Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Dünya, Arap dilinde "yakınlık ve yakın olmak" anlamındaki dünüv (dena- vet) masdarından türemiş bir kelime (isim-sifat) olup genellikle 'ahiret'in mukabili olarak kullanılır. Buna göre bir terkibi, "filhal yaşanan, içinde bulunulan hayat", diğer terkibi ise "yeryüzüne en yakın gök" manası taşır. Bunun yanında dunuv masdarı, Bakara suresi 61. ayetteki "اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذ۪ي هُوَ خَيْرٌۜ "(Siz sıradan/alelade bir şeye karşılık değerli olan bir nimeti gözden çıkarıyorsunuz, öyle mi?!) ifadesinde olduğu gibi, "sıradan, alelade, basit, bayağı" gibi manalarda da kullanılır. Gerek muhtelif ayetlerde oyun/ eğlence diye nitelendirilmesi, gerekse İslam tasavvuf geleneğindeki zühd ve terk-i dünya telakkisi sebebiyle 'dünya' kelimesinin "çok değersiz, bayağı" manasına geldiği de vurgulanır. Elmalılı Hamdi Yazır'ın ifadesiyle, “hayat-ı dünya, dünyanın hayatı değil, dünya denilen hayat, yani süflî-alçak hayat yahut bugün filhal içinde bulunulmak itibariyle en yakın olan hayat demek olur."
Kur'an'daki bazı ayetlerde ilkin arzın, diğer bazı ayetlerde ise semanın/semaların yaratıldığına işaret edilmiştir. Mesela, Bakara suresi 29. ayette ilk olarak yeryüzünde bulunan şeylerin yaratıldığı bildirilmiş, ardından "Summe" edatıyla Allah'ın semaya istiva etmesinden ve Fussilet suresi 9-10. ayetlerde sanki yeryüzünün yaratılış sürecine değinilmiş, "summe’’- edatıyla başlayan 11. ayet ve devamında ise Allah'ın semaya istivası ve iki günlük bir sürede semayı yedi sema olarak düzenlediği belirtilmiştir. Buna mukabil Nazi'at suresi 27-29. ayetlerde ilkin göklerin yaratılışı zikredilmiş, (bundan sonra, daha sonra) lafzını da içeren 30. ayet ve devamında ise yeryüzünün yaratılışından söz edilmiştir. Bütün bu ayetlerdeki ifadelerin zahiri dikkate alındığında, Bakara suresi 29 ve Fussilet suresi 9-12. ayetlerden yeryüzünün gökyüzünden önce yaratıldığı, Nazi'at suresi 27-33. ayetlerden ise gökyüzünün yeryüzünden önce yaratıldığı sonucuna ulaşılır.
Bazı müfessirler Bakara suresi 29 ve Fussilet suresi 9-12. ayetleri dikkate alarak arzın önce yaratıldığı ileri sürmüş, çoğunluk ise birçok ayette semaların yaratılışının arzdan önce zikredilmesine, Nazi'at suresi 27-33. ayetlerde arzın semanın yaratılışından sonra yaşanabilir hale getirildiğine işaret edilmesini dikkate alarak önce semanın, sonra arzın yaratıldığı fikrini benimsemişlerdir.( Alúsi, Rubu'l-Me'ani, cilt 1 sayfa: 218) Bu arada Bakara suresi 29. ayetteki "ŝumme" edati semavat ve arzın yaratılışında ciddi bir gösterge olarak değerlendirilmiş ve bu edat üzerine birçok yorum üretilmiştir. Zemahşeri "summe" edatının zaman açısından sonralık/terahi değil, ifade ve tertip açısından sonralık belirtmeye yönelik olduğuna dikkat çekmiş ve bu izahına Beled suresi 17. ayetteki ‘’ ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا’’ifadesini delil göstermiştir. (Zemahşeri, el-Keşşaf, birinci cilt sayfa: 271)
Fahreddin er-Razi de Beled suresi 17. ayetteki "ŝumme" edatının meydana geliş (vücud) açısından değil, ifade açısından sonralık anlamı taşıdığına dikkat çekmiştir. (Fahru'd-Din er-Razi, et-Tefsiru'l-Kebir, otuzbirinci cilt sayfa: 169.)
Buna göre sarp yokuşu tırmanmanın mahiyetiyle ilgili Beled suresi 13-17. ayetlerde köle azat etmek, yakın veya uzak yoksulu doyurmak gibi hasletlerin ardından gelen " ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا" lafzi, "aynı zamanda iman etmiş kimselerden olmak’’ gibi bir mana ifade eder. Yoksa buradaki "Summe" edati, güzel amellerin ardından imanla tanışma durumuna işaret etmez. Çünkü söz konusu amellerin Allah katında makbul olması iman şartına bağlıdır. Bu yüzden, salih amel imanı takip eder. (Ebu Ḥayyan, el-Babru'l-Mubit, 10.cilt sayfa: 483)
Bu nahvi izah dikkate alındığında Beled suresi 17. ayetteki " ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا’’
ifadesi, Allah'ın yeryüzünü yarattıktan bir süre sonra göğe yöneldiğini değil, yeryüzünü ve oradaki her şeyi meydana getirdiğini, ayrıca gökyüzüne de yönelip onu yedi gök olarak düzenlediğini belirtir. Bu durum Nazi'at suresi 30. ayetteki " بَعْدَ ذٰلِكَ" lafzı için de geçerlidir. Bakara suresi 29. ayette yeryüzünün göklerin yedi gök olarak düzenlenmesinden önce yaratıldığına işaret bulunduğuna, ancak bu işaretin Nazi'at 79/30. ayetteki " وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ " ifadesiyle bağdaşmadığına dikkat çeken Meraği “ba'de” edatının burada zaman açısından değil, ifade açısından sonralık belirttiğini vurgulamıştır ki Arapların lisani örfünde de bu tarz bir kullanım mevcuttur.( Ahmed Mustafa el-Meraği, Tefsiru'l-Meraği, Mustafa el-Babi el-Halebi, Birinci Baskı, Kahire 1946, I. 74)
Bu ayetle ilgili başka bir izah da şu şekildedir: Göğün yaratılışından sonra vuku bulan hadise, yeryüzünün varlık alanına çıkarılmasından öte, onun insanlar ve diğer canlıların yaşamasına elverişli hale getirilmesi, yani yaratılış sürecinin kemale erdirilmesidir. (Şihabu'd-Din Ahmed b. Muhammed el-Hafaci, İnayetu'l-Kadi ve
Kifayetu'r-Radi (Haşiye-tu's-Şihab), Daru'l-Kutubi'l-'Ilmiyye, Birinci Baskı, Beyrut 1997, II. 175.)
Cemaleddin el-Kasımi'ye göre de Nazi'at suresi 30. ayetteki " وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ’’ ifadesi, yeryüzünün fiziki yapısının yaratılmasını değil, yeryüzünde canlıların yaşamı için gerekli olan unsurların vücuda getirilmesi anlamında bir terabi (sonralık) ifade eder. Nitekim surenin 31. ayeti de bu hususu açıklar niteliktedir. Bunun öncesinde yer boş ve çıplaktır, yaşamaya elverişli halde değildir. Buradaki "ba'de" edatı, tıpkı Kalem suresi 13. ayetteki " عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ’’ ifadesindeki gibi, "me'a" (yanı sıra) anlamı taşır. Dolayısıyla burada herhangi bir işkal/tenakuz yoktur." (Muhammed Cemaluddin b. Muhammed el-Kasimi, Tefsiru'l-Kasimi (Mehasinu't-Te'vil), nşr. Ahmed b. 'Ali-Hamdi Subh, Daru'l-Hadis, Kahire 2003, I. 311.)
İbn Aşur, "Sema arzdan önce yaratılmıştır" şeklindeki görüşün daha isabetli olduğu kanaatindedir. Çünkü Nazi'at suresi 30. ayetteki " وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ" lafzı sonralık bildirme hususunda Bakara suresi 29. ayetteki " ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ "laf- zindan daha zahirdir. Ayrıca astronomi bilginlerinin tespitlerine göre yeryüzü güneş sistemindeki diğer gezegenler gibi güneşten kopmuştur. Bunun yanında Tekvin'deki ifadenin zahiri de göklerin yerden önce yaratıldığını söylemeyi gerektirir. Eğer semadan maksat, atmosfer tabakasını oluşturan hava boşluguysa, bu anlamda sema yeryüzünün yaratılma sürecini takip etmiştir. Yok, eğer semadan maksat, uzay boşluğundaki gezegenler iseki" فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ" ifadesiyle örtüşen anlam da budur- bu durumda göklerin yeryüzünden önce yaratılmış olduğunu söylemek gerekir. (İbn 'Aşur, et-Tahrir ve't-Tenvir, I. 384.)
|