Alıntı:
Svg Nickli Üyeden Alıntı
Her zamanki gibi çok güzel anlatmışsın abim sağ ol.
"Diyelim ki karayoluyla Ankara'ya gidiyorduk ve bir yerde toprak kayması olmuş ve yol tıkanmış olsun. Bunda bizim irademizin, en azından yakın mesafede hiçbir dahli yoktur. Kadere inanıyorsak şöyle deriz: Takdiri ilahi böyle tecelli etti. Bu böyle olacaktı ve oldu. Bu olay bir tesadüf değildir, bunun belli sebepleri vardır ve Allah (cc) bu sebeplerle bu olayı şu anda ve bu şekilde gerçekleştirdi. Bunun aksinin olması mümkün değildi. O halde bağırıp çağırmamıza hiç gerek yok. Üzülmeyelim ve şu anda ne yapılması gerekiyorsa, bizim irademize bağlı olan, bize düşen neyse onu yapalım. Kadere inanmıyorsak tepkimiz muhtemelen şöyle olacaktır: Allah kahretsin! Nereden geldi bu bela başımıza! Sana ben bugün yola çıkmayalım demedim mi? Mahvolduk, Allah cezanı versin!"
Burada toprak kayması bizim irademiz dışında oluşmuş bir kader. Verdiğimiz tepki de bizim imtihanımız oluyor.
Sanırım.
|
Evet kardeşim
Alıntı:
neckar Nickli Üyeden Alıntı
Bazı şeyler bizim sebebimizle oluşuyor evet ama belki bu da Allah'ın isteğiyle oluyordur biz bunun farkında değiliz.
Yani herşey yazıldı ve biz ona göre seçimler yapıyoruz. İşin bu kısmını idrak edemiyorum. Kader konusu hep böyle olmuştur. Bu arada yanlış anlaşılmasın kesinlikle inancım var ben hatta olan biten herşeyde Allah istedi diye oldu diyorum ama burada kendimizde de suç aramalı mıyız aramamalı mıyız buna emin olamıyorum. Ayrıca bu sadece kötü şeyler için değil iyi şeyler içinde geçerli birşey olduysa Allah istedi diye olmuştur.
|
Değerli kardeşim yazdığım yazı muhtevasında sorduğun sorunun izahı mevcut ama biraz daha mufassal anlatayım yazımı okursan memnun olurum. Yeryüzünde vuku bulan ve başımıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki Allah onu yaratmadan önce, sebepleri, tabii yasaları ve bağlı olduğu değişmez sosyal kanunlarıyla(Rad suresi ayet 11; Ahzab suresi ayet 62; Fatır suresi ayet 43; Feth suresi ayet 23. Hadid suresi ayet 22.)
birlikte bir kitapta (levh-i mahfuz) yazmış olmasın. Allah'ın her şeyi kuşatan sonsuz bilgisi açısından bakıldığında bunda şaşılacak bir şey yoktur.(Hadid suresi ayet 22) Dolayısıyla özellikle insan iradesine bağlı olarak gerçekleşen fiiller, levh-i mahfuza kaydedilirken keyfi olarak kaydedilmez. Yani Allah onları, kullarının iradesini dikkate almadan da bizzat onların iradesi üzerinde bir zorlamada bulunacak şekilde yazmaz. Tam aksine her şey, belli ilahi yasalara ve insanın hür seçimlerine bağlı olarak yazılır ve kaydedilir. Bu yüzden Allah, "İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmın böylece kendilerine tattırır’’ buyurmaktadır. (Rum suresi ayet 41) böylece Kur'an'da, ilahi irade ve kudretin her şeyi kapsamasına ve insan özgürlüğüne işaret eden ayetleri kendi bağlamlarından kopuk bir şekilde alt alta sıralayarak değerlendirmeye çalışan bazı kimseler bunlar arasında bir çelişki - bulunduğunu düşünebilirler. Ancak bu, Kur'an'ın bütünlüğünü ve söz konusu ayetlerin içerisinde yer aldıkları süredeki bağlamlarını dikkate almamaktan kaynaklanan büyük bir yanılgıdır.
Her musibetin yaratılmadan önce bir kitapta kaydedildiğini ifade eden ayetlerde Allah, her şeyi kuşatan bilgi aynasında, varlık sahnesinde yer alacak her nesne ve olayın. suretini aynıyla gördüğüne işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle yüce yaratıcı, burada şimdi gerçekleşen hadiselere her şeyi kuşatan bilgi aynasını tutmakta, dolayısıyla farklı yerlerde ve şekillerde meydana gelen olayların birebir suretini ezelde aynıyla görmektedir.
Şimdi levh-i mahfuza, henüz başımıza gelmeden önce yazılan musibetlere dair somut bir örnek bağlamında bu açıdan bir göz atalım: Farz edelim ki Karun örneğinde olduğu gibi(Kasas suresi ayet 76) çok zengin bir adam, sahip olduğu her şeyi kendi marifeti ve hüneri sayesinde elde ettiğini düşünüyor. Halbuki her şeyi kuşatan bilgi aynasında, bu adamın, kendisine imtihan sırrının bir gereği olarak verilen yüksek zekasını ve diğer bütün imkanlarını nasıl kullanacağı ve hangi sonuçlara ulaşacağı aynıyla görünüyor. Bu imkanlar içerisinde, yüce yaratıcının o kimseye imtihan sırrının bir gereği olarak bol rızık vermesi de bulunuyor olabilir. Şimdi, bu kimse görünüşe bakarak her şeyin kendi elinde bulunduğunu düşünüyor ve bu yüzden haksız yere sevinip şımarıyor. Halbuki onun, zenginliğe ulaşma imkanlarını veren Allah'tır. O sadece zekasını ve bu imkanları çok iyi kullanmıştır. Eğer Allah, bu kimseye sahip olduğu zekayı ve diğer imkanları vermemiş olsaydı, onun zengin olması mümkün olmayacaktı. buna hakkı yoktur. Çünkü ona zekasını iyi kullanma Dolayısıyla onun zenginliğinde kendi hür iradesinin payı olduğu gibi, ilahi iradenin de payı vardır. Hangisinin daha büyük paya sahip olduğu da her şeyi kuşatan bilgi aynasına yansıyan suretlerin aynıyla yazıldığı kader levhasında mevcuttur.
Bu durumun tersi de söz konusu olabilir. Yine farz edelim ki sarhoş bir sürücünün cadde üzerinde çarparak sakat kalmasına sebep olduğu bir adamın yakınları şöyle düşünüyor olsunlar: Bizim suçsuz yere sakat kalan bu akrabamız çok iyilik sever bir kimseydi. Ayrıca tedbirini almış, kurallara uygun bir şekilde cadde üzerinde yürüyordu. Niçin kötüler ve zalimler dururken bu musibet onun başına geldi?
Her şeyi kuşatan bilgi aynasına yansıyan durum ise şöyledir: Kendi hür iradesini kötüye kullanan bir sarhoş, direksiyon hakimiyetini kaybederek cadde üzerinde yürüyen suçsuz bir kimseye çarpacak ve onun sakat kalmasına sebebiyet verecek, dolayısıyla bu ağır suçun sorumluluğunu üzerinde taşıyacaktır. Biz söz konusu olayın buraya kadar olan kısmı hakkında fikir yürütebiliriz. Ancak buradan sonrası hakkında yalnızca tahminlerde bulunabiliriz: Muhtemeldir ki sakat kalan adam büyük bir günah işlemiştir de rahmeti bol yaratıcı bu durumu onun bu günahına bir kefaret kılmış, dolayısıyla onu cehennem azabından kurtarmıştır. Yine muhtemeldir ki bağışlaması ve rahmeti bol yaratıcı, bu kimseyi sabır konusunda denemek istemiştir. Eğer bu kimse sakatlık durumuna sabrederse, Allah ona bu dünyadaki nimetlerin hiçbiriyle kıyas edilemeyecek güzellikte daimi bir ödül verecektir. Eğer o, söz konusu sınavı kaybederse, kendisinin Cenab-ı Hakk'a bağlılığının ve tevekkülünün derecesi ortaya çıkmış olacaktır. Dahası bu kimse Allah'a inanmayan ya da O'nu hiç umursamayan bir kimse ise, muhtemeldir ki kendi haline terk edilip ilahi rahmetten mahrum kaldığı için böyle bir musibet ona tesadüf etmiştir. Bu ihtimalleri çoğaltmamız mümkündür. Ancak her halükarda bu olay, her şeyi kuşatan bilgi aynasında, bütün sebepleri ve detaylarıyla birlikte göründüğünden aynıyla kader levhasına kaydedilmiştir.
Görüldüğü üzere bu olayların hiçbiri Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuz adını verdiği kader levhasına beşeri iradeden bağımsız olarak doğrudan ilahi iradeye bağlı bir şekilde kaydedilmemiştir. Bununla birlikte insanın, başına gelen bütün hadiseler karşısında kendi iradesini aşan boyutları hesaba katarak tavır alması gerekmektedir. Böyle yaptığı takdirde o, eline geçenlerden dolayı şımarmayacak, kaybettikleri için de üzülmeyecektir. Bu yüzden Cenab-ı Hak, musibetlerin yaratılmadan önce kader lev- hasında kaydedildiğini bildirdiği ayetin devamında şöyle buyurmuştur: "(Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeye- siniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez."(Hadid suresi ayet 23)
Bu ayet bağlamında söylemek gerekirse, ne her şey tamamen insanın iradesine terk edilmiş ne de onun iradesi tamamen devre dışı bırakılmıştır. Böylece insanın hem sorumluluk duygusu taşıması ve kaybettikleri için üzülerek kendisini harap etmemesi hem de her şeyin kendi elinde olduğunu düşünerek şımarıp azmaması hedeflenmiştir.