Tekil Mesaj gösterimi
  #4  
Alt 18.10.25, 16:08
dadasmuhammed54 dadasmuhammed54 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27.09.25
Bulunduğu yer: Sakarya
Mesajlar: 97
Forum Puanı: 312
Etiketlendiği Mesaj: 5 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Erzurumlu dadaş kimdir hele bir deyiverin

Alıntı:
svg Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
l
*lazıt - lazut: Mısır
*lebbik, leppik: Düz biçimli küçük taş.
*lasdiyh – lasdig: Lastik
*lebbız: Ezilmiş, yassılmış, yassıltılmış.
*leçek: Beyaz renkli baş ve yüz örtüsü. Beyaz leçekler.
*lehlemek: Yorulmak, kavgadan, uzun uzun yürümekten ya da çok fazla ağırlık taşımaktan yorularak düşüp kalmak.
*leht, lehd: Lahit, mezar.

M
*mahana, mahna: Bahane.
*mahat: Genellikle sağlam ahşaptan basitçe yapılan ve üzeri .eşitli, kalın, yünlü örtülerle, yastıklarla beslenmiş kanepe biçiminde ve daha uzun, kısa ya da daha geniş ya da dar oturma yeri.
*malamat etmek: Rezil rüsva etmek, melamet kökeninden.
*malğata: Maksatlı biçimde kuru gürültü çıkarmak, kaba gürültü.
*mangıldamak: Manda gibi ses çıkarmak. Kaba kaba bağırmak, seslenmek.
*mazanni: Geçmişi ve şimdisi itibariyle kuşukulu halleri olan, şüphe duyulan, güven vermeyen.
*ma’aggah - maggah: Muhakkak, kesinlikle.
*medder: Muhtaç kalan.
*mehle: Mahalle
*meellım - mellım: öğretmen
*mehel: Süre, zaman
*mıhat olmah, öuhat olmah: Sahip çıkmak, korumak.
*mıllıhci - mıllıhçı: Dalkavuk, yaranmaya çalışan, bir diğer erzurum sözü ile ‘omo’ luk eden.
*miltan: Mintan, gömlek.
*mıncımak: Ekşiyip, kabarmak, bayatlamak, kokmaya başlamak. Bir yerde lüzumundan fazla kalanlar, oyalananlar içinde kullanılmıştır.
*mırdar: Murdar kökeninden, pis.
*mırtlamak: Lüzumsuz yere aniden ve münasebetsiz biçimde kısaca konuşmak.
*mısmar: Genellikle dış ya da iç kısımlarda büyük kütükleri ya da ağaç kapı, söve, kapak vs. Tutturmak için kullanılan büyük başlı, uzun ve kalın çivi.
*mitil: Yorgan, yorganın genellikle iyice çırpılıp tarazlanarak yayılıp dokunmuş iç kısmı.
*mıtırıf: Cimri. Eli cebine gitmeyen, nekes.
*modullamak: Büyükbaş hayvanları dürtmek için kullanılan ucu sivriltilmiş değenek parçası ile dürtmekten mülhem, kışkırtmak, uyandırmak, rahatsız etmek…
*mökgem – mökkem: Muhkem kökünden. Sağlam, kuvvetli.
*mozig - mozik: Yeni gelişmeye başlamış, epeyce gelişmiş, danalık zamanını yaşayan sığır.
*mugallit: Taklid eden kökeninden, neşeli ve şakacı kişi.
*mup durmah: Bir nevi dimdik durmak, askerlikteki ‘hazır ol…’ duruşuna , esas duruşa nazire yapan dik durma biçimi.
*müzüge - müzüga: Mızıka, çalgı.
*müsürlük: Hayvan yemliği.

N
*nahır: Hayvan sürüsü, hayvan topluluğu.
*nanca: Ne kadar. ‘bu nanca şeker…’ gibi, çokluk ya da azlık ifade eden miktar betimlemesi.
*neydeh- neydah: Ne yapalım, ne edelim.
*nemhor - nemkor - nankor: Nankör, kıymet bilmeyen.
*nıhız - nıhıs: Cimri.
*nicoldi- nicolmuş: Nereye gitti, hani nerede.

O, ö
*ohlavi : Oklava
*ohi – ohu – ohumah: Oku, okumak. Ayrıca efsunlamak. Esenlik, başarı, emniyet ve korunmak için ayet okumak anlamında da kullanılır.
*ola, oliyo, oliyov: Ula, samimi topluluğa ya da samimim bir kişiye seslenirken ula, ulan, lan kelimeleri yerine kullanılır. "ola uşahlar, hele bahın…" gibi.
*omo - omoluk: Yaranan kişi, yağcılık eden, abartarak öven.
*oncuğaz – onculah – onculuh- oncucuh: O kadarcık, o kadar az, o kadar küçük vs…
*orta tarlanın tohumi: Ayrıcalıklı, torpilli, kayırılan, korunan kişiler için kullanılır.
*ortalığın hesdeligi: Erzurum’da her mevsime, her zamana göre değişen, hemen herkese değişip bulaşan ve bir biçimde atlatılan genel hastalık teşhisi. Grip, nezle gibi bir şey.
*osgor: Rüşvet, kirli para, pis para.
*otarmak: Büyük ya da küçükbaş hayvan otlatmak. Nazire olarak birilerini kandırmak üzere oyalamak, ucuz oyunlar kurmak, mış gibi yapmak. ‘sen kimi otarisan…’ gibi…
*oynah: Oynak, kımıl, kımıl, ayartıcı. Bir başka anlamda pek güvenilmeyen, güven vermeyen. Oyuna hevesli.
*ögüdi yuvadan almah: En baştan tembihli, kolay kandırılamayan ya da ikna edilemeyen.
*ögünde ölim: Birini bir şeye ikna etmek anlamında onu övmek ve bağlılık bildirmek üzere söylenmiş, içtenlik ve samimiyet bildiren abartılı söz.
*ön vermah: şımartmak, öncülük tanımak, arkasında durmak, ayrıcalık vermek.
*övle - evle: öğlen vakti, öğlen zamanı. ‘evle namazi…’ gibi.

P
*pahıl: çekememek, gözü götürmemek, bir nevi kıskanmak. Aslında değer verdiği halde değer vermiyormuş gibi davranmak…
*paç - paaç - pağaç - pağaça: Yağlı hamur pişirilip doğrandıktan sonra üstüne sarmısaklı yoğurt ve yağ dökülerek yapılan bir çeşit hamur işi. Poğaça ile benzerlik gösterir.
*pahlava: Baklava
*palıt: Sert ve yuvarlak biçimli odun parçası.
*parhaç: Bakraç, genellikle bakır ya da başka bir metalden yapılmış bakraç. ‘bir parhaç yoğurt…’ gibi…
*parpılamak: Sert biçimde nasihat etmek, paylayıp azarlamak.
*payhırmak - payhurmak: Asabi biçimde ağzından tükürükler saçarak bağırmak, haykırmak.
*perk: Sert, sıkı, çok sert.
*pesent etmek: Takdir etmek, övgü ile davranmak.
*peşhun: Küçük yuvarlak tahta sofra.
*pıskırmak: Hapşırmak.
*poççik: Kuyruk, en sonda olan. Barda en sonda bar tutan barcının durduğu yere de denilir.
*pöhrenk: Suyun içinde aktığı boru. Eski zamanlarda ağaçtan, sonralarda demirden yapılan su borusu.
*popul - popol: Daha çok kız çocuklarının giydiği naylon ayakkabı. çocuk ayakkabısı.
*pottik: Kısa boylu, hafif topluca.
*pungar: çeşme
*pürçikli - purçikli: Havuç
*puşta: Tomruktan biçilen ince yan tahta.

R
*rabiteli: Rabıtalı. Düzgün, sağlam tutturulmuş.
*rapata: Hamur ya da yufkayı -özellikle lavaş ekmek yapılırken- tandıra yapıştırmak için kullanılan örgülü, destekli araç. Tandır malzemesi.
*razılıh: Razı olmak, rızasını almak.
*römorh - romuh : Römork

s, ş
*saçı - saçi: Düğünlerde hediye.
*sako: Kalın, kaba palto.
*sançmak: Yılan gibi sokmak, diliyle zehirlemek, sözle vurmak, zehir gibi acıtmak.
*segirtmek: Koşmak, koşturmak.
*sehevet - sehavet: Cömertlik
*sevayil - sevahil: Sahil, deniz meleketi. Iklimi yumuşak yerler için de kullanılır. ‘sevahil – sevayil memleket’ gibi…
*sıhlamah - sıklamak: Dikkatlice bakmak. Tanımaya çalışarak bakmak.
*sımarlamah: ısmarlamak
*sılıh - sılık: ıslık
*sinor : Sınır
*sırtarmah: Sırıtmak.
*sösüret - sössüret: çirkin yüzlü, kılıksız, tipsiz.
*südli: Sütlaç
*soharıç - sugarış: Yemek yapılmadan önce hazırlanan soğan yağ karışımı ön sos.
*şert, şert etmah: şart, şart etmek.
*şefehet: şefaat
*şeceet - şecet: şecaat, kahramanlık, yüreklilik.
*şamlamak: Kandırmaya çalışmak, güzel sözlerle yola getirmek.
*supara : Kur’an kursunda ‘elifba’ kitabı.
*sürecek: Harfleri takip için süslü kağıtlardan yapılmış elif biçimli, şekilli kağıt ya da karton parçası. Erzurum işi ‘origami - kağıt katlama’ çalışması.
*susazmak - susuzmak: Susamak.
*suvarmak: Hayvanları suya götürmek, ıslık eşliğinde hayvanlara su içirmek.
*şergada - şergede: Belalı, sırnaşık.
*şegirt: çırak
*şığva: Taze, sergen, genç, düz fidan boylu.
*şile: Pirinç ya da özellikle bulgur kaynatılarak patatesle birlikte yapılan yemek. Kartol şilesi.
*şılletmek: Suyunu çıkarmak, ciddiyetini bozmak, sululaşmak.
*şilopa - şıloppa - şılıppo: Karla beraber yağmur, sulusepken.
*şıragal - şıragan - şaragall: Karışık, düzensiz okumak, yazmak gibi karışık düzensiz şarkı, türkü söylemek.
*şişmek: Kabarmak, övünmek, şişinmek.
*şor: Tuzlu
*şoşartmah - şoşartmak: Abartarak, alabildiğine şişirerek anlatmak, konuşmak.
*şum kurmak: ön yargılı biçimde olumsuz düşünceler içine girerek, kötücül düşünmek. Evhamlı davranmak.
*şurt: Tandırın kenarı.

T
*tan etmek: ölçüsüzce kınamak, sadece duyup işittiğince kötülemek, hakaretamiz konuşmak.
*tanko: Sosyete
*tatari: Az pişmiş, sulu.
*tavtav –tavv – tevv: çok görme nidası, ‘hele hele…’ 'yapıp etmiş de, olmuş bitmiş de…' gibi.
*teheze: Bozuk, onarıma muhtaç, kırık dökük, hemen bozulmaya meyyal.
*teh-tey: Sevinç bildirme ünlemi
*tekmik- tekmig - tehmik - teyhmig: Tekme, tekme atmak, tekmelemek.
*telesmek: Yorulmak, tıkanmak, hızlı hızlı nefes almaya başlamak.
*telğın - telhın - telhin: Telkin, hatırlatmak, bildirmek.
*telek - teleh : Kuş kanadının uç kısımları, kanattan farklı olarak kalınca tüy.
*tentene: Oya, dantel, ince iğne işleri.
*teprenmek: Kımıldamak, yerinden oynamak.
*terek: Mutfak rafı, tencere ve tabaklarla diğer mutfak eşyasının sıra sıra ve kat kat konulduğu raf.
*teşi: Ahşaptan yapılmış yün eğirme aleti.
*teşt: Büyük ve ağır bakır ya da demir tekne. çamaşır yıkamak ya da yıkanmak üzere yapılan eşya.
*tevatir: Söylence, kesin olmasa da söylenegelen.
*tevlugat - teblugat - ebayi teblügat: Yakınlar topluluğu, hep görüşülen arkadaşlar.
*tevür: Cins, çeşit. Doğru tanımlanamayan acayip haller için kullanılır. ‘bi tevür işler, haller…’ gibi.
*tiggozlanmak - tikkoz - tikgoz: Horozlanmak, kafa tutmak, ekebirlik etmek, üstüne yürümek.
*tikan: Diken
*tıllig -tıllik: Burnundan konuşan, hımhımlayıp duran kişilere denir. Kekeme.
*tırhıç: Genellikle evlerin ana giriş kapısının önüne yapılan, ahşaptan aralıklı örgülü, gündüz boyunca ana kapı yerine kullanılan ince, ahşap kapı.
*tohli: Bir yaşında veya bir yaşından küçük erkek kuzu. Koçun küçüklüğü.
*tozak - tozah: Rüzgarla birlikte dağılarak yağan, ince ve az biçimde yağan tozu andıran kar.
*tuluk - tuluh: Hayvanda idrar kesesi. Büyük göbekli, fazlaca şişman kişiler içinde kullanılır.
*tuman: Don, iç çamaşırı.
*tu, tu, tu: Pişmanlık, üzüntü, çok görme bildiren ünlem.

U,ü
*ucunucun - uci ucuna: Parça parça, azar azar. Neredeyse, ancak ancak, tam olarak yetmese de yetecek kadar, ‘eh işte, uci ucuna…’ gibi.
*umuz: Omuz
*uğuz: Oğuz adının söylenişi. Ayrıca saf, uyuşuk anlamında da söylenir.
*uşah - uşak: Küçük ya da ergen çocuklara şefkat ifadesi olarak söylenir. Hizmet eden uşağın anlamı daha başkadır ve bu manada uşah kelimesinin hizmete den uşak ile hemen hemen hiç ilgisi yoktur.
*uşdum ahıl : Söylenen her şeye inanan, her inan fikrini değiştiren, her söze uyan.
*usli geçmah: Aklı başından gider gibi olmak.
*uyhi - yuhi: Uyku
*uylamak: Duyar duymaz her yere kavuşturmak, hemen ayaklanmak, gereksiz ve lüzumsuzca oraya buraya iletmek.
*üreg: Yürek, kalp
*üs baş – üstbaş: Elbise, giyim eşyası, her tür giyim eşyası.
*üsde çıhmah: Suçlu olduğu halde bunu kabul etmeyerek, sözle ve hareketle bir de başkasını, başkalarını suçlamak.
*üsdi gapali: Imalı, gizleyerek konuşmak ama yine de bir şeyleri ima ederek az çok açık ederek konuşmak.
*üskek: Yüksek
*ütürmeh: Yitirmek, kaybetmek.
*ügütmah: öğütmek
*üzsüz: Yüzsüz, utanmaz, üstüne alınmayan.
*üzgeh - üzgek: Kulaç atmak, yüzmek.
*üz - üzsüz : Yüz, yüzsüz.
*üzüm senden gara: Az çok utanılacak bir şeyi söylemeye başlarken, "affınıza maruren" anlamında onun yerine kullanılan kendince bir edep ifadesi.

V
*vayiz vermah - vayiz etmah: Vaaz etmek.
*vey: Daha neler, bu nedir anlamında bir şaşma sözü. şaşırma.
*vığır vığır: Bol bol, haddinden çok kalabalık, fazlaca bağırtı, gürültü.
*vola, volan: Ula, ulan kelimelerinin yerel kullanımı. Ola, olan şeklinde de kullanılır.
*vış - vuş - vuş aman: Genellikle kadınların kullandığı, inanılması güç şeyler için kullanılan aşırı ölçüde şaşırma ifadesi.
*vuy - wuyh: Vay
*vugat - vugaat - wugaat: Vukuat, olay.

Y
*yalanız - yalanguz: Yalnız
*yanigara - yanıgara: Genellikle çocuk yaşta ya da genç kızlar için söylenen, hem özgü hem zariflik ve zayıflık ifade eden şefkatli yakınlık ifadesi.
*yarmaça: Iri yarı, kabaca gösterişli.
*yarpah: Yaprak
*yaşmahlanmah - yaşmah: Ağzı ve burnu kapatan işlemeli ve ya sade örtü. Kadınların yüzlerini namahremden saklama biçimi.
*yatsılık - yassılıh: Normal gündelik yemek zamanlarından başka daha ileri saatlerde yenilen herhangi bir şey. Gece geç saatte yenilen çerezlik öğün.
*yeğin: Azıcık acele, birazcık hızlı.
*yerışıgın - yerişgin: Yerişkin, az çok büyümeye yüz tutmuş.
*yencilek - yelincek: çok hafif, hafifçe.
*yendir etmek - yendir etmemek: Kaale almak, itibar vermek. Kaale almamak, itibar vermemek.
*yerbeyer - yerbeyır: Ayarı ayarına, tamı tamına.
*yerden yapma: Kısa boylu, acar, becerikli kişiler için kullanılır.
*yere bahan: Mahçup tavırlı, sessiz sedasız. Kurnaz kişiler içinde kullanılır.
*yessir: Esir, esir olmuş, tutkun olmuş, aşkından, sevgisinden, bağlılığından dolayı birine tutulmuş.
*yigirmi - igirmi: Yirmi
*yohsama - yoğusam: Yoksa
*yuduzmak: Kaybetmek, kumarda ya da bahiste kaybetmek.
*yüngül - yengül - yengüllük etmek: Hafif, hafiflik etmek, kendini kapıp koy vermek.
*yuha: Yufka

z
*zahar: Zahir, sanki.
*zahra: Tarım ürünleri, tahıllar.
*zanka: Iki at ile çekilen kızak.
*zebit: Zabıt, zabit. Eski dilde subay.
*zehlenmek: Ciddiye almamak, dalga geçmek gibi, alay etmek.
*zibil: çer çöp, toz toprak.
*zıran: Alabildiğine iri ve büyük, kapılardan sığmayan.
*zırza - zırzalamak: Kapıyı kilitledikten sonra ayrıca emniyet için kuvvetli bir başka metal bağ ve ya zincirle de sağlama almak.
*zivane, zıvana: Iki ucu açık küçük boru, içine bir şey geçirilmek için açılmış delik, bu deliğe geçirilen mil anlamına gelir.
*zirizopluk etmek: Zırzopluk, saçmasapan işlerle uğraşmak.
*zöhör - zöhür: Sahur
*züddetmek: Ezberlemek, sürekli tekrar yoluyla bıktırırcasına bir şeyin üzerinde durmak.
*zukkum, zıkkım, zukkum ola: Zakkumdan mülhem, acı, acılık. "zehir zukkum ola…"
sevgi abla mı diyeyim yoksa teyze mi eze mi hala mı atan baban anan rahmet abla

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148