Vakia, sen neyin kafasını yaşıyorsun ya? Önce Sami abi'ye hiç söylemediği sözler üzerinden iftira atıp adamı töhmet altında bırakıyorsun, yalanın ortaya çıkınca da "özür dilerim" diyerek aradan sıyrılmaya çalışıyorsun. Birde üstüne utanmadan Sevgi Abla'nın ve Saho'nun haklı uyarılarına karşı racon kesmeye kalkıyorsun. Hem dini değerlerden, hocalardan bahsediyorsun hem de sıkışınca "ben havvasçıyım, büyü de yapabilirim, benimle uğraşamazsınız" diyerek senden yaşça büyük insanları aba altından sopa gösterip tehdit ediyorsun. Bu ne tutarsızlık, bu ne hadsizliktir? Burada kimse senin hayal dünyandaki kabadayılıklarını veya "sıradan olmayan" hallerini çekmek zorunda değil.
Eğer gerçekten o ilmin zerresine sahip olsaydın, ilmin ilk şartının edep ve tevazu olduğunu bilirdin. Klavyeden büyücü rolleri kesmek, köşeye sıkışmış birinin çaresizce başvurduğu bir savunma mekanizmasından başka bir şey değildir. Kimse senin bu "sıradan değilim" masallarından da korkmuyor, sadece bu sergilediğin komik ve saygısız tavırlarına acıyor.
İnsanların değer verdiği isimlere saldırırken "fikir özgürlüğü" oluyor ama bir başkası sana ayna tuttuğunda "laf söyletmem, yakarım, yıkarım" moduna giriyorsun. Burası senin egonu tatmin edeceğin veya kabadayılık taslayacağın bir yer değil. Ya edebinle oturup fikir tartışmayı öğren ya da bu insanları çocukça tehditlerinle daha fazla meşgul etme. Haddini bilmek de bir erdemdir, tabii sende varsa.
|