Alıntı:
Uzeyire Nickli Üyeden Alıntı
Konuya nereden başlayacağımı bilmiyorum, ama dua ve ibadete başladığımdan beri imtihanlar kalbime daha çok işliyor. Bazense başım eğildi, gurur yaptığım asla yapmam dediğim insanlara üst perdeden baktığım hadiselerle sınandım. Allah ım ben sana geliyorum sen beni yerlere çalıyorsun diye isyan ettiğim de çok oldu. Kendimle inatlaşma gıcıklaşmaya başladım. Yaptığım het hangi bir iş hep yanlış yapıyormuşum gibi geldi kendime özgüvenimi kaybeder oldum. Bir arkadaşım o kadar dalarsan çilede çekersin tabii bak ben rahatım dedi. Hayatımda en küçük bir olay bile kalbimi derinden sarsmaya yeter oldu. Eskiden unursamadığım yaptığım hataların büyüklüğünü kavradıkça altında ezilmem de çok oldu. Seçimlerine dönüp dönüp tekrar baktım acı çektim. İçim o kadar bazı konularda burkuldu ki intihara teşebbüs ettim. Şuan şükür iyiyim, bu seferde aşktan sınanıyorum. Hayatımda gelip geçici aşklar yaşamıştım ama kalbime oturdu gitmiyor. Ben de artık kaldıramıyorum dediğim yerdeyim. İçim ferahlasın, bazı durumları kendime yük yapmayım, pireyi deve gibi görmeyim istiyorum. Nasıl bir dua okuyabilirim. Akıl sağlığımı biraz toplasın ya da en azından kalbimdeki bu kendime olan kırgınlığımı azaltsın.
|
İnsana zor ve ağır gelen şeyi emretmek, Yüce Allah'ın: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez" buyruğunda geçen teklif: insana zor ve ağır gelen şeyi emretmek demektir. Tekellüf zor olan bir işin altına girmek, onu omuzlamaya çalışmak demektir. Bu açıklamaları el-Cevheri nakletmiştir.
Gücün yetmesi (el-Vus'): Takat ve imkan anlamındadır.
Bu, kat'i bir haberdir. Yüce Allah, bu ayetin nüzulünden itibaren, ister kalbin ister azaların yerine getireceği türden olsun, kullarını mükellef tutacağı her bir amelin, mutlaka mükellefin gücü çerçevesinde, idrak ve kaldırabileceği boyutlarda olacağını açıkça nassa bağlamaktadır. İşte bu buyruk ile müslümanların içlerinden geçip giden duygular ile ilgili kanaatlerinden dolayı içine düştükleri sıkıntı açılmış oldu.
Ebu Hureyre (ra)'ın naklettiği de bu ayet-i kerimenin anlamını ifade eder. O der ki: Cafer b. Ebi Talib müstesna hiçbir kimsenin annesinin beni doğurmuş olmasını arzulamış değilim. Bir gün aç olduğum halde Cafer'in arkasından gidiyordum. Evine varınca evinde etrafında ufak tefek artıklar kalmış bir yağ tulumundan başka birşey bulamadı. Onu önümde yardı. Onda bulunan yağı ve kaynatılmış hurma pekmezini sıyırmaya başladık. Bu arada şu beyiti okuyordu:
ما كلف الله نفساً فَوْقَ طاقتها
ولا تَجُود يَدُ إلا بما تجد
"Allah hiçbir kimseye gücünden fazlasını yüklememiştir
Ve hiçbir kimse cömertlik edip elinden bulunandan başkasını veremez."
Teklif-i ma la yutak (Güçten Fazlasının Teklif Edilmesi): İnsanlar dünya ahkamı hususunda güç yetirilemeyen şeylerin teklif edilmesinin caiz olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptir. Bununla birlikte şeriatta böyle bir mükellefiyetin bulunmadığını ve bu ayet-i kerimenin de böyle bir teklifin olmadığını ilan ettiğini ittifakla kabul ederler.
Ebu'l-Hasan el-Eş'ari ve kelamcılardan bir topluluk şöyle demektedir: Güç yetirilemeyen teklif aklen caizdir (mümkündür) ve bu şeriatın öngördüğü akaid esaslarından herhangi bir şeye aykırı düşmez. Böyle bir teklif (olduğu takdirde) mükellefin azap edilmesine ve bunun kat'i olacağına bir emare olur. Buna benzer bir teklif ise Suret yapanların (hadis-i şerifte belirtildiği şekil- de) bir arpayı düğümlemekle mükellef tutulması(Ebu Davud, Edeb 88; Tirmizi, Ru'ya 8; İbn Mace, Ta'biu'r-Ruya 8; Müsned, I, 216, 246, II, 504. Burada arpaya düğümlemeleri emrolunacak olanların suret yapanlar değil, yalan rüya uydurup anlatanlar olacakları belirtilmektedir. Suret yapanlara ise, suretleri- ne ruh vermeleri emredilecektir.) buna benzer.
Bunun caiz olduğunu kabul edenler Muhammed (sav)'ın risaletinde vaki olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir kesim bu Ebu Leheb olayında gerçekleşmiştir. Çünkü ona şeriatın bütününe iman etme teklif edildiği halde; yine Şeriatın bir hükmü ile onun iman etmeyeceği bildirilmiştir. Çünkü onun hakkında iki elinin kuruması ve cehennemi boylaması hükmü verilmiştir. Bu ise onun iman etmeyeceği anlamına gelir. Bir taraftan o iman etmekle mükellef tutulurken, diğer taraftan etmemekle mükellef tutulmuştur.
Bir kesim de şöyle demiştir: Böyle bir şey katiyen vaki olmamıştır. Bu konuda icma olduğu da nakledilmiştir. Yüce Allah'ın: "Alevli bir ateşe girecek- tir" (Tebbet, suresi ayet 3) buyruğu eğer bu haliyle ölürse böyle olacaktır, anlamındadır. Bunu da İbn Atiyye nakletmiştir.
"Teklif etmek" fiili iki mef'ule taaddi eder (geçiş yapar). Bunlardan bir tanesi mahzuftur. Bunun takdiri de bir ibadet veya bir şey olabilir. Şanı yüce Allah, bizim üzerimizdeki lütuf ve in'amı ile bize tek kişinin on kişiye karşı sebat göstermesi, insanın vatanından hicret edip çıkması, ailesinden vatan ve alışkanlıklarından ayrılması gibi ağır ve zor şeylerle mükellef tutsa bile, hiçbir zaman oldukça ağır gelen meşakkatli işlerle acı ve ıstırap veren şeylerle -bizden öncekileri kendilerini öldürmek, elbise ve tenlerinde sidiğin değdiği yerleri kesmek gibi mükellefiyetlerle- yüklü tutmamıştır. Aksine bizim için kolaylaştırmış, bize acımış, üzerimizden ağırlıkları ve bizden öncekilerin boynuna koymuş olduğu prangaları kaldırmıştır. O bakımdan Allah'a hamdederiz, minnet O'nadır, lütuf ve nimet O'ndandır.
(Kaynak: İMAM KURTUBÎEL-CÂMİU LI AHKÂMİ'L-KUR'ÂN Terceme ve Notlar M. Beşir ERYARSOY 4. CİLD BURUC YAYINLARI sayfa: 78-80)