Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 29.10.25, 15:06
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
MektepTalebesi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Not: Hakaret istemiyorum. Site kuralları gereği ve konunun sapmaması için siyaset de olmasın. Bilgi istiyorum. Oldu/olmadı. Konu kilitlensin istemiyorum.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

2. Linki kaynak vermemin sebebi sözlerinden anlaşılır. Şakiro genel olarak kürtler arasında değer gören bir insandır. Kendisini tanımam. Bu kaynaklar benim gördüğüm kaynaklardır, tasdiklediğim kaynaklar değillerdir. Soru şu: Şeyh Said'in isyanı kürtçü müydü, değil miydi?
Nispeten daha dengeli ve sağduyulu yaklaşımlara sahip olan Şaban İba da, ulusalcı arayışların kaçınılmaz zaaflarına düşmüştür. genel tezlerin yaklaşımlarını serdettiği bölümdeki görüşlerine bakalım:“1925 Kürt İsyanı’nın ulusal ve sınıfsal siyasi niteliği konusunda öne sürülen görüşleri esas olarak iki temel tez halinde açıklamak mümkündür:Birinci tez; Şeyh Sait’in mahkeme ifadelerine, isyana katılan 8 önemli şeyhin konumuna, hükümetin o günkü tutumuna, M.Kemal’in Nutuk’taki iddialarına ve Kemalist yazarların bu doğrultudaki görüşlerine kaynaklık eden isyanın dinsel/irticai bir hareket olduğu savıdır…bu tezin kendi içinde versiyonları bulunmaktadır.İkinci tez; önderleri arasında Hamidiye Alayları Komutanı Cibranlı Halit,…Yusuf Ziya, bazı yurtsever aşiret reisleri ve Şeyh Sait’le birlikte 8 Nakşibendi şeyhinin bulunmasından dolayı dinsel öğeler taşımasına karşın, Azadî Örgütü’nün altyapısına dayanan bu isyanın gerek amaçları ve gerekse örgütlülük düzeyi ele alındığında ulusal bir hareket niteliği taşıdığı savıdır. Bu tezin de, dinsel öğeleri görmezden gelen, milliyetçi karakterini abartarak öne çıkartan ve Kemalist yorumlara bir tepki olarak gelişen/geliştirilen, hareketin etnik ve dinsel özellikleri arasında denge kurmaya çalışan nüansları vardır.Kemalist tarih yazımının Kürt tarih yazımı üzerindeki hegemonyası henüz kırılmadığı için (kitabın 2011 basımı olduğunu hatırlatayım.) her iki tez de Kemalist tarih anlayışının etkilerini taşımaktadır.”[ 1925 KÜRT İSYANI VE KEMALİST İKTİDAR Şaban İba Özgür Üniversite Kitaplığı, 2011
Yayın Yeri
İstanbul sayfa 174]
]İba’nın bazı hususların farkında olduğu ortadadır. Araştırmalardaki genel karakteristik zaafların tespitinde isabetli noktalara temas etmektedir. Ancak o da nihai noktada bu zaaflardan kendisini kurtaramamıştır. Hem açıklamalarının kavramsal çerçevesi bugünden düne bakma şeklinde anakronik ve sol-Kemalistik; hem de mahkeme zabıtlarına yaslanan ulusalcıların da çelişkilerini tekrarlar niteliktedir. Şöyle demektedir:“1925 Kürt İsyanı’nın siyasal niteliği ile ilgili olarak birkaç noktanın vurgulanması gerekmektedir.
1) İsyan sadece irticai bir hareket olsaydı diğer bölgelerden ve özellikle Türk İslamcılardan destek görürdü. Elazığ, Malatya, Diyarbakır gibi Kürt İslamcı grupların etkin olduğu kent merkezlerinden bile gerekli desteği alamamış ve hatta bu kentlerde isyancılara karşı bazı gerici güçler tarafından tepki gösterilmiştir.
2) Mahkeme savcısının iddianamesinde ve esas hakkındaki mütalaasında, Şeyh Sait dışındaki diğer önemli sanıkların ifadelerinde ve mahkemenin gerekçeli kararında, isyanın bir ‘Kürt bağımsızlık hareketi’ olduğu şeklinde tespitler yapılmıştır.
3) Kemalist iktidar bu ulusal isyanı daha baştan ‘şeriatçılık’ olarak çarpıtmış ve tek parti diktatörlüğünün pekiştirilmesi için araç olarak kullanmıştır. Mahkeme üyesi Saip Bey’in Şeyh Sait’i yönlendirmesinde ve hükümetin önde gelenlerinin (İ.İnönü ve M.Kemal’in) daha sonraki itiraflarından bu gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor.Sonuç olarak, bu Kürt isyanı hazırlıkları tamamlanmadan erken başlayan/başlamak zorunda kalınan ulusal bir harekettir.”[Şaban İba sayfa 175] Öte yandan yine hemen belirtmek gerekir ki, M.Kemal ve İ.İnönü’nün sonraki tarihlerde yaptıkları açıklamalar, günün politik gereksinimleri gereğidir. Birer itiraf olarak değil, ancak günahlarını örtmede, politikalarını meşrulaştırmada ideolojik yönlendirme olarak okunabilir. Çünkü artık ciddi bir “Kürt Sorunu”nu kendi elleriyle yaratmışlardır. Ali Saip’in Şeyh’i yönlendirme çabaları ise sabittir. Bundaki amaç, tüm ülke sathındaki muhalefetin Şeyh Said hadiseleriyle bağı kurularak bitirilmesidir. Bu yönlendirmeler, iktidarın çıkarları doğrultusundaki politik hamleleri gösterir, yoksa kıyamın kimliğini zorla İslamileştirdiklerini değil!Sonuç olarak İba da hareketi “ulusal” nitelikte tanımlamakta ve bu tezini kanıtlayabilmek için hakkında çok az malumat bulunan Azadî örgütü ve Şeyh Said’in örgütle ilişkisinden bahsettiğini ileri sürdüğü iki kaynağa dayanmaktadır.Bunlardan ilki, savcı A.S.Örgeevren’in hatıratındaki kanaatleridir:“Şeyh Sait…kurtulabileceğini sanıyordu. Halbuki elde edilmiş bir sürü vesaik, kati deliller ve karineler isyanın yıllarca devam edegelmiş telkinler, din, şeriat duygu ve akidesine hitab eden propagandalar ve tahriklerle masum halkı gaflet ve delalet içine sürükleyerek bir Kürdistan hükümeti tesis etmek maksadından başka bir hedef olmadığını ispata kafi derecede idi.”[Şaban İba sayfa 179]İsyanın tertipliliğini ispat konusundaki Kemalist savunular, her daim ulusalcıların da işine gelmiştir. Böylelikle kıyamı, Azadî’nin siyaset ve çalışmalarının devamı olarak nitelemeleri kolaylaşmıştır. Aynı zamanda İba’nın bu aktarımı yapmasındaki amaç, içinde “bir Kürdistan Hükümeti” lafzının geçmesidir. Yani bir devlet ve hükümet olma amacı varsa, bu ancak Kürt yurtseverlerin planlı tatbikatları sonucunda gerçekleşebilir, ki mahkeme de bunun altını çizmektedir. Halbuki mahkemenin son mütalaasında bile bu “İslam-Kürt Hükümeti” olarak geçmekte. Yani “bağımsız bir Hükümet” kurma amacını ulusalcı bir hedef gibi görmek hem Azadî’nin ağırlıklı olarak ulusalcılardan müteşekkil olduğu ulusalcı zannına dayanmakta, hem de Cibranlı Halit gibi önde gelen birçok şahsiyetin zaten Müslüman kimlikleri ve İslami hassasiyetleriyle davrandıklarını görememektir. Daha 1910’lu yıllardan itibaren “Otonomi/Muhtariyet” tartışmaları zaten daha çok bu İslamcı öncüler içerisinde yapılmaktadır. Mesela her ne hikmetse, Naci Kutlay’ın araştırmacı ahlakı gereği aile efradından ve tarihi şahitliklerden aldığı bilgilerle Cibranlı’yı İslamcı olarak nitelemesinin dışında neredeyse hiçbir ulusalcı kaynakta bu bilgiye yer verilmez. Cibranlı’dan hiçbir şekilde bu vasfıyla söz edilmez. Halbuki sadece Şeyh Said’in mahkemelerdeki ifadelerine bile bakılsa, Cibranlı’nın Kürtçe bir akaid kitabı hazırlayacak kadar dindar ve siyasi mektuplarında bu hassasiyetlerini politik olarak öne çıkartacak kadar (Nutuk’ta M.Kemal’in bahsettiği, Cibranlı’ya yazılan mektup) İslamcı olduğu görülür. Bir komutan olarak gittiği bölgelerdeki halka karşı merhametli tavırlarını “yurtseverlik” olarak tanımlayan ulusalcılara, bunun yurtseverlikten öte Müslüman ahlakını yansıttığını anlatabilmek için acaba ne tür deliller ortaya koymak gerek!Tekrar altını çizmekte fayda var ki Azadî az sayıda ulusalcının değil (ki onların da birçoğu bugünkü sosyalizan ya da “demokrat” ulusalcıların aksine dine saygılı idiler) İslamcıların liderlik ettiği bir teşkilattı. Ve birçoğu bölgenin müslüman şahsiyetlerinden oluştuğundan elbette Kemalist rejimin bölgeye yönelik amaçlarını boşa çıkartma hedefi gütmekteydiler. Ama bu durum bile, kıyamın sebeplerini tedrici olarak Azadî’nin hanesine yazmaya yetmez..İba’nın görüşlerini savunmak için yaslandığı diğer kaynak ise, bir Ermeni gazetesi olan Troşak’ta, 1925 Aralık sayısında çıktığı öne sürülen, İsmail Hakkı imzalı bir yazıdır. Bu yazıda diğer kaynaklarda yer almayan ve doğruluğunu test etme imkanının olmadığı bir bilgi geçmektedir. Buna göre daha 1920 yılında Kasım ayında içinde Şeyh Sait’in de bulunduğu, Cibranlı Halit, Yusuf Ziya, Kemal Fevzi gibilerin başını çektiği bir grup tarafından Erzurum’da Kürdistan Bağımsızlık Komitesi (Azadî) kurulmuştur. Amaç bağımsız bir Kürdistan’dır. İsmail Hakkı’nın verdiği diğer bilgi(!) ise; “İsyanın… Azadî komitesi tarafından verilen emirlerle başlatıldığı…, bunların Kürdistan’ın her yerine gönderildiği ve Halit Bey’in yerine oybirliğiyle Şeyh Sait Efendi’nin Başkan ve Genel Kumandan tayin edildiği”dir. Yukarıda sıraladığımız tespitler burada da geçerlidir. Bu bilgi neyi ispatlar? Azadî ha 1920’de kurulmuş, ha 1921 ya da daha sonra. Zaten farklı kaynaklarda (en sağlamı İngilizlerinki olarak geçmekte) farklı bilgiler mevcut ama hiçbirinde Şeyh’in adı geçmiyor. Geçtiğini farzedelim. Demek ki içlerinde ulusalcıların da bulunduğu İslamcı lider kadrolar, bağımsız bir “İslam hükümeti” fikrini daha o günlerde dile getirmişler, demekten öteye gitmeyen aktarımlardır bunlar. Ve diğerlerine nazaran oldukça zayıftırlar ve ta 1920’den 1925’e kadar süren ilişkilerin devamlılığını ortaya koymak için kullanılmaları ise ilmiliği su götürür bir çabadır.Öte yandan İba’nın da belirttiği gibi, bu makalenin yazarı İsmail Hakkı’nın kim olduğu bile bilinmemektedir. Bu konuda kendisinden aktarım yaptığı Garo Sasuni, -o da İngiliz gizli belgelerine dayanarak tahminen-, bu kişinin 11 Kasım 1924 yılında 2. Topçu Alayı 2. Batarya’dan Yüzbaşı İsmail Hakkı olma ihtimali üzerinde durmaktadır.
(Kaynak: Şeyh SaidBir Dönemin Siyasi Anatomisi Bahadır Kurbanoğlu EKİN YAYINLARI)

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148