Dua “kelime sayısı” ile değil, kalbin hâli ile yürür. Ama bunu “kelimelerin hiç önemi yok” diye de okumamak lazım. İkisi birlikte.
Duanın sırrı üç yerde toplanır: kalp, helal lokma ve adab. Kalp; yani ihlas, ihtiyaç ve teslimiyet. Helal lokma; çünkü haramla beslenen bedenin dili dua etse bile, kalp ağırlaşır. Adab; yani ısrarı taşkınlığa çevirmemek, Allah’a “şart koşmamak”, duayı bir pazarlığa indirmemek.
Allah Teâlâ matematik gibi işlem yapmaz; hikmetle takdir eder. Bazen bir kelimeyi bir kalp söyler, o kelime “kapı” olur; bazen bin kelime söylenir ama araya gurur, acele, şikâyet, hak yemişlik, kırık kul hakkı karışır; o zaman kelime çok, tesir az olur. Yine de biz “okudum olmadı” diye ibadeti küçültmeyiz; çünkü dua bazen “vermek” için değil, önce kulun içini düzeltmek için çalışır.
Asıl mesele hangi ağız değil; hangi hâl. Çünkü ağız aynı ağız, kalp değişirse dua değişir. Bir besmelenin değeri, besmeleyi söyleyene “Ben O’nun adıyla başlıyorum” diye bir teslimiyet yüklediği kadar artar.
Doğrusunu Allah bilir.
|