Alıntı:
HÂMÛŞÎ Nickli Üyeden Alıntı
Cenâb-ı Hak, Arş-ı âzamın altında ve onun nurundan, Arşın direğine bitişik, kırmızı mercan renginde bir boynuz, bir kovan biçiminde büyük, çok uzun ve içi boş bir şey yaratmıştır ki onun boşluğunda birinci ve ikinci Berzah’ı yapmıştır. İnsan bedenine girecek ruhlar ile gelmiş ve gitmiş olan bütün ruhların yeri burasıdır. Gök ve yer küreleri, daireler gibi bu boşlukta dizilmiş ve hiç biri diğerine dokunmadan bu boşluğun içine yerleştirilmiştir. Bu boş yer İsrafil surudur ki onun iç düzeyi bir mum yuvarlağına açılan çukur gibi çukurlar kazılmış ve birinci Berzah âleminde, bedene girecek ruhlarla, bedenden çıkıp Haşre kadar ikinci Berzahta bekleyecek ruhlar için o düzeyin çukurları mesken (barınılacak yer) olmuştur. Uçan ruhların her biri, mertebelerine göre o çukurlarda, kendi makamlarında yaşarlar.
Kaynak: Erzurumlu İbrahim Hakkı — Marifetnâme
|
Değerli kardeşim Hucviri ve eserinin özellikleri, özellikle sorunuz ve konumuz açısından büyük önem arz etmektedir. Çünkü Hucviri, tasavvuf tarihçisi olarak bu konuyu en geniş ölçüde ele almış ve sufilerin bu konudaki doğru ve yanlış görüşlerini açık seçik ortaya koyma cesaretini göstermiştir.
Buna göre, ilk tespit edilmesi gereken şey ruhun varlığıdır. O, ruhun varlığı hakkındaki bilgimizin, zorunlu olduğunu savunmakla birlikte, ruhun niteliği konusunda aklın herhangi bir bilgiye ulaşamayacağını belirtir. Buna rağmen bilim adamlarının ve filozofların bu konuda çeşitli fikirler ileri sürmekten geri kalmadıklarını da göz ardı etmez. Bu bağlamda Hucviri, sadece Müslümanların ruh hakkında birtakım görüşler ileri sürdüklerinden söz etmez, Hristiyanların veya başka din mensuplarının da bu konuda birtakım fikirler ileri sürdüklerini belirtir. Bu bağlamda müellif, Kureyşlilerin Yahudilerin telkinleriyle peygamberden ruh hakkında bilgi istediklerini, bunun üzerine "Sana ruhtan sorarlar, de ki, ruh Rabbimin emrindendir(İsra suresi ayet 85)" ayetinin nazil olduğunu belirtmektedir. Hucviri'ye göre ayette ruhun Rabbin emrinden olduğunun belirtilmesi, onun öncelikle kadim olmadığına işaret etmektedir(Hucviri, Keşfü'l-mahcub sayfa 389)
Bu bağlamda Hucviri, "Ruhlar, toplu halde bulunan ordular idi. Bunlardan tanışanlar ülfet ederek kaynaşmışlar, tanışmayanlar ihtilafa düşerek, zıtlaşmışlardır" şeklindeki rivayeti de değerlendirmeye tabi tutar. Ona göre söz konusu hadis, başka alimler tarafından farklı şekillerde yorumlanmış olsa bile, bu sadece ruhun varlığına işaret etmektedir. Dolayısıyla hadis, ruhların niteliği ve keyfiyetinden söz etmemiştir.
Şu halde Hucviri'ye göre iki şey kesindir: Birincisi, ruhun varlığı ayet ve hadislerle sabittir; ikincisi ise, bunun niteliği ve keyfiyeti hakkında herhangi bir bilgimiz yoktur. Bununla birlikte, gerek müslümanlar ve gerekse diğer din mensupları, bu konuda fikirler ileri sürmekten geri kalmamışlar, bunun neticesinde ise, ruh hakkında bazen birbiriyle uzlaşan, bazen ise çelişen sayısız fikirler ortaya atılmıştır.
{Hucviri, Keşfü'l-mahcub, (trc. Süleyman Uludağ), s. 38 vd; ayrıca, Afifi, Islam'da Manevi Hayat, s. 231-232.t]