Alıntı:
Zlll Nickli Üyeden Alıntı
Maalesef bu sebeplerle güvenipte bir kola bağlanamadım , kimbilir belki Rabbim kalbime ilham verir nasip olur. Belki de Kalplerimizi tarikata bağlı olmadan da zikrin nuruyla aydınlatır, bizleri kendine yaklaştırır.
|
İlk sufilerden itibaren her ne kadar fakihlere, hatta zaman zaman fikha eleştiriler getirilse de sufiler ilimlerini oluştururken çoğunlukla fıkhı esas almışlar ve ehlisünnet üzere olan mutasavvıflar fikhi hükümlere hassasiyetle uymuşlardır. Tasavvufun ana çizgisinde şeriata dolayısıyla fıkıhla ortaya konan dini hükümlere uygunluk önemli bir kriter olarak ortaya konmuştur. Bu da şeyhlerin bağlılarına fıkıh öğrenmelerini emretmelerine ya da kendilerinin müridlerine ilk olarak fıkıh öğretmelerini temin etmiştir. Tasavvuf kalple ilgilendiği, batıni hususlarla uğraştığı için sufiler arasında kontrolü zor hususlar ortaya çıkabilmektedir. İlminin fazla olduğunu, içtihad edebileceğini söyleyen bir fakihin ilmini kontrol etmek kolaydır. Bazı meseleler sorar, temel bazı eserleri okutur ve alacağınız cevaba göre bir karar verebilirsiniz. Ancak yakine erdiğini, keşif sahibi olduğunu, ilham geldiğini iddia eden birini nasıl kontrol edeceksiniz?
Nitekim bu yolu kullanan ve insanları sapıtmak isteyen batıni gruplar çıkmıştır. Bu sebeple, bunu kontrol altına almak için bizzat sufiler tarafından şeriata bağlılık vurgusu yapılmış; zahir hükme uymayan batın halin geçersizliği genel kabul görmüştür. Burada da kontrol, fıkıh tarafından sağlanmıştır.
Aslında dini ilimlerin tamamı birbiriyle bağlantılıdır. Özellikle kelam, fıkıh ve tasavvuf arasındaki ilişkiyi sufi Ebu Bekir Verrak'ın, "kim zühd olmadan kelamla yetinirse zındık; kelam ve fıkıh olmadan zühdle yetinirse bidatçi; zühd ve vera olmadan fıkıhla yetinirse fasık olur. Kim de bu ilimlerin hepsinden yeterli öğrenirse kurtuluşa erer "(Sülemi, Tabakat sayfa 180; Ebu Nuaym, Hilye 10.cilt sayfa 236; Beyhaki, Şuabü’l-İman 3.cilt sayfa 296) sözü kuşatıcı şekilde açıklamıştır.