Savaş, konuşması kolay, yaşaması imkânsıza yakın bir yıkımdır. ‘Ülkemizi savunuruz’ elbette; Ki yaptıkta elhamdülillah ama asıl soru şudur: Savunmanın bedeline hazır mısın? Evine, işine, şehrine, sevdiklerine, düzenine… hatta bir gün ‘her şeyi kaybetme ihtimaline’ gerçekten hazır mısın?
Sıcak bölgeyi görmeyen çoğu insan, savaşın ne demek olduğunu zanneder ama bilmez. Mesela bir 122 mm Grad roketi bir yerleşime düştüğünde mesele sadece ‘patladı geçti’ değildir: şarapnel, basınç, yangın, panik, ambulansların yetişememesi, hastanenin dolması, bir anda kesilen elektrik-su, gece boyunca süren siren… Hayatta kalsan bile insan, bir süre sonra normal düşünemez hâle gelir; zihin sürekli “bir daha gelecek mi?” alarmında yaşar.
Üstelik savaşın kâğıtta hukuku vardır derler ya; ama sahada düzen bozulunca, sivillerin başına gelenler “haber cümlesi” olmaktan çıkar. Yağma, keyfî şiddet, ailelerin dağılması, çocukların hayatının yarım kalması… Ve maalesef bazı yerlerde sivillere yönelik cinsel şiddet gibi savaş suçları da görülür. Bunları yaşayan bilir; uzaktan ‘kanun var’ demek kolaydır.
Bu yüzden akıl şunu söyler: Savaşı en iyi bilen, savaşın çıkmaması için en çok uğraşır. Çünkü savaşın faturası para değil; nesillerdir. Politik ve diplomatik adımlar, çoğu zaman ‘kaçmak’ değil; ülkeyi tükenmeden korumanın en sert gerçekçiliğidir.”
|