"Şeytanların Süleyman'ın mülkü zamanında söylediklerine tabi oldular."
Buradaki ala, fi manasınadır.
Süleyman'ın mülkü, ahdi, devresi zamanında şeytanların insanlara okuyup öğrettikleri şeylere tabi oldular. Sihirlere, uydurma bir kitap olan, "Asaf b. Berhiya'nın kitabı!" dedikleri ama kendilerinin uydurup ekleyip çıkarıp yazdıkları şeye tabi oldular.
Ve ma kefere Süleymanü diye, Allahu Teala hazretleri yahudilerin inancının yanlış olduğunu belirtiyor, yalanlıyor. Süleyman aleyhisselam sihirbaz değildi, kafir değildi. Çünkü sihre inanan, sihir yapan kafirdir.
Ve ma kefere Süleymanü. "Süleyman asla kafir olmadı." diye onlar üzerine yalanlarını beyan etmek için bu ayet-i kerimeyi Allahu Teala hazretleri Peygamber Efendimiz'e indirmiş oluyor.
"Süleyman kafir olmadı; onların, yahudilerin iddia ettikleri, söyledikleri gibi sihir yapmadı."
Ve lakinne'ş-şeyatine keferu. "Fakat o zamandaki o şeytanlar kafir oldular."
"O sihirleri, o kitapları uydurup ortaya atan, bir de 'Bunlar Süleyman'ındı.' yalanını söyleyen şeytanlar kafir oldular."
Anlaşılıyor ki bazı yahudiler, Süleyman aleyhisselam'ı peygamber saymamışlar. Onu bir hükümdar saymışlar. Onunla da kalmamışlar, sihirbaz saymışlar ve aleyhine dönmüşler. Ama Allahu Teala hazretleri; "Hayır, Süleyman onların dedikleri gibi değil, şeytanlar kafir oldular." diye onları yalanlıyor. Bizim dediğimizin doğru olduğu, sonradan bazı yahudi alimleri tarafından da beyan edilmiş oluyor. Süleyman da Davud da bir peygamberdir. İşin doğrusu Bu devirde de duyduğuma göre bazıları Süleyman aleyhisselam'ı u Davud aleyhisselam'ı sadece yahudi devletinin hükümdarı olarak görü yorlarmış -, , öyle sanıyorlarmış. Peygamber olduğunu kabul etmeyenler varmış.
Yuallimune'n-nase's-sihra. "O şeytanlar insanlara sihri öğretiyorlar."
Böyle yaptıkları, sihri öğrettikleri için kafirler.
Ve ma ünzile ale'l-melekeyni bi-Babile Harute ve Marut.
Bu uzun ayet-i kerimenin hakkında çok söz söylenen kısımlarından bir diğer yerine gelmiş bulunuyoruz:
Buradaki ma iki manaya gelir. Bir ellezi gibi ma-i mevsule derler, "0 şey ki..." manasına gelir. Bir de ma-i nafiye derler, 'Hayır, öyle değil." manasına.
Büyük müfessir İmam Kurtubi (Kurtubi Tefsiri-El Camiul Ahkamul Kur`an Cilt: 2, sayfa 41 - Buruç Yayınları) ve tefsir hususunda selahiyetli bazı büyüklerimiz, alimlerimiz şöyle demişler:
Ve ma ünzile ale'l-melekeyni bi-Babile Harute ve Marut. "Babil'de iki meleğin üzerine Allah bu yahudilerin sandığı gibi sihri indirmemiştir, sihri öğretmemiştir."
Bu melekeyn'in kim olduğu hususunda da farklı görüşler var.
Yahudiler Cebrail ve Mikail aleyhimüsselam'a Allah'ın sihri indirdiğini, öğrettiğini; o bilgileri de insanlara onların öğrettiğini düşünüyorlarmış. Buradaki ma-i nafiye, hayır ma'sı, olumsuzluk ma'sı olunca, "O iki meleğe Allah öyle sihir indirmedi. Böyle bir inanç yanlıştır." diye bildirmiş oluyor. Buradaki ma, olumsuzluk ma'sıdır. O zaman melekeyn, Cebrail ve Mikail aleyhimesselam oluyor. Harut ve Marut da insanlara sihir öğreten Babilli iki kişi olmuş oluyor. Bir rivayet.
Bir de zayıf bir kanaat de olsa, ellezi gibi "O şey ki..." manasını verenler olmuş. İnsanlara sihri, bir de Babil'deki Harut ve Marut'a iki me- lek tarafından indirilenleri öğretiyorlar. "Bu yahudiler Tevrat'ı bırakıp Babil'de Harut ve Marut'a indirilenleri ve sihri insanlara öğretiyorlar." manasına geliyor.
(Kaynak: Bakara Suresi Tefsiri-2 Prof. Dr. Mahmud Esad ÇOŞAN, server yayınları sayfa: 325, 326)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|