Erzurum Ağzı
A
*Abrel beşi: Nisan ayının ondördüncü gününden on sekizinci gününe kadar süren soğuk günler.
*Abuğ etmek-Abığ etmek: Oyalamak, boşuna bekletmek.
*Abad olmak: Umulmadık kadar zengin olmak, mal ve para kazanmak.
*Agga Bugga - Akkabukka: Yarı sosyete, yapmacık.
*Ağcıl: Beyaza yakın krem renginde
*Ağır Ayah: Tembel, yavaş hareket eden.
*Ahiri: Nihayetinde.
*Alaf: Hayvan yemi, ot, saman
*Almışısamsa - Almıssam: Eğer almışsam
*Allipulli: Uğur böceği
*Allem Gullem-Ellem Gullem: Oyun kurmak, edip eyleyip aldatmak.
*Ander: Çirkin, biçimsiz.
*Anel: İşte böyle, tam böyle.
*Anele dur- Ele dur: Öylece dur, olduğun yerde kal.
*Angırmak - Anırmak: Eşek sesi çıkarmak.
*Annah - Annahli: Anlayışlı, akıllı. H harfi kalın okunur.
*Anor: Onur, Gurur.
*Anora-Avora - Avura: Şurası, işte şu taraf.
*Arafalıh: Arefe günü çocuklara verilen hediye, şeker, kuruyemiş vs.
*Araz Ahir Göz Bahir: Her şey ortada, gör, anla.
*Artımlı: Bereketli, çoğalan, artan
*Asaca: Askıda bırakma, başını eğerek yıkama.
*Aşgana: Erzurum evinde tandır bacası.
*Aşgar: Çamaşırda zor çıkan leke.
*Aşırtma: Üstten ya da yandan atma, dolaştırma.
*Aşlamak: Aşılamak, kaynar suyun üstüne su koymak.
*Aşlık: Çorba için hazırlanan genellikle kuru malzeme.
*Aşma: Kuru Kayısı.
*Aşoti: Kişniş olarak bilinen kokulu bitki, Erzurum ayran çorbasının ayrılmaz bileşeni.
*Aşşıh: Hayvan kemiğinden elde edilen oyuncakla oynanan oyun.
*Atta, avrattata, yurtta yövm vardır: Atın, avradın ve yurdun da kendi uğuru, hayırı vardır.
*Avucaşmah: Yoksul düşmek, dilenmek
*Ahil adam: Akıllı, tecrübeli, danışılacak adam
*Ahpun - Ahbın - Ahbun: ahır gübresi dökülen, verimli, sulu toprak alan.
*Ay bacayı savuşdi: Olan olup bitti, fırsat kaçırıldı manasına.
*Ayahgılti: Ayak ucu tarafı.
*Ayın: Bir şeye benzemeyen, güya yapılmış, becerilememiş iş.
*Ayın beyin olmak: Şaşırıp kalmak, ne yapacağını şaşırmak.
*Azıtmak: Yoldan çıkmak, ahlakını, dengesini kaybetmek, azmak.
*Awu - Avo - Avora : O, bu, şu - şurası
*Azacıh - Azucuh: Çok çok az, azıcık, az birşey
B
*Baba Çıha: İğrenç, hastalıklı, beğenilmeyen şeye söylenir.
*Baç - Barç: Öpme biçimi, abartarak öpmek.
*Badala - Badile : Üzerinde çalışılan alçak masa, rahle, bank, oturak, tabure.
*Bağdadi: Ağaç direkler üzerine birbirine koşut biçimde çakılan çıta ya da kamışlara sıva vurularak yapılan duvar ya da tavan.
*Bağırti: Gürültü. Yüksek ve karışık, kaynağı belirsiz ses.
*Baharkor: Baktığı halde görmeyen, anlamayan.
*Bahdavar - Bahdıvar - Bahtavar: Baht sahibi, bahtı var anlamında sevimli hitap.
*Baldodah: Tatlı dilli, yüze karşı öven, oyunbaz, konuşkan adam.
*Bar: Meyve manasına da gelir, Erzurum folkloründe başat unsur.
*Bar Başi: Başta bar oynayan kişi.
*Bar vermek: Meyve, ürün vermek.
*Bardan: Büyük ve geniş çuval, torba.
*Barhana: Çoban ve yayla yiyeceği.
*Başını açıp seğitmek : Olur olmaz iş için bilir bilmez koşmak, kendine yarar sağlamak için koşturmak.
*Basırmak: Sözle ve hareketle haklı çıkmak, kendini aşırı savunmak.
*Başlıkıçlı: Kalabalık zamanlarda ters yönde uyumak, birinin başı birini ayaklarına gelmek.
*Basma - Basmalıh: Hayvan gübresi dökülen, toplanan ve basılarak sertleştirilen yer.
*Bayahıt - Bayahtan - Bayah: Az önce, biraz önce.
*Bedira - Bedivra - Bedıra: Kapaklı ya da kapaksız su kovası.
*Bed - Bedlemek: Çirkin, çirkinlemek, bir türlü sevememek, hoşlanmamak.
*Bemirat: Bi’ kökü ile olumsuzluk manasında.
*Ben gız idim, o söz idi: Yıllardır söylenen ve bir türlü olmayan şey.
*Bennam: Ben ne bileyim.
*Benem: Benim
*Berdanga - Berdınga: Bir silah, tüfek adından yola çıkarak söylenen çirkin, zararlı ve korkutucu şey manasında.
*Berdelecüz - Berdelegüz: Mart'ın 11'inde başlayıp 17'sinde biten sert soğuklara Erzrurum
ağzı ile halk arasında Berdelacuz, kocakarı soğukları denir.
*Berhudar olasan: Hep mutlu ol, mutluluk içinde kal anlamında, genellikle büyüklerin küçüklere söylediği dua makamında güzel söz.
*Beşik - Beşşik: Tende ya da alında iz, leke manasında. Ayrıca bebek yatağı anlamında beşik.
*Beştaş: Yuvarlak küçük en fazla orta boy 5 adet taş ile oynanan çocuk oyunu.
*Bevletetmah: İdrar etmek, küçük su dökmek, küçük abdest etmek.
*Behmez: Pekmez
*Beyhut: Bayılırcasına yorgun düşüp uyumak.
*Beyno: Beyinsiz, akılsız.
*Bezbaş: İş yapmayan, dirayetsiz, çabuk usanan.
*Bi Kırtig: Bir parça, küçük bir çarca, küçücük.
*Bıcırgan: Bir tür yara, çok ekşi bitkiler için de kullanılır. Radlof’a göre Osmanlı döneminde demir parlatmak için kullanılan ince alet.
*Bıdılanmah: Bir söz ya da konu üzerine belli belirsiz, anlaşılmaz şekilde ara ara konuşup durmak.
*Bıhart- Bırak: Bırak anlamında.
*Bıldır: Geçen yıl anlamında.
*Bileylemah: Bileylemek, keskinleştirmek.
*Bilican: Bilgi sahibi de olmakla beraber, bildiğini göstermek, hep biliyor gibi davranmak, menfaatini korumak.
*Bılik - Bılık: Kaz ve ördek yavrusu.
*Billohma: Genelde az yemek için kullanılan, küçücük, tek lokmacık miktar. Aynı zamanda çocuklar içinde kullanılır, billohma uşak gibi…
*Binbir Hatim: Bir büyük Erzurum geleneği. Birlikte hatim okumak, yüzyıllardır sürüp giden bir gelenek. 16.yüzyılda Pir Ali Baba tarafından başlatılan muhteşem Erzurum geleneği.
*Binektaşı: Evlerin, konakların önünde bulunan, eski zamanlrda ata binmek için kullanılan taş.
*Binmaşallah: Bir dua ve övme sözü, nazardan korunmak üzere söylenir.
*Binnazınan: Bir şeyi, bir işi gönülsüz biçimde sayısısız naz ile yapmak ya da yapmamak.
*Bir çeşıd olmah: Bir an ne olduğunu şaşırmak, kendini tarif edememek.
*Bir Kıt - Bi kıt: Bir ısırıklık, bir ısırmalık
*Bir Koroğli Bir Ayvaz: Yaşlanmış ve ununu eleyip eşeğini asmış, çoluk çocuğunu everip, evlendirip bir başına kalmış karı koca için kullanılır.
*Bışği: Testere.
*Bişi - Pişi: Mayalı hamurdan yağda kızartılarak yapılan yerel poğaça biçiminde hamur işi.
*Bizıh: Biziz
*Böcüg: Böcek, küçük çocuklar, özellikle kız çocukları için kullanılan sevimlilik ifadesi.
*Boğozli: Aşırı iştahlı, çok yiyen.
*Böhdan: Bilir bilmez bir konu hakkında bir kişi ya da kişiler için konuşmak. Kötü manada bilmediği konu hakkında dedikodu etmek.
*Bonduruh - Bonduruk - Boyunduruk: Öküz arabasında hayvanların boyunlarının üstüne oturtulan biçimli ve iki boyunluklu ağaç parçası.
*Borani: Haşlanmış patatesin ezilerek erimiş sıcak tereyağla karıştırılmasıyla elde edilen çabuk yemek, yoğurtla birlikte daha çok tercih edilir.
*Boşboğoz - Boşboğuz: Olur olmaz yerde ve olur olmaz konuda konuşup ahkam kesenlere denir.
*Bele: Böyle
*Bu Gedden: Bu kadar
*Buğ: Buhar
*Buğda - Den: Buğday
*Buhah: Çenenin alt kısmı için kullanılır.
*Bulağ - Bulah: Çeşme
*Buğalmah - Bungalmak: Bunalmak, daralmak, sıkılmak.
*Bülücan - Bilican : Biliyormuş gibi davranan, az çok bilen, yarar elde etmek için bildiğini kullanan
*Bunculah - Bunculuh: Çok küçük bir şey, bir parça, az.
*Bunnar: Bunlar
*Buymak: Çok soğuk yüzünden çok üşümek, donmaya yüz tutmak.
*Buyur Etmah: Hürmet ifadesi olarak karşılamak, hanenin içine ya da oturulan yere çağırmak, baş köşeye davet etmek.
*Böyün – Bögün : Bugün
C-Ç
*Caggıl - Cakgıl - Cakkıl: Su taşımak için omuzlara asılarak kullanılan genellikle ahşap su taşıma aracı.
*Camış: Manda
*Camış gıran: Mandaların bile dayanamadığı derecede soğuk zamanlar. Baharın ilk zamanlarındayken bir anda gelen kar ve soğuk zamanları, 16,20,22 Nisan günlerinden bir gün ya da bu zamanlara denk gelen zaman.
*Cankeş : Can vermek üzere, perişan durumda.
*Cavramak: Çabalamak, uğraşmak, elinden geleni yapmak, çalışmak.
*Cazı - Cazi: Genellikle çocuk yaşta ya da genç kızlar için kullanılan hem sevimlilik hem de kurnazlık ve akıllılık ifade eden yerel kelime.
*Cecim - Cicim: Küçük ve hafif kilim.
*Celep: Koyun, keçi, sığır vb. kesilecek hayvanların ticaretini yapan kimseler için kullanılır, canlı hayvan tüccarı.
*Cellobello: Hafif meşrep, başıboş, kuru kalabalık, acemi gençlerden meydan gelen küçük topluluk. Bir hafife alma ifadesidir.
*Cendek: Vücut, daha çok ölmüş ya da kesilmiş hayvanların yerde duran halleri için kullanılır. Ölü beden, ölü hayvan hali.
*Cığılamah: Kimi zaman yüksek, kimi zaman orta ve hafif şekillerde ve anlamsız biçimde acizlenerek ses çıkarmak ve konuşmak.
*Cığız - Cığızlanmah: Hakkına razı olmamak, oyunbozanlık etmek.
*Cil: Hasır dokunan ince kamış, saz. Ayrıca taze filiz, filizlenmiş anlamına da gelir. Soğanın ya da patatesin çillenmesi gibi…
*Cılbıra: Soğan, domates ve et suyu ve bayat ekmek ya da kızartılmış ekmek ile yapılan sulu yemek.
*Cıltik - Çıltik: Namussuz manasına olmasa da, söz ve hareketleriyle hafif meşrep kadın.
*Cinçevat - Çinçavat: Çinçavat olarak bilinen kelime daha çok Kars, Iğdır, Ardahan ve Artvin bölgelerinde kullanılan “kötü huylu, cimri, bencil, kavgacı, mızıkçı, geçimsiz, yüzsüz, pasaklı, dedikoducu” gibi menfi birtakım anlamları içerir.
*Cırbağa: Yaramaz, arsız, sıska, cılız, çelimsiz çocuk manasına gelir.
*Cırbıt: Göz kenarlarında biriken beyaz ve aşkar renginde az kıvamlı kir tabakası. Genellikle sabah uyanınca olur. ‘Gözünün cırbıdıni yıkamamış..’ gibi.
*Cırık: Bez parçası, bezden üsturpsuzca koparılmış parça.
*Cırılmah - Cırılmak: Aşırı yüksek bir sesle bağırmak ya da ağlamak, ağlamanın giderek son haline gelmesi. Ayrıca su içmek ya da yemek anlamında da aşırı yemekten cırılmak gibi..
*Cırnah: Tırnak, uzun ve kesici tırnak anlamında, hayvan ve kuşlarda keskin ve sert tırnak.
*Cızdım oynamiram: Kendi kurduğu işi, planı ya da vaad ettiği şeyi bozmak, caymak.
*Cızıdan çıhmah: Çizgiden çıkmak, yoldan çıkmak,terbiyesizleşmek, sapıtmak.
*Corumlamah - Corumlamak: Tırnaklarıyla ve tüm eliyle tutunup çekmek.
*Cüdam: Beceriksiz kimse, görgüsüz kimse, bazı hallerde zayıf bedenli erkek. Adam, cüdam gibi…
*Cullup Yağ: Çok yağlı yemek. Başka anlamda da çok fazla maddi menfaat, çok fazla para, kâr anlamında da kullanılır.
*Culuh: Hindi. H harfi kalın okunur
*Cümür - Cumur : Kusur
*Çalamatara - Çalamatara Allah Gultara - Kurtara: Bir halin, bir iş ya da bir durumun fazlaca kalabalık bir çevre içinde karışarak belirsizleşmesi, her kafadan bir sesin çıkması. Daha çok tartışma ve kavga ortamları için kullanılan bütünüyle yerel bir ifade.
*Çalgap - Çalagap - Çalağap: Şöyle böyle, yarım yamalak anlamında kullanılır. Bir çalağap falanca kişi filanca kişiye benziyor gibi…
*Çaşır - Çaşur: Erzurum’da yetişen aroma ve kokusu kendine has, kaynatılarak ya da kavrularak tüketilen bir bitki. Probiyotik ve antioksidan özellikleriyle bilinir.
*Çemirlenmek: Kollarını ve paçalarını katlayarak bir işe hazırlanmak. Ülke genelinde ‘Çemrenmek’ şeklinde de kullanıldığı bilinmektedir.
*Çigit - Çigirt : Çekirdek. Ayrıca Erzurum’da ‘Sımışka’ olarak da adlandırılan ayçekirdeği için de kullanılır.
*Çılgısız, Çılğısız: Ölçüsüz, düzensiz, üslupsuz.
*Çırpi Bacah: Çırpıdan mülhem, ince bacaklı kadın ve erkekler, daha çok kadınlar için söylenen, zayıf ve çelimsiz anlamındaki söz.
*Çırpılmah: İlahi bir ceza ile cezalandırılmak, Çalınıp çırpılmaktan mülhem. Ayrıca kazıklanmak, fazlaca bir bedel ödemek anlamında da kullanılır.
*Çıtırıh: Sözlük anlamı olarak söğüt ve kavak ağaçlarının ince dallarına verilen addır. Bir diğer anlamı ile karışık, az çok gizemli, şüphe uyandıran, birbirine girmiş, dolaşık işler için de kullanılır. ‘Bunnar çıtırıhli işler…’
*Çıyrımak: Bir iş, durum ya da kişiye karşı güvensiz bir hale girmek, şüphelenip bezerek geri çekilmek.
*Çolpa, Çölpe: Beceriksiz, acemi.
*Çor: Hastalık, dert. Beddua biçiminde de kullanılır.
*Çoruşmuş: Bayatlamış, bozulmuş sebze ve meyveler için kullanılır.
*Çortuti - Çortutu: Şalgam turşusundan, tat ve aroma vermesi için reyhan katılarak yapılır. Pirinç veya bulgur katılır, ayrıca parça et veya kavurma ile pişirilir. Kış aylarında Erzurum’un başlıca yemeklerindendir.
*Çullama: Pestil, dut vs. gibi kuru gıdaların yağ, şeker ve yumurta ile kavrularak hazırlanan ek yemek.
D
*Dabak: Sığır, manda, koyun, keçi, domuz, deve ve yabani çift tırnaklı hayvanlarda görülen viral bir hastalıktır. Şap hastalığının yerel adı.
*Dabansız: Korkak.
*Dadaş: Meşhur Erzurum erkek ünvanı, mert, cesur, vatansever, sözüne güvenilir erkek. Ağabey manasına da kullanılır.
*Dadah: Kimi zaman süt, kimi zaman su ile de yapılan ekmek, yağ, bisküvi ve başka yararlı gıda ve sebzelerin karışımı ile yapılan bebek yiyeceği.
*Daddaralillim: Tahteravalli den mülhem, Daddaralli, salınımlı, gayri ciddi, güvenilmez, gelip geçici iş, söz, davranış ya da basit eşyaların tanımı için kullanılan yergi ifadesi.
*Daggıç -Taggıç: Alnın tam ortası. Alnının takgıcına vurmak ve ya alnın takgıcıyla vurmak.
*Dalahsız: Korkak, güvenilmez, sözünde durmaz anlamına gelir.
*Dalda etmek: Gölge etmek, bir başka manada koruyup kollamak, sahip çıkmak.
*Daldalamak: Gölgesinde tutmak, korumak.
*Dalına basmah: Genellikle söz ya da hareketle insanın hassas noktasına dokunmak, kışkırtmak.
*Danadoloğ - Danadoluğ: Basit ve serkeş genç toplulukları hafife almak için kullanılan yerel ifade.
*Dardüllük: Dar ve uzun. Dar ve uzun ama çirkin biçimde de daralarak sarıp uzamış.
*Dartılafıs: Tahteravallinin daha basit bir anlamda argo biçiminde söylenmiş hali.
*Davar: Koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanlara ve bunların sürüsüne verilen ad. Bazı hallerde düşünmeyen ve cahilce davranan kişiler için hafifseme anlamında da kullanılır.
*Davunun Köki: Taun kelimesinden mülhem, veba benzeri hastalık. Bir ilenme sözü ve beddua biçimindede söylenir.
*Day Durmak - Dayday Durmak - Tay Durmak: Yeni ayakta durmaya başlamak.
*Debertmek - Depretmek: Yerinden oynatmak, karıp karıştırmak, kıpırdatmak.
*Degenek (deynek): Ağaçtan dalından yontulmuş, elde taşınan uzun, kısa, kalın ya da ince çubuk.
*Degge: Dakika.
*Dellelemdeşt - Tellelemteşt etmek: Herkese duyurmak, elaleme duyurmak. Duymayan kalmamışçasına duyurmak.
*Dehre: Odun kesmek için kullanılan uç kısmı kıvrık demir araç. El satırı ve nacak olarak da kullanılır.
*Dıbız: Kel, dazlak kafa. Tüysüz manasında açı henüz çıkmamış çocukları için de kullanılır.
*Dıllımp - Dıllımpçi: Dıllımp kelimesi taın suya düşerken çıkardığı ses anlamına gelir. Suya taş atmaktan mülhem, boş işler yapmak manasında Dıllımpçi benzetmesi kullanılır.
*Dıllo: Bir tür, boşgezen, serseri, boş konuşan kişi.
*Dındıkhlamak- Dındıhlamak: Ağırdan almak, ağır hareket etmek, bir şeyle lüzumundan fazla uğraşmak, evirip çevirmek.
*Dındırmak: Bir şeyi ciddiye almak, itibar vermek, kabul etmek,üstünde durup dinlemek. Ya da tersi biçimde ‘Beni niye dındırmisan…’ gibi
*Dıngılamak: Sallamak, yerinden oynatmak manasına gelir, özellikle sallamak anlamında boşvermek, önemsememek.
*Dırlamak: Dinlemeye değer bulunmayan sözü nitelemek için hafifseyici, hakaret içeren söz.
*Dızdığının dızdıgi: Uzaktan uzağa hısımlık belirten ifade
*Dığa: Küçümser bir ifadeyle, hakaret anlamında çocuk.
*Diyne: Dinle (Örnek: Hele beni bi diyne/ Hele beni bir dinle…)
*Digir digir: İç Anadolu söyleminde bezelye tanesi anlamına gelen kelime, Erzurum’da tane, tane, en küçük parçaya ayrılmış analmında kullanılır. Digir digir olmak gibi…
*Dilazarlık: Dil ile kavga etmek, biribirne karşı söylenip durmak.
*Dildibeği: Habir konuşan, çokça konuşan, biteviye konuşan. Özellikle çokça ve tatlı tatlı konuşan çocuklar için sevimlilik ifadesi olarak da kullanılır.
*Dıldıbız: Dıbız kelimesindeki kel, tüysüzü de az çok içeren bütünüyle kel, saçsız anlamında kullanılmakta olup, genel olarakl çıplak, çırılçıplak anlmında kullanılır. Her şeyini kaybederek orta yerde kalmak, ‘Her şeyi elden gitti, dıldıbız ortada kaldı…’ gibi.
*Dindon: Şakınlığından ve olup bitenlerden ne yapacağını bilmemek.
*Dini Gollik: Gollik benzetmesi genel olarak kısa, bazı hallerde de zayıf manasına gelir. Dini gollik, zayıf dinli, dini bilgisi ve dine karşı tavrı, bağlılığı kısa ve zayıf anlamında kullanılır.
*Döğmeç: Yumurta, yağ ve doğranmış ekmek parçalarından yapılan bir aş, yemek türü.
*Doluhmak: Neredeyse ağlayacak gibi olmak.
*Dummak: Suyun içine altına girmek, bütün vücuduyla suya dalmak. dalmak
*Dümsük: Dirsekle sertçe vurmak
*Düylemek: Düğümlemek, bağlamak
*Düzibir: Dümdüz. Hiçbir yere ve şeye takılmadan ve durmadan, olduğu gibi.
E
*Ebayi Ejdat - Ebayi Ecdat: Sülale, soyağacı, tekmil akrabalar.
*Ecayip- Ecayıp: Ecayip Gerayip: Acayip, tarifi güç, bir şeye benzemeyen, garip şey.
*Ecuze - Acuze: Aciz, zavallı, çaresiz yaşlı kadın.
*Efendiemi: Bir hürmet ifadesi, yakın akrabadan büyüklere söylenir.
*Egişbügüş: Eğri büğrü
*Ehdıbar: İtibar
*Ehlah, Ehlahsız: Ahlak, ahlaksız.
*Ehrebe - Ehruba : Akraba
*Elceh: Eli korumak için ele takılan ya da alınan kanca gibi bir araç. Ayrıca narin, kuvvetsiz, zayıf kadınlar için de bir betimleme olarak kullanılır.
*Elhezer: Bir usanma ve pişmanlık ifadesi. Aman aman dercesine ‘Elaman’ etmek.
*Elim Elim Epenek: Bir çocuk oyunu, kız çocuklarınca oynanır.
*Ellem Gellem - Ellem gullem: Türlü tevir oyunlarla kandırmaya çalışmak. Oyunlar çevirmek.
*Emice: Amca
*Enasir: köken, soy, asalet.
*Embele: Tam böyle, işte böyle.
*Er evleden: Erkenden, daha öğlen olmadan.
*Eşgeriye Çıhmah: Açığa çıkmak, Aleni biçimde görünmek, göstermek. Elem eşgere gibi…
*Eşgımah - Eşgimek: Yiyecek, içecek şeyler için bayatlama ifade eden söz. Kinayeli biçimde bir yerde çokça kalan, çokça oturan, lüzumsuzca yerleşen kişiler için söylenir. ‘Eyce Eşgidın haa..’
*Eşgın: Doğu Anadoluya ve özellikle Erzurum’a has, kırlık yerlerde yetişir. Üzerindeki kabuğu soyularak ve çiğ olarak yenir. Bilimsel adı ‘Reun Ribes’ olup oldukça şifalı bir bitkidir.
*Essah: Sahi, Essah mi: Sahi mi, gerçekten mi?
*Evden uşahlar: Bir edep ifadesi. Özellikle büyüklerin yanında hane halkından ve evin hanımından söz edilirken böyle söylenir.
*Evladi eyal: Çoluk çocuk, hane halkı. Eş ve çocuklar için kullanılır.
*Evle: Öğle vakti.
*Eyhseri: Ekseri. Her zaman olduğu gibi.
*Eymeg: Ekmek, Nimet
*Ezazil: Şeytan. Gözü dönmüş kızgın, vurucu kırıcı.
*Eze: Teyze.
*Eze Gurban: Teyze kurban, 'Teyzen sene kurban ola...' gibi.
F
*Fenikmek: Velvele çıkarmak, ortalığı telaşlandırmak.
*Fetbaz: Oyunbaz, hilebaz, düzenbaz kişi.
*Fetır - Fetir: Bazlamanın Erzurum’da yapılan biçimi. Mayasız hamurdan yağlı ya da yağsız olarak sac üzerinde yapılan ir çeşit ekmek. Fetır somuni.
*Fıkgılamah: İçten içe yaya yaya gülmek.
*Fırfırik - Fıffırik: Topaç
*Fıri-fısi Yenmek: Siniri, kızgınlığı geçmek, sakinleşmek.
*Fırlanmah: Bir biçimde aynı yerde ve aynı biçimde dolanıp durmak.
*Fırtığ - Fırtıh: Sümük. Grip ve nezle zamanlarında burundan gelen akıntı.
*Fıs: Boş, havası alınmış.
*Fısalmak: Havası boşalmak, sünüp kalmak. Bazı hallerde çokça övünen ve övünüşü boşa çıkan kişiler için de söylenir.
*Fısdiyhlamah – Fıstiklemek: Huysuzluk çıkarmak, vazgeçmek, bir bahane ile karar verilen işi yarıda bırakarak geri çekilmek.
*Fıs-fıs: Fiskos konuşmak, dedikodu.
*Fışkı: At dışkısı, basit ve anlamsız söz ve davranışları hafifsemek için de söylenir ‘Bu ne fışkıdır…’ gibi..
*Fıhfıhlar: Meşhur Abdurrahman Gazi Türbe yolunda bir zamanların gözeleriyle ünlü dinlenme ve sayfiye yeri.
*Fuggara - Fihere: Fakir
*Fühere-fıhere: Fakir,fukara. Bazı hallerde sessiz, sedasız, kimsenin işine karışmayan gaiban kişiler içinde şefkat içerikli bir niteleme olarak kullanılır. ‘Avu fıhereden kime ne zerar gelmış ki…’ gibi.
__________________
Taşı havaya atıp kafasını altına tutana ne olur? To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
|