kim bu beni çağıran?” diye sordu.
Behlül olduğunu söylediler. Hârun durdu ve perdenin kaldırılmasını emretti. İnsanlarla perde gerisinden konuşurdu. Behlül’e;
“–Beni tanıyor musun?” dedi.
Behlül;
“–Evet, seni tanıyorum.” dedi.
Hârun Reşid;
“–Ben kimim öyleyse?” dedi.
Behlül;
“–Sen o kimsesin ki; sen batıda olduğun hâlde doğuda birisine zulmedilse, Allah Teâlâ kıyâmet gününde onu sana sorar.” diye cevap verdi.
Hârun, Behlül’ün sözünün tesiriyle ağlamaya başladı. Behlül’e dönerek;
“–Benim hâlimi nasıl görüyorsun?” dedi.
Behlül;
“–(Bu suâlinin cevabını) Allâh’ın kitabına arz ediyorum. Allah Teâlâ;
«Ebrâr / sâlihler muhakkak cennettedirler.
Fâcirler de cehennemdedirler.» (el-İnfitâr, 13-14) buyuruyor.” dedi.
Hârun;
“–Amellerimizin durumu nicedir?” diye sordu.
Behlül;
“–Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder.” (Bkz. el-Mâide, 27)
âyetini okuyarak cevap verdi.
Hârun Reşid;
“–Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e akrabalığımıza ne dersin (Bunun âhirette bana faydası olmaz mı)?” diye sordu.
Behlül;
“–Sûr’a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar.” (el-Mü’minûn, 101) âyetini okuyarak cevap verdi.
Hârun Reşid;
“–Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bize şefaati nerede kaldı?” dedi.
Behlül bu defa;
“–O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığının dışındakilere şefaat fayda vermez.” (Tâhâ, 109) âyetiyle cevap verdi.
Hârun;
“–Bir ihtiyacın var mı?” dedi.
Behlül;
“–Evet, günahlarımı bağışlaman ve beni cennete koyman.” dedi.
Hârun;
“–Bu benim elimde değil.” deyip boynunu büktü.
Sâlih insanlar, dâimâ ölüm tefekkürü içinde yaşamış ve insanlara âhireti hatırlatmışlardır. Cenâb-ı Hakk’ı tanımakta mesafe alabilenlerin üç vasfından biri de;
يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ
«Âhiret endişesi içinde yaşamak»tır. (Bkz. ez-Zümer, 9)
Çünkü;
Rasûlullah Efendimiz’in rahat ve sıkıntılı zamanlarda tekrar tekrar ashâbına hatırlattığı gibi;
“Esas hayat, âhiret hayatıdır.” (Buhârî, Rikāk, 1)
Bu cihan, ancak âhirete hazırlık için bir imtihan mektebidir. Fânî ömür; ancak bu gayeye sarf edilirse, fayda verir.
Kıssada zikredildiği üzere, insanı âhirette çetin bir hesap beklemektedir.
Orada;
-Her türlü maddî ve mânevî nimetin hesâbı sorulacaktır.
-İlâhî tâlimatların edâ edilip edilmediğinin sorgusu olacaktır.
-Rabbimiz’in yasaklarından ne kadar içtinâb edildiği ortaya konacaktır.
-Kul haklarının muhakemesi yapılacaktır.
__________________
Unutmayasın.Elindeki Sırrı Saklayamayana.
Yeni Sır Vermez.Sırların Sahibi.
Şeyh-ül Ekber Muyhiddin İbn’ül Arabi KS
|