“Ve Hüve Me‘akum…” Âyetinin Ehlince Anlaşılan Hikmeti
Hadîd Sûresi’nin dördüncü âyet-i kerîmesi, Kur’ân’ın murakabe şuurunu en derin şekilde yerleştiren âyetlerinden biri olarak tefsir ve tasavvuf ehlinin dikkatini çekmiştir. Âyet şöyledir:
هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ ۚ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۖ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ ۚ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meâlen:
“Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş üzerine istivâ eden O’dur. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Hadîd, 57/4)
Bu âyet üzerinde duran müfessirler, özellikle âyetin tertibine dikkat çekmişlerdir. Önce Allah Teâlâ’nın ilminin kuşatıcılığı zikredilmiş; yere giren, yerden çıkan, gökten inen ve yükselen her şeyin bilinmesi hatırlatılmış; ardından da kulun kalbine doğrudan hitap eden o büyük cümle gelmiştir: “Ve Hüve me‘akum eyne mâ kuntum.”
Ehl-i sünnet âlimleri bu beraberliği hiçbir zaman mekânî veya fizikî bir beraberlik olarak anlamamış; bunun Allah Teâlâ’nın ilmi, kuşatması ve murakabesi ile olan beraberlik olduğunu açıkça beyan etmişlerdir. Bu incelik özellikle akîde kitaplarında hassasiyetle korunmuştur.
Tasavvuf büyükleri ise bu âyeti daha çok murakabe terbiyesinin kalbe yerleşmesi için okumuş ve okutmuşlardır. Onların dikkat çektiği nokta şudur: Kul bu âyeti sadece dil ile tekrar etmekle değil, mânâsını kalbine indirerek okuduğunda, gizlide ve açıkta davranışına bir çekidüzen gelmeye başlar. Çünkü insan, gerçekten gözetildiğini idrak ettiğinde hâl değişir.
Bu âyet özellikle yalnızlık anlarında, nefis muhasebesi vakitlerinde ve gaflet bastığını hisseden kimsenin tefekkürle okuması tavsiye edilmiştir. Maksat çok tekrar etmekten ziyade, kalpte murakabe şuurunu uyandırmaktır.
Rabbim bu âyetin murakabe nurunu kalplerimize yerleştirsin.
Sürç-i lisan ettiysek ehli olanlar tashih buyursun.
|