Alıntı:
Cerrah Nickli Üyeden Alıntı
Bu meseleyi bende merak ediyorum mesela göz perdesi açık keşfi açık birinin keşfi Rukiye ile nasıl kapanacak .Bazı musallat durumlarında kişinin geçmişini de öğrenmek gerekiyor buna neyin sebep olduğuna dair bunun için de cinler gerekli .
Osmanlı döneminde hurufiler bu işlerle çok ugrasirmis Osmanlı onları idam ettirmiş ama Havas ilmine müsade etmiş kullanmış @ [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] hocam aydınlatır mısınız bizi
|
Aslında Osmanlıda yoldan çıkmış ilmini şahsi çıkarı maddi servet kazanmak için kullanan günümüz üfürükçüleri gibi eşhasla mücadele etmiştir bunlar o kadar servet kazanmışlardır ki mesela IV. Mehmed’in cülusu için hazinede para kalmadığından önce Cinci Hoca’dan ikiyüz akçe istenmiş, Cinci Hoca bu parayı vermeye yanaşmayınca da evi basılarak bütün servetine el konulmuştur.İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Cinci Hoca’nın servetinin büyüklüğü hakkında önemli bilgiler vermektedir:“İkiyüz kese akçe ile bohça bohça hediyeler ve altınla dolu iki sandık, elliden fazla samur kürk bulup müsadere ettiler. (...) Cinci’nin defterleri tetkik edilerek masrafı çıktıktan sonra üç bin kese malı olduğu anlaşıldı. Meşhur cellad Kara Ali’ye teslim edilip onun işkencesine uğrayacağını hisseden Cinci Hoca, on iki güğüm çil akçe ve yetmiş bin kuruşluk nakdi, merdiven altından çıkardı. İkiyüz keseyi sakınırken bütün servetini verdi; bu para ile cülus bahşişi dağıtıldı; sakladığı çil çil akçeleri Cinci akçesi diye elden ele gezerek meşhur oldu”.Sonunda malları müsadere yoluyla devlete devredilen Cinci Hoca, önce Mısır’a sürgün edilmiş, sonra Mihaliç’te ikametine izin verilmiş, ancak sonunda katledilmekten kurtulamamıştır.Osmanlı Devleti’nin 17. yüzyılında ne yazık ki Cinci Hocaların sonu gelmemiş ve biri ortadan kaldırılınca, bu kez diğeri sahneye çıkmıştır. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Yeni Cinci Hoca” diye tavsif ettiği Müneccimbaşı Hüseyin Efendi da, tıpkı Cinci Hoca gibi, saray çevresini yıldızlara bakarak ve kehanette bulunarak etkilemiş ve bir zaman sonra da her olayda kendisine başvurmalarını sağlayarak hatırı sayılır bir servet biriktirmiştir. 1630 ile 1650 yılları arasında tam yirmi yıl boyunca müneccimbaşılık mevkiinde oturan Hüseyin Efendi, saray ve yöneticiler üzerinde manevi baskı kurmuş ve istediği her şeyi rahatlıkla yaptırabilmiştir. Sonunda gerçek yüzü ortaya çıkan Hüseyin Efendi’nin mallarına el konulmuş ve Şeyhülislam Bahayi Efendi’nin verdiği fetvayla idam edilmiştir. İnalcık, yaklaşık 15 milyon akçası (150 kise) hazineye alınan bu servetin 200 kiseden fazlasının da yağmalandığını belirtmiş ve müneccimbaşının yıldız falıyla nasıl bir servet yığdığını ortaya koymuştur. konulmuş ve Şeyhülislam Bahayi Efendi’nin verdiği fetvayla idam edilmiştir. İnalcık, yaklaşık 15 milyon akçası (150 kise) hazineye alınan bu servetin 200 kiseden fazlasının da yağmalandığını belirtmiş ve müneccimbaşının yıldız falıyla nasıl bir servet yığdığını ortaya koymuştur.