Alıntı:
Slyman acz Nickli Üyeden Alıntı
Selâmün aleyküm dostlar, bugün birlikte iki önemli mesele üzerinde tefekkür edelim
Bazı kardeşlerin Keşif ya da kalp gözü olarak adlandırılan halleri, aslında bir istidrac olması ihtimali üzerine düşünelim. Gördüğümüz, hissettiğimiz veya içimize doğan her şey gerçekten ilahî midir, yoksa nefsin yahut şeytanın bir oyunu olabilir mi , Kardeşler gerçek ile sahte olarak adlandırılan istidraci nasıl ayırt edebilir?
2. İnsanın bâtınî duyularla – yani kalp gözü, ilham ve keşif yoluyla – hakiki anlamda elde ettiği bilgiler ne kadar geçerlidir ?
|
Gaybın bilinmesi söz konusu olunca keşf ve ilhamın ayrı bir önemi ve değeri vardır. Akli ve nakli delillerle bilinmeyen gayba ilişkin bazı hususların
belli hallerde, belli kişiler tarafından keşf ve ilhamla bilinmesi ihtimali daha fazladır.
Akli ve hissi bilgilerin kesin olanı ve olmayanı bulunduğu gibi keşf ve ilhamla hasıl olan bilgilerin, mavera-yı akl olan, akıl tavrının ötesinde bulunan varlıklara ilişkin bilgilerin de kesin olanı ve olmayanı vardır. Ama bunların kesin olanı nadirdir. Açık ve kesin olup olmamaları bakımından keşf ve ilhamla hasıl olan bilgilerin pek çok çeşidi vardır. Bunlardan her birinin hükmü diğerlerinden az çok farklıdır. İctihad ve istidlalde (akıl yürütmede) hata ihtimali olduğu gibi kaynağı keşf ve ilham olan bilgilerin büyük bir kısmında da hata ihtimali daima vardır. Ancak ictihad ehliyetini haiz olan bir bilginin hatası mazur görülür, hatta sevap kazanır. Keşf ve ilham konusunda da durum böyledir.
Safiler keşf ve ilhamla hasıl olan bilgileri açıklık ve kesinlik derecelerine göre muhadara, mükaşefe ve müşahede veya ilmeʼl-yakin, ayne'l-yakin ve hakka'l-yakin veya levaih, tevali ve levami' veya hatır-ı Hak, hatır-ı melek şeklinde farklı tarzlarda sınıflandırır, bunlardan her birinin açıklık, kesinlik, güvenilirlik derecelerinin ayrı, hükümlerinin değişik olduğunu söylerler. Bahsedilen hususlar çoğu zaman akıl, his ve nakille ulaşılamayan, bundan dolayı da gayb sayılan haller ve bilgiler konusunda da aynen geçerlidir.
Keşf ve ilhamla, yani manevi tecrübe ile hasıl olan bilgilerin özelliklerine burada işaret edilmesi gerekir:
1. Keşf ve ilham yoluyla gelen bilgiler kulli/tümel değil. genel değil özel mahiyettedir yani sadece belli bir kişi olay ve halle ilgilidir. Bu bilgiler bir kaide ve kanun niteliğinde olmadıklarından bunlarda genelleme olmaz. Bireye ve kişiye özel olduklarından başkalarını bağlamaz. Bu husus dikkate alındığında, "Neden keşf ve ilhamla rasyonel veya pozitif veya empirik veyahut da sosyal ilimlerle ilgili kanun ve kurallar ortaya konmamaktadır?" şeklindeki bir soru anlamsız kalır
2. Yine aynı sebepten dolayı keşf ve ilhamla hasıl olan bir bilgi ister gaybla ilgili olsun, ister olmasın şer'i bir hüküm niteliğinde olmaz. Zira şeri hükümler (hukuki kurallar) çoğu zaman genel ve tümeldir. Keşf ve ilhama fıkıhta yer verilmemesinin sebebi budur.
3. Keşf ve ilhamla hasıl olan bilgiler kesin bir şekilde emredici, yasaklayıcı mahiyette değildir. inzár, ikaz, tenbih yani uyarıcı veya irşad ve tavsiye niteliğindedir. Haris el-Muhasibi, helalliği şüpheli olan bir yemeğe elini uzattığında parmağındaki bir damar atmaya başlar ve o yemeği yemesini engellerdi. (Kuseyri, Risale sayfa 72,73) Burada damarın atması, Muhasibi'yi uyarması demektir. Bu yolla o, yiyeceği şeylerin helal olup olmadığını anlar veya sezerdi. Bu, ona özgü bir bilgi alma yolu idi. Bir tür gaybı bilme anlamına gelen bu halin her velide bulunması da gerekmez
Muhasibi'nin ilhamla aldığı bilgi ne genel bir hüküm ne de şer'i bir kural niteliğinde idi. Bu tür bilgiler amel, taat, ibadet, ahlak, edeb, nefs terbiyesi, fikir ve irfanla ilgilidir. Ahlaki, hikemi ve salt dini mahiyette olup insanın iç dünyasını zenginleştirmeyi, nefsi ıslah etmeyi ve ruh temizliğini hedef alır. Bundan dolayı da nadir haller dışında bu bilgilerin şeri hükümler veya itikadi konularla doğrudan bir ilgisi yoktur. Gazali'nin Ihya'sı, Mevlana Celaleddin er-Rümi'nin Mesnevi'si, Yunus Emre'nin şiirleri keşf ve ilhamla ilgili bilgilerin güzel örnekleridir.
4. Keşf ve ilhamla hasıl olan bilgiler objektif/nesnel değil subjektif/özneldir. Tasavvufi hali ve tecrübeyi yaşayan sujeye özneye, yani nefse mahsustur. Onun için de genellikle kelam ilminde bu bilgiler kullanılmamıştır, delil sayılmamıştır. Çünkü kelam ilminde, mücadele edilen kişi ve zümrelere karşı sürülen delillerin rasyonel ve objektif olması şarttır.
Keşf ve ilhamla hasıl olan gayba ilişkin bilgiler de genellikle izaha çalıştığım çerçevede düşünülür. Kuşeyri, "Sufiler ehl-i istidlal ve ehl-i nazar değil, ehl-i keşf ve ehl-i marifettir.’’derken bu hususu ifade eder.
Halk (nas-ulema) ya ehl-i nakil ve eserdir veya ehl-i akil ve fikirdir. Sufilerin meşayıhı ise bunun ilerisine ve ötesine gider. Halk için gaib sayılan onlar için zahirdir. Çünkü bunlar
vuslat ehlidir, halk ise istidlal ehlidir.(Kuşeyri, Risale sayfa 731)