Alıntı:
edip Nickli Üyeden Alıntı
ehli sunnet kelamcilari amel imandan bir cuz degildir. iman kalb ile tasdik dil ile ikrardir demistir ayrica dil ile ikrar malin ve canin korunmasi icin sadece dunyada lazimdir demistir. Bu halde bir kimse puta secde etse, yahut sari'in hukumlerini uygulatmazsa fakat bunun yanlisligini kalben kabul ederse kafir olmaz demek gerekiyor. Nasslar bu konuda farkli manalara delalet ediyor. Bu problemin cozumu nedir?
|
İman meselesi, kelam ilminde üzerinde çok durulan, ayrıntılı bir şekilde incelenen konuların başında gelmektedir. Bunun sebebinin de dinin temelinde, merkezinde imanın bulunması ve insan yaşamının bütün yönleri bu temel ilkeye (umdeye) göre anlam ve değer kazanmasıdır. Zira ilahi mesajın ana gayesi, amacı insanları "gerçek müminler"(Enfal suresi 2 ve 4, 74. Ayetler) seviyesine yükseltmektir. İslam düşünce tarihinde, Müslüman Alimler iman olgusunun niteliği, mahiyeti hakkında birbirinden farklı iman tanımları yapmışlardır. Bu bağlamda İmam Maturidi’ye göre iman, sadece kalbin tasdiki ve onayından ibarettir. O'na göre iman dilde değil, kalptedir. Dil kalpteki imanın tercümanı konumundadır. Asıl olan kalpteki imandır ve değişmemektedir.( Matüridi, Kitabü't-Tevhid, 373-380; Sabuni, el-Bidaye fi Usuli'd-Din, 174-175.)
Matüridi imanı şöyle tarif eder: "Allah'a ve Resulüne ve Onun Allah'tan getirdiğini söylediği şeylerin kesin ve doğru olduğuna kalpten inanmak ve bunların hak ve gerçek olduklarını kabul etmektir".( Ebu Mansur Matüridi, Te'vilatü'l-Kur'an (İstanbul: Mizan Yayınevi,
2005), 4.cilt sayfa227.) Matüridilere göre dil ile imanın ikrar edilmesi, imanın hiçbir şekilde asli şartı değildir. Dil ile ikrar edilmesi sadece dünyevi (hukuki) hükümlerin tatbik edilmesi için gerekli görülür. Dil ile ikrarın bunun dışında imanın aslı ile hiçbir ilişkisi yoktur. Eğer herhangi bir kimse kalp ile onaylar dili ile bunu söylemezse diğer kimseler (müminler) bunun mümin olduğunu bilmezler. Dil ile imanını söylemeyen kişi öldüğü zaman ve diğer dini hükümlerin uygulanmasında onun iman sahibi olduğu bilinemeyeceğinden dolayı Müslüman muamelesi yapılmaz. Fakat Allah nezdinde bu tür kimseler tam mümindirler.( Pezdevi, Usuli'd Din (Ehli Sünnet Akaidi), 214-217; Sabuni, el-Bidaye fi Usuli'd-Din, 170-171.)
İmanı tam ve kamildir. Çünkü imanın hakikati sadece kalbin onayından ibarettir. Matüridi ve Ebü'l-Hasan er-Rüstüfağni'ye göre Hz. Peygamber'in mucizelerini dikkate alarak iman eden kişinin başka bir istidlalde bulunmasına gerek yoktur. Gayba iman imkanı ortadan kalktığı için be's ve ye's halinde iman geçersizdir. (Nesefi, Tabsıratü'l-Edille, cilt 1 sayfa 38)
İman-Amel İlişkisi
Helal telakki etmeden ve hafife almadan büyük veya küçük günah işleyen Müslüman dinden çıkmaz. Çünkü Kur'an'da günah işleyen kimseden "mümin" veya "iman edenler" diye bahsedilmiş, selam veren kimseye "mü'min değilsin" demek yasaklanmış.( Bakara suresi ayet 178; Nisa suresi ayet 94; Hucurat suresi ayet 9.) Günah işleyenlerin tövbe etmeleri istenmiş ve günahta ısrar etmedikçe bağışlanacakları açıklanmış, Hz. Peygamber’e de müminler için Allah'tan mağfiret dilemesi emredilmiş(Tevbe suresi ayet 113; Nur suresi ayet 31; Muhammed suresi ayet 19.)
ve Allah'ın afüv, gafur, tevvab gibi sıfatları vurgulanmıştır. Müslümanın da nefsani arzularının baskısıyla ihmalden ötürü günah işleyip bağışlanma ümidi taşıdığı dikkate alınırsa kafir değil fasık mü'min olduğu anlaşılır. Veya Tövbe ederek veya etmeden ölen günahkar Müslümanın Ahiretteki durumu Allah'a havale edilir, dilerse bağışlar, dilerse azap eder, ancak cehennemde ebediyen kalmayacağı hususu naslardan anlaşılmaktadır. Allah'a isyan edenlerin ebediyen cehennemde kalacağına ilişkin naslar mutlak fasıkla ilgilidir, mutlak fasık ise kafirdir. Matüridilerin büyük çoğunluğu bu görüştedir.( Ebu Hanife, el-Fikhu'l-Ekber (İmamı Azam'ın Beş Eseri içinde orijinal metin), 55-56; Matüridi, Kitabü't-Tevhid, 323; Pezdevi, Usuli'd
Din (Ehli Sünnet Akaidi), 187. 477, Teftazani, Şerhu'l-Akaid, 37.)