Tekil Mesaj gösterimi
  #22  
Alt 26.10.25, 20:07
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
MektepTalebesi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Çok muğlak konular bunlar benim için. Allah'ın izniyle bulacağım cevabı. Çok sağlam bilgiler veriyorsunuz size çok teşekkür ederim.
Vahdet-i vücuda itiraz edenler, onu Panteizm’le karıştırmışlardır. Halbuki vahdet-i vücudla Panteizm, benzer yönleri olmakla beraber, esasta birbirinden tamamen ayrı sistemlerdir. Panteizm’de Allah ile eşya aynileştirirlerken, Vahdet-i Vücud’da böyle bir aynilik kabul edilmeyip, zat itibariyle Allah’ın her şeyden ayrı ve yegane varlık olduğu, masivanın (Allah’tan başka her şeyin) ise O’nun isim ve sıfatlarının tecellilerinden ibaret olup zati varlıkları bulunmadığı savunulmuştur. Masivanın varlığı olmadığına göre “hulul” ve “ittihad” da söz konusu olamaz. Bunların olması için birden fazla varlık olması gerekir. Panteizm’in İslam dünyasındaki karşılığı “vahdet-i mevcud”, “vücudiyye” ve “vücudilik” tabirleridir. Panteizm’le vahdet-i vücudun ayrı ayrı şeyler olduğunu, İ. Fenni Ertuğrul Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin-i Arabi, Ferid Kam da Vahdet-i Vücud adlı eserlerinde isbata çalışmışlardır. Mesnevi’yi ve Fususu’l-Hikem’i şerh eden A. Avni Konuk da bu iki fikir sistemi arasındaki farkları tesbit etmiştir.( A. Avni Konuk, Mesnevi-i Şerif Şerhi, Mukaddime, s. 25-2). Avni Bey, müsteşriklerin de bu iki sistemi aynı kabul ederek hataya düştüklerini söyler. O, İbnü’l-Arabi’nin Fütuhat’ta yer alan “Tenzih ederim o zatı ki, eşyayı ızhar etti; halbuki o zat eşyanın aynıdır.” cümlesine, yine Fütuhat’tan almış olduğu “O Zat-ı Hak zuhurda eşyanın aynı değildir. Belki O, O’dur ve eşya dahi eşyadır.” cümleleriyle açıklık getirdikten sonra şunları söyler: “Müsteşrikler bu sözleri anlayamayıp, onları vücudi feylesofları zannederler. Değil müsteşrikler, senelerce medreselerde Kur’an ve Hadis derslerinde dirsek çürütmüş hocalar bile bu sözlerdeki incelikleri anlamaktan aciz kalırlar.” Bu meselede, Panteizm’in aklın mahsulü bir felsefe olduğunu, halbuki vahdet-i vücudun akli istidlal ile değil kalbi müşahede, zevk ve hal ile ulaşılan bir “irfan” olup, akli bir nazariye olmadığını daima göz önünde tutmak gerekir. Yani vahdet-i vücuda ulaşmanın yolu, akıl ve nazari bilgi olmayıp, seyr-ü süluk neticesinde “fena” mertebesine ulaşmaktır. Vahdet-i vücudun temsilcileri bu husus üzerinde ısrarla dururken, onun “hulul” ve “ittihad”la ilgisi olmadığını, bunların batıl olduğunu ifade etmişlerdir. Mevlana bir rubaisinde bu hususu şu şekilde dile getirmiştir: “Kul kendinde fani-i mutlak olmadıkça tevhid onun nezdinde tahakkuk etmiş olmaz. Tevhid, Hakk’ın kulun vücuduna hululü değildir; belki senin vücud-i mevhumundan yok olmandır. Yoksa beyhude birtakım sözlerle batıl Hak olmaz.” Nitekim, Fütuhat-ı Mekkiyye üzerinde oldukça ciddi ve değerli bir çalışma yapmış olan Prof. Nihat Keklik de İbnü’l-Arabi’nin konuyla ilgili bazı sözlerini naklettikten sonra, “Tenasüh, hulul ve ittihad gibi konularda İbnü’l-Arabi hiçbir zaman töhmet altında tutulamaz. Çünkü (İslam’a uymadıklarından) kendisi de bu nazariyeleri reddediyordu.” demektedir.( Prof. Dr. Nihat Keklik, el-Fütuhatü’l-Mekkiyye, 2.cilt, (Bölüm A) s. 76-77.)Allame Celalüddin es-Suyuti de sufilerin “vahdet-i vücud” nazariyesinin hulul ve ittihad olarak değerlendirilmemesi gerektiği, onun hakiki tevhid olduğu kanaatindedir. Mahir İz, Suyuti’nin el-Havi li’l-Fetava adlı eserinden şu sözlerini nakletmiştir: “Bazı muhakkıkin-i sufiyyenin sözleri arasında “ittihad” kelimesine tesadüf edersiniz. Buradaki ittihad lafzı, hakikat-ı tevhide işarettir. Tevhidde mübalağadır. Esasen tevhid, vahidi, ahadi bilmektir. Sapanlar bu manayı anlamayanlardır. İttihadı hulul manasına alanların fikri aklen, şer’an, örfen merdud olduğu kadar; enbiyanın, evliyanın ve meşayıh-ı sufiyye’nin ve sair ulemanın icmaıyla da merduddur. Bu merdud söz ancak gulat taifesinin, yani ilme istinad etmeyen ve Vacib Teala hakkında kamil bir fikri olmayan, körü körüne bildiğinde ısrar eden bir taifenin, hakikat-ı ilmiyye karşısında bir kıymet ifade etmeyen sözlerinden ibarettir.’’(Mahir İz, Tasavvuf, s. 251)İbnü’l-Arabi’den sonra vahdet-i vücud nazariyesi pek çok kimse tarafından benimsenmiş, O’nun Fususu’l-Hikem’i defalarca şerh edilmiş, bu nazariye hakkında nice kitap ve risaleler yazılmıştır. Bununla beraber, bu nazariyeyi bilerek veya bilmeyerek reddedenlerin sayısı da az değildir.Vahdet-i vücudun en eski ve en güçlü muhalifi İbn Teymiyye’dir. O birçok risalesinde bu konuya temas etmenin yanında, bu husustaki düşüncelerini İbtalu Vahdeti’l-Vücud ve Hakikatu Mezhebi’l-İttihadiyyin ve Vahdeti’l Vücud adlı risalelerinde serdetmiştir. İ. Fenni Ertuğrul, Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin-i Arabi adlı eserinde İbn Teymiyye’nin tenkitlerine cevap vermiştir.( Mustafa Kara, İbn Teymiyye’ye Göre İbn Arabi, basılmamış tez, Bursa, 1980.)

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148