Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı
fatih istanbulu fethedip surlardan giriş yaparken kilisede rahipler melekler erkekmidir dişimidir tartışıp konuşuyorlardı,
şimdi burada yunus emre sakaklımıydı bıyıklımıydı , farsca cehar darb yani sakalı saçı bıyığı kesermiydi kesmezmiydiyi tartışmak işte bizi o rahiplerin durumuna sokuyor, sakalı olsa ne olur olmazsa ne olur, bıyığı olmszda ne olur olursa ne olur, bu boşa zaman harcamaktır, en kıymetli emanete hıyanettir,
ayrıca şu Fransız bunu yazmış, bu arap bunu yazmış, şu iranlı bunu yazmış bunların hepsi boş , kılık kıyafet için yazılanların tamamı hayali ve ispatsızdır,
daha yunusunda tapduk emreninde doğum ve ölüm tarihleri tam belli değilken , sakalı vardı yoktu bununla uğraşmak beyhude zaman harcamaktır
|
Aslında ben de işin özünde sizin işaret ettiğiniz noktaya yakınım. Meseleyi büyütme niyetinde değilim. Ancak önceki ifadelerde hükmün çok kat’î kurulması, bilmeyen kardeşler nezdinde “tartışmasız ve icmâ edilmiş bir mesele” gibi anlaşılabilir endişesi doğurduğu için usûl açısından bir çerçeve çizme ihtiyacı hissettim.
Zira ilim ehli genelde böyle konularda iki şeyi birlikte gözetir:
Birincisi, tarihî veriyi inkâr etmez;
ikincisi ise ihtilaflı alanlarda kat’iyet dilini ihtiyatla kullanır.
Benim maksadım da tam olarak buydu: ne meseleyi büyütmek ne de sûret tartışmasına saplanmak; sadece hüküm kurulurken kullanılan dilin daha muhkem ve ihtiyatlı olması gerektiğini hatırlatmaktı.
Yoksa hepimizin bildiği gibi yolun özü sûrette değil, sîrettedir.
Sürç-i lisan olduysa affola. Doğrusunu Allah bilir.