Kuantum fiziğindeki kedinin hem ölü hem de diri durumu ciddi bir sorun doğurmuş ve kuantum ölçme sorunu olarak adlandırılmıştır. Kuantum fiziği kurucu babalarını birbirine küs eden tartışmalara neden olmuş ve sorun bununla da kalmamış, ölçmeyi yapan gözlemci ya da diğer adı ile deneycinin, beyin-bilinç-zihin-aklının da deneye katıldığı öne sürülmüştür. Bu kez çözüm giderek daha karmaşık bir hal almıştır. Bu fikirlerin hepsinin kendince tutarlılığı ve mantığı vardır. Ancak hepsi mantıklı ve tutarlı olunca ortada tek yanıt kalmamış ve tartışmalara neden olmuştur. Belki de klasik bakışımızdan kaynaklanan tek yanıta ulaşma çabamız yanlıştır ve kuantum ölçme sorununun tek çözümü yoktur.
Çevremize baktığımızda dünya iki parçaya ayrılır: Kuantum varlıkları (olasılık dalgaları) ve klasik ölçüm araçları olan gerçek nesneler. Gerçek nesnelerle ve sadece bir ölçüm neticesinde bulunan sonuçlar gerçek kabul edilebilir. Bunun dışında gerçek hakkında hiçbir şey söylenemez. Elimize deney yapmak için bir atom alırsak ve bir süre sonra deneyi yapacaksak, atomun hazırlanmasıyla deneyin yapılması arasında geçen sürede, atom hakkında, kesin olarak şu ya da bu doğrudur demek mümkün değildir. Sadece atomu doğrudan gözlemlediğimiz/ölçüm yaptığımız zaman lahzasında ya da anında sistemde “çökme” oluştuğundan, ancak o durumdan sonra gerçeklikten bahsedebiliriz. Ondan önce gerçeklik diye bir şey olamaz ve sadece olasılık dalgaları havada vardır! Olacak şeyler seçilemez. Olasılıklar ve ona bağlı belirsizlikler doğanın özünü oluşturur. Kuantum genlikleri farklı sonuçların olasılıklarını verir ve ne olacağı gözlem yapıldığı anda sabitlenir. Gelecek, geçmişteki belirli, “belirlenimci” kurallar tarafından tayin edilmez. Bu bilgiden yola çıkan Kopenhag yorumu, kuantum sistemleri (mikro) ile ölçüm aletlerini (makro) ayırır. Fizikçi Werner Heisenberg’e göre, Kopenhag yorumunda, gözlemci de olaya dahil olmuştur. Gözlemcinin işi daha çok uzay ve zaman içindeki olayları kaydetmek, yani karara bağlamak ya da kesin yargıya varmaktır ki, burada gözlemcinin bir alet veya herhangi bir canlı olması önemli değildir. Dolayısıyla fizikçiye kendisinin yaratmamış olduğu ve onsuz da var olabilen bir evreni incelemek zorunda olduğunu hatırlatır. Kopenhag yorumuna göre, mikroevrensel bir durumdan makroevrenin klasik terimleri ile söz edilmesi gerekir.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|