svg Nickli Üyeden Alıntı
l
*lazıt - lazut: Mısır
*lebbik, leppik: Düz biçimli küçük taş.
*lasdiyh – lasdig: Lastik
*lebbız: Ezilmiş, yassılmış, yassıltılmış.
*leçek: Beyaz renkli baş ve yüz örtüsü. Beyaz leçekler.
*lehlemek: Yorulmak, kavgadan, uzun uzun yürümekten ya da çok fazla ağırlık taşımaktan yorularak düşüp kalmak.
*leht, lehd: Lahit, mezar.
M
*mahana, mahna: Bahane.
*mahat: Genellikle sağlam ahşaptan basitçe yapılan ve üzeri .eşitli, kalın, yünlü örtülerle, yastıklarla beslenmiş kanepe biçiminde ve daha uzun, kısa ya da daha geniş ya da dar oturma yeri.
*malamat etmek: Rezil rüsva etmek, melamet kökeninden.
*malğata: Maksatlı biçimde kuru gürültü çıkarmak, kaba gürültü.
*mangıldamak: Manda gibi ses çıkarmak. Kaba kaba bağırmak, seslenmek.
*mazanni: Geçmişi ve şimdisi itibariyle kuşukulu halleri olan, şüphe duyulan, güven vermeyen.
*ma’aggah - maggah: Muhakkak, kesinlikle.
*medder: Muhtaç kalan.
*mehle: Mahalle
*meellım - mellım: öğretmen
*mehel: Süre, zaman
*mıhat olmah, öuhat olmah: Sahip çıkmak, korumak.
*mıllıhci - mıllıhçı: Dalkavuk, yaranmaya çalışan, bir diğer erzurum sözü ile ‘omo’ luk eden.
*miltan: Mintan, gömlek.
*mıncımak: Ekşiyip, kabarmak, bayatlamak, kokmaya başlamak. Bir yerde lüzumundan fazla kalanlar, oyalananlar içinde kullanılmıştır.
*mırdar: Murdar kökeninden, pis.
*mırtlamak: Lüzumsuz yere aniden ve münasebetsiz biçimde kısaca konuşmak.
*mısmar: Genellikle dış ya da iç kısımlarda büyük kütükleri ya da ağaç kapı, söve, kapak vs. Tutturmak için kullanılan büyük başlı, uzun ve kalın çivi.
*mitil: Yorgan, yorganın genellikle iyice çırpılıp tarazlanarak yayılıp dokunmuş iç kısmı.
*mıtırıf: Cimri. Eli cebine gitmeyen, nekes.
*modullamak: Büyükbaş hayvanları dürtmek için kullanılan ucu sivriltilmiş değenek parçası ile dürtmekten mülhem, kışkırtmak, uyandırmak, rahatsız etmek…
*mökgem – mökkem: Muhkem kökünden. Sağlam, kuvvetli.
*mozig - mozik: Yeni gelişmeye başlamış, epeyce gelişmiş, danalık zamanını yaşayan sığır.
*mugallit: Taklid eden kökeninden, neşeli ve şakacı kişi.
*mup durmah: Bir nevi dimdik durmak, askerlikteki ‘hazır ol…’ duruşuna , esas duruşa nazire yapan dik durma biçimi.
*müzüge - müzüga: Mızıka, çalgı.
*müsürlük: Hayvan yemliği.
N
*nahır: Hayvan sürüsü, hayvan topluluğu.
*nanca: Ne kadar. ‘bu nanca şeker…’ gibi, çokluk ya da azlık ifade eden miktar betimlemesi.
*neydeh- neydah: Ne yapalım, ne edelim.
*nemhor - nemkor - nankor: Nankör, kıymet bilmeyen.
*nıhız - nıhıs: Cimri.
*nicoldi- nicolmuş: Nereye gitti, hani nerede.
O, ö
*ohlavi : Oklava
*ohi – ohu – ohumah: Oku, okumak. Ayrıca efsunlamak. Esenlik, başarı, emniyet ve korunmak için ayet okumak anlamında da kullanılır.
*ola, oliyo, oliyov: Ula, samimi topluluğa ya da samimim bir kişiye seslenirken ula, ulan, lan kelimeleri yerine kullanılır. "ola uşahlar, hele bahın…" gibi.
*omo - omoluk: Yaranan kişi, yağcılık eden, abartarak öven.
*oncuğaz – onculah – onculuh- oncucuh: O kadarcık, o kadar az, o kadar küçük vs…
*orta tarlanın tohumi: Ayrıcalıklı, torpilli, kayırılan, korunan kişiler için kullanılır.
*ortalığın hesdeligi: Erzurum’da her mevsime, her zamana göre değişen, hemen herkese değişip bulaşan ve bir biçimde atlatılan genel hastalık teşhisi. Grip, nezle gibi bir şey.
*osgor: Rüşvet, kirli para, pis para.
*otarmak: Büyük ya da küçükbaş hayvan otlatmak. Nazire olarak birilerini kandırmak üzere oyalamak, ucuz oyunlar kurmak, mış gibi yapmak. ‘sen kimi otarisan…’ gibi…
*oynah: Oynak, kımıl, kımıl, ayartıcı. Bir başka anlamda pek güvenilmeyen, güven vermeyen. Oyuna hevesli.
*ögüdi yuvadan almah: En baştan tembihli, kolay kandırılamayan ya da ikna edilemeyen.
*ögünde ölim: Birini bir şeye ikna etmek anlamında onu övmek ve bağlılık bildirmek üzere söylenmiş, içtenlik ve samimiyet bildiren abartılı söz.
*ön vermah: şımartmak, öncülük tanımak, arkasında durmak, ayrıcalık vermek.
*övle - evle: öğlen vakti, öğlen zamanı. ‘evle namazi…’ gibi.
P
*pahıl: çekememek, gözü götürmemek, bir nevi kıskanmak. Aslında değer verdiği halde değer vermiyormuş gibi davranmak…
*paç - paaç - pağaç - pağaça: Yağlı hamur pişirilip doğrandıktan sonra üstüne sarmısaklı yoğurt ve yağ dökülerek yapılan bir çeşit hamur işi. Poğaça ile benzerlik gösterir.
*pahlava: Baklava
*palıt: Sert ve yuvarlak biçimli odun parçası.
*parhaç: Bakraç, genellikle bakır ya da başka bir metalden yapılmış bakraç. ‘bir parhaç yoğurt…’ gibi…
*parpılamak: Sert biçimde nasihat etmek, paylayıp azarlamak.
*payhırmak - payhurmak: Asabi biçimde ağzından tükürükler saçarak bağırmak, haykırmak.
*perk: Sert, sıkı, çok sert.
*pesent etmek: Takdir etmek, övgü ile davranmak.
*peşhun: Küçük yuvarlak tahta sofra.
*pıskırmak: Hapşırmak.
*poççik: Kuyruk, en sonda olan. Barda en sonda bar tutan barcının durduğu yere de denilir.
*pöhrenk: Suyun içinde aktığı boru. Eski zamanlarda ağaçtan, sonralarda demirden yapılan su borusu.
*popul - popol: Daha çok kız çocuklarının giydiği naylon ayakkabı. çocuk ayakkabısı.
*pottik: Kısa boylu, hafif topluca.
*pungar: çeşme
*pürçikli - purçikli: Havuç
*puşta: Tomruktan biçilen ince yan tahta.
R
*rabiteli: Rabıtalı. Düzgün, sağlam tutturulmuş.
*rapata: Hamur ya da yufkayı -özellikle lavaş ekmek yapılırken- tandıra yapıştırmak için kullanılan örgülü, destekli araç. Tandır malzemesi.
*razılıh: Razı olmak, rızasını almak.
*römorh - romuh : Römork
s, ş
*saçı - saçi: Düğünlerde hediye.
*sako: Kalın, kaba palto.
*sançmak: Yılan gibi sokmak, diliyle zehirlemek, sözle vurmak, zehir gibi acıtmak.
*segirtmek: Koşmak, koşturmak.
*sehevet - sehavet: Cömertlik
*sevayil - sevahil: Sahil, deniz meleketi. Iklimi yumuşak yerler için de kullanılır. ‘sevahil – sevayil memleket’ gibi…
*sıhlamah - sıklamak: Dikkatlice bakmak. Tanımaya çalışarak bakmak.
*sımarlamah: ısmarlamak
*sılıh - sılık: ıslık
*sinor : Sınır
*sırtarmah: Sırıtmak.
*sösüret - sössüret: çirkin yüzlü, kılıksız, tipsiz.
*südli: Sütlaç
*soharıç - sugarış: Yemek yapılmadan önce hazırlanan soğan yağ karışımı ön sos.
*şert, şert etmah: şart, şart etmek.
*şefehet: şefaat
*şeceet - şecet: şecaat, kahramanlık, yüreklilik.
*şamlamak: Kandırmaya çalışmak, güzel sözlerle yola getirmek.
*supara : Kur’an kursunda ‘elifba’ kitabı.
*sürecek: Harfleri takip için süslü kağıtlardan yapılmış elif biçimli, şekilli kağıt ya da karton parçası. Erzurum işi ‘origami - kağıt katlama’ çalışması.
*susazmak - susuzmak: Susamak.
*suvarmak: Hayvanları suya götürmek, ıslık eşliğinde hayvanlara su içirmek.
*şergada - şergede: Belalı, sırnaşık.
*şegirt: çırak
*şığva: Taze, sergen, genç, düz fidan boylu.
*şile: Pirinç ya da özellikle bulgur kaynatılarak patatesle birlikte yapılan yemek. Kartol şilesi.
*şılletmek: Suyunu çıkarmak, ciddiyetini bozmak, sululaşmak.
*şilopa - şıloppa - şılıppo: Karla beraber yağmur, sulusepken.
*şıragal - şıragan - şaragall: Karışık, düzensiz okumak, yazmak gibi karışık düzensiz şarkı, türkü söylemek.
*şişmek: Kabarmak, övünmek, şişinmek.
*şor: Tuzlu
*şoşartmah - şoşartmak: Abartarak, alabildiğine şişirerek anlatmak, konuşmak.
*şum kurmak: ön yargılı biçimde olumsuz düşünceler içine girerek, kötücül düşünmek. Evhamlı davranmak.
*şurt: Tandırın kenarı.
T
*tan etmek: ölçüsüzce kınamak, sadece duyup işittiğince kötülemek, hakaretamiz konuşmak.
*tanko: Sosyete
*tatari: Az pişmiş, sulu.
*tavtav –tavv – tevv: çok görme nidası, ‘hele hele…’ 'yapıp etmiş de, olmuş bitmiş de…' gibi.
*teheze: Bozuk, onarıma muhtaç, kırık dökük, hemen bozulmaya meyyal.
*teh-tey: Sevinç bildirme ünlemi
*tekmik- tekmig - tehmik - teyhmig: Tekme, tekme atmak, tekmelemek.
*telesmek: Yorulmak, tıkanmak, hızlı hızlı nefes almaya başlamak.
*telğın - telhın - telhin: Telkin, hatırlatmak, bildirmek.
*telek - teleh : Kuş kanadının uç kısımları, kanattan farklı olarak kalınca tüy.
*tentene: Oya, dantel, ince iğne işleri.
*teprenmek: Kımıldamak, yerinden oynamak.
*terek: Mutfak rafı, tencere ve tabaklarla diğer mutfak eşyasının sıra sıra ve kat kat konulduğu raf.
*teşi: Ahşaptan yapılmış yün eğirme aleti.
*teşt: Büyük ve ağır bakır ya da demir tekne. çamaşır yıkamak ya da yıkanmak üzere yapılan eşya.
*tevatir: Söylence, kesin olmasa da söylenegelen.
*tevlugat - teblugat - ebayi teblügat: Yakınlar topluluğu, hep görüşülen arkadaşlar.
*tevür: Cins, çeşit. Doğru tanımlanamayan acayip haller için kullanılır. ‘bi tevür işler, haller…’ gibi.
*tiggozlanmak - tikkoz - tikgoz: Horozlanmak, kafa tutmak, ekebirlik etmek, üstüne yürümek.
*tikan: Diken
*tıllig -tıllik: Burnundan konuşan, hımhımlayıp duran kişilere denir. Kekeme.
*tırhıç: Genellikle evlerin ana giriş kapısının önüne yapılan, ahşaptan aralıklı örgülü, gündüz boyunca ana kapı yerine kullanılan ince, ahşap kapı.
*tohli: Bir yaşında veya bir yaşından küçük erkek kuzu. Koçun küçüklüğü.
*tozak - tozah: Rüzgarla birlikte dağılarak yağan, ince ve az biçimde yağan tozu andıran kar.
*tuluk - tuluh: Hayvanda idrar kesesi. Büyük göbekli, fazlaca şişman kişiler içinde kullanılır.
*tuman: Don, iç çamaşırı.
*tu, tu, tu: Pişmanlık, üzüntü, çok görme bildiren ünlem.
U,ü
*ucunucun - uci ucuna: Parça parça, azar azar. Neredeyse, ancak ancak, tam olarak yetmese de yetecek kadar, ‘eh işte, uci ucuna…’ gibi.
*umuz: Omuz
*uğuz: Oğuz adının söylenişi. Ayrıca saf, uyuşuk anlamında da söylenir.
*uşah - uşak: Küçük ya da ergen çocuklara şefkat ifadesi olarak söylenir. Hizmet eden uşağın anlamı daha başkadır ve bu manada uşah kelimesinin hizmete den uşak ile hemen hemen hiç ilgisi yoktur.
*uşdum ahıl : Söylenen her şeye inanan, her inan fikrini değiştiren, her söze uyan.
*usli geçmah: Aklı başından gider gibi olmak.
*uyhi - yuhi: Uyku
*uylamak: Duyar duymaz her yere kavuşturmak, hemen ayaklanmak, gereksiz ve lüzumsuzca oraya buraya iletmek.
*üreg: Yürek, kalp
*üs baş – üstbaş: Elbise, giyim eşyası, her tür giyim eşyası.
*üsde çıhmah: Suçlu olduğu halde bunu kabul etmeyerek, sözle ve hareketle bir de başkasını, başkalarını suçlamak.
*üsdi gapali: Imalı, gizleyerek konuşmak ama yine de bir şeyleri ima ederek az çok açık ederek konuşmak.
*üskek: Yüksek
*ütürmeh: Yitirmek, kaybetmek.
*ügütmah: öğütmek
*üzsüz: Yüzsüz, utanmaz, üstüne alınmayan.
*üzgeh - üzgek: Kulaç atmak, yüzmek.
*üz - üzsüz : Yüz, yüzsüz.
*üzüm senden gara: Az çok utanılacak bir şeyi söylemeye başlarken, "affınıza maruren" anlamında onun yerine kullanılan kendince bir edep ifadesi.
V
*vayiz vermah - vayiz etmah: Vaaz etmek.
*vey: Daha neler, bu nedir anlamında bir şaşma sözü. şaşırma.
*vığır vığır: Bol bol, haddinden çok kalabalık, fazlaca bağırtı, gürültü.
*vola, volan: Ula, ulan kelimelerinin yerel kullanımı. Ola, olan şeklinde de kullanılır.
*vış - vuş - vuş aman: Genellikle kadınların kullandığı, inanılması güç şeyler için kullanılan aşırı ölçüde şaşırma ifadesi.
*vuy - wuyh: Vay
*vugat - vugaat - wugaat: Vukuat, olay.
Y
*yalanız - yalanguz: Yalnız
*yanigara - yanıgara: Genellikle çocuk yaşta ya da genç kızlar için söylenen, hem özgü hem zariflik ve zayıflık ifade eden şefkatli yakınlık ifadesi.
*yarmaça: Iri yarı, kabaca gösterişli.
*yarpah: Yaprak
*yaşmahlanmah - yaşmah: Ağzı ve burnu kapatan işlemeli ve ya sade örtü. Kadınların yüzlerini namahremden saklama biçimi.
*yatsılık - yassılıh: Normal gündelik yemek zamanlarından başka daha ileri saatlerde yenilen herhangi bir şey. Gece geç saatte yenilen çerezlik öğün.
*yeğin: Azıcık acele, birazcık hızlı.
*yerışıgın - yerişgin: Yerişkin, az çok büyümeye yüz tutmuş.
*yencilek - yelincek: çok hafif, hafifçe.
*yendir etmek - yendir etmemek: Kaale almak, itibar vermek. Kaale almamak, itibar vermemek.
*yerbeyer - yerbeyır: Ayarı ayarına, tamı tamına.
*yerden yapma: Kısa boylu, acar, becerikli kişiler için kullanılır.
*yere bahan: Mahçup tavırlı, sessiz sedasız. Kurnaz kişiler içinde kullanılır.
*yessir: Esir, esir olmuş, tutkun olmuş, aşkından, sevgisinden, bağlılığından dolayı birine tutulmuş.
*yigirmi - igirmi: Yirmi
*yohsama - yoğusam: Yoksa
*yuduzmak: Kaybetmek, kumarda ya da bahiste kaybetmek.
*yüngül - yengül - yengüllük etmek: Hafif, hafiflik etmek, kendini kapıp koy vermek.
*yuha: Yufka
z
*zahar: Zahir, sanki.
*zahra: Tarım ürünleri, tahıllar.
*zanka: Iki at ile çekilen kızak.
*zebit: Zabıt, zabit. Eski dilde subay.
*zehlenmek: Ciddiye almamak, dalga geçmek gibi, alay etmek.
*zibil: çer çöp, toz toprak.
*zıran: Alabildiğine iri ve büyük, kapılardan sığmayan.
*zırza - zırzalamak: Kapıyı kilitledikten sonra ayrıca emniyet için kuvvetli bir başka metal bağ ve ya zincirle de sağlama almak.
*zivane, zıvana: Iki ucu açık küçük boru, içine bir şey geçirilmek için açılmış delik, bu deliğe geçirilen mil anlamına gelir.
*zirizopluk etmek: Zırzopluk, saçmasapan işlerle uğraşmak.
*zöhör - zöhür: Sahur
*züddetmek: Ezberlemek, sürekli tekrar yoluyla bıktırırcasına bir şeyin üzerinde durmak.
*zukkum, zıkkım, zukkum ola: Zakkumdan mülhem, acı, acılık. "zehir zukkum ola…"
|