Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Şimdi gelelim her iki dinde; Yahudilikte ve Hristiyanlıkta "melek" sözünün insanlar için kullanılıp kullanılmadığına. İbrani dilinde "kerub" kelimesi vardır. Çoğulu "kerubim" olan "kerub" sözü melekler için kullanılıyor. Asur dilinden İbrani diline geçmiştir. Anlamı "yakın olanlar" demektir. Kerub (kerubim) Yahudilikte ve Hristiyanlıkta Tanrı'ya en yakın melekler için kullanıldığı gibi, "Ahit Sandığı" koruyucusu ve taşıyıcısı olan din adamları için de (Avinadavin oğulları Uzza ve Ahyo) mecaz anlamda kullanılıyor. (11 Samuel, 6:2-19.) Çünkü Ahit Sandığı'nı taşıyan ve koruyanlar Levi kavmine mensup rahiplerdir. Tevrat'ta Ahit Sandığı'nı taşıyanlar ve koruyanlar için kullanılan "kerubim", yani melekler sözü Hristiyanlar tarafından resmi İncillerin dört yazarları (Luka, Matta, Yehya ve Mark) için de kullanılıyor ve onlar koruyucu melekler (kerubim) şeklinde tasvir ediliyorlar. Bununla beraber, piskoposlar ve hayatını kiliseye adamış rahipler için "kiliselerin melekleri" ifadesi kullanılmaktadır. Aynı zamanda, Hristiyanlıkta melekler, peygamberler ve havariler aziz kabul ediliyor.( Luka, 9/26; Havarilerin işleri, 3/21; Efesoslulara Mektup, 3/5 = cilt: 04; sayfa: 332.) Aziz (kadınlarsa azize) unvani Hristiyanlıkta yaptıkları iyiliklerle tanınan insanlara ölümlerinden sonra veriliyor. Bunu ise ancak ve ancak kilise veriyor ve bu şahıslar kutsal ilan ediliyor. İlginçtir ki, Kur'an'da da sandığın taşınmasından bahsedilir ve Onu melekler taşıyacaktır." buyrulur. (Bakara suresi ayet 248). Tevrat'ta belirtilen bu konu aynen olduğu gibi Kur'an'da da tasvir edilmiştir. Yani Ahit Sandığı'nı taşıyanlar için Kur'an da Tevrat’taki “melek" sözünü kullanıyor. Tüm bunlardan belli oluyor ki, yüce Allah da onların dili ile aynı sözü kullanmıştır.
Tüm bunları dikkate alarak "Harut"un ve "Marut'un Babil'deki iki din adamı olduklarını belirtebiliriz. Sandığı taşıyan din adamları gibi bunlara da melek denilmeleri ihtimali mümkündür. Bundan başka, sihri ve efsunu Babil'de Harut ve Marut keşfetmemişler. Çünkü Babilliler de bu geleneği Sümerlerden almışlardı. Yani Harut ve Marut'tan önce de sihir ve efsun vardı. Lakin efsun yapılması Babil'de de yasaktı. Bunu yapanlar ağır şekilde cezalandırılıyordu. Harut ve Marut isimli Yahudi din adamları Yahudileri efsundan korumaya çalışan Allah'ın gerçek melekleri değil de, melek denilen mabet çalışanları, din adamlarıdır. Sonuç olarak belirtebiliriz ki, Bakara Sûresi'nin 102. ve 248. ayetlerinde belirtilen "melek" sözleri Yahudilerin yüksek dereceli din adamları için kullandıkları mecazi ifadedir. Kur'an'da bu ifade aynen onların kullandıkları şekilde belirtilmiştir
|
Allah Razı Olsun @
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] hocam baştan sona her iyi yazınızıda okudum.
Kuranda geçtiği hali ile " Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil'de iki meleğe, Hârût'la Mârût'a indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki bu iki melek, "Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!" demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi." Şekli ile ifade ediliyor. Yani imtihan vasıtası için indirilmiş bu bilgilerin kötüyeullanımı ile ilgili uyarı da barındırıyordu ayette.
Burdan yola çıkarak Melekler alkol yapınının tarifini verse ve yaralarınıza dökün bu yaranızdaki enfeksiyonu dezenfekte eder ama içmeyin bu imtihandır deseydi sonuç yine aynı olurdu Melekler sorumluluğu uygulayana atarak Allahın verdiği vazifeyi yerine getirmiş oluırlardı.
Bu yukarıdaki varsayım elbette siz doğrusunu yazmışsınız ( Allah Razı Olsun) yani diğer türlüde melekler cezayı hakedecek bir fiili gerçekleştirmemiş oluyorlar değil mi.