Birlikte büyümeyi başarmışlar. Aynı toprağa kök salmış, aynı rüzgâra karşı durmuş, aynı kuraklığı ve aynı yağmuru paylaşmışlar. Biri ardıç; yaşça daha büyük, daha ağırbaşlı, daha sabırlı. Diğeri kızılçam; daha hızlı büyüyen, gökyüzüne daha erken uzanan, gençliğinin heyecanını taşıyan bir ağaç.
Ama bu birliktelikte ne bir yarış var ne de birbirinin alanına üstün gelme çabası. Ardıç, yılların verdiği sakinlikle bulunduğu yerde yaşamını sürdürürken; kızılçam onun yanında yükselmiş, ona saygı duyar gibi dallarını yönlendirmiş. İkisi de bir zamanlar küçücük birer tohumdu. Belki rüzgârla geldiler, belki bir kuşun kanadından düştüler. Sonra aynı toprağın içinde tutunmayı, köklerini derine indirmeyi ve yan yana yaşamayı öğrendiler.
Ardıç yavaş büyür. Acele etmez. Kanaatkârdır; azla yetinmeyi, zorlu koşullarda ayakta kalmayı bilir. Kayalık yerde de, kurak yamaçta da yaşamına devam eder. Kızılçam ise daha hızlı gelişir. Işığa ulaşmak ister, gövdesini kısa zamanda yükseltir. O da kanaatkârdır; sıcaklığa, susuzluğa ve fakir topraklara karşı direnç gösterebilir.
Aslında ağaçlardan çok şey öğreniyoruz. Herkesin büyüme hızı aynı olmak zorunda değildir. Kimi ardıç gibi yavaş ama sağlam ilerler, kimi kızılçam gibi daha hızlı yol alır. Önemli olan, yanımızdakinin büyümesine engel olmadan; köklerimizi aynı hayata, aynı toprağa ve aynı umuda bağlayabilmektir.