Sevgili kardeşim, Bu bahislerde en emniyetli yol, zanna değil ölçüye dayanarak konuşmaktır. Bildiğimiz kadarıyla vahiy, peygamberlere kendi kavimlerinin diliyle gelmiştir; Kur’an’ın bize açıkça öğrettiği kısım budur. Lakin gök ehlinin, meleklerin yahut cennet ehlinin indirilen her kitaba göre dil değiştirdiğine dair elimizde sahih ve güvenilir bir delil yoktur. Aynı şekilde, insan daha yaratılmadan önce meleklerin ve cinlerin hangi dili konuştuğunu bize kesin olarak bildiren bir nas da mevcut değildir. Kur’an, gayb âleminin konuşma düzenini tafsil etmez; sadece cinlerin kendi aralarında bir hitap ve idrak sahibi olduklarını anlamamıza yetecek kadar işaret verir. Bunun ötesinde “şu dil odur” yahut “böyleydi” diye kesin hüküm vermek, ilimden çok zanna yaklaşır.
Bu sebeple edepli söz şudur: Bu meselede kesin ve sahih bilgi iddiasında bulunulmaz. Gaybın tafsilatı, Allah’ın ilmindedir. Bize düşen, vahyin bildirdiği yerde konuşmak, bildirmediği yerde ise haddimizi bilip susmaktır. Nice mesele vardır ki insanı hayrete düşürür; lakin her hayret, hüküm vermeyi gerektirmez. Böyle yerlerde en selametli cevap yine odur: Allahu a‘lem.
|