Tecrübe, Havas İlminde Delil Sayılır mı?
Havas sahasında en çok karşılaşılan sözlerden biri şudur: “Ben yaptım, oldu.” Yahut “Falanca denedi, netice aldı.” Fakat burada asıl konuşulması gereken mesele, bir kimsenin yaşadığını söylediği şeyin ilmî kıymetinin ne olduğudur. Zira her anlatılan tecrübe, kendiliğinden delil hâline gelmez. Bir kişinin bir şeyi yaşadığını söylemesi, o şeyin herkeste aynı şekilde sabit olacağını göstermez. Daha da önemlisi, yaşandığı söylenen şeyin gerçekten ne olduğu çoğu zaman tam tahkik edilmez. Tezahür ile telkin, sahih netice ile vehim, tesir ile korku, vukuat ile yorum birbirine kolayca karışabilir. Böyle olunca da insanlar, tecrübeyi doğrudan hüccet yerine koymaya başlar.
Kanaatimce burada temel ayırım şudur: Tecrübe bütünüyle değersiz değildir; fakat tek başına bağlayıcı delil de değildir. Tecrübe olsa olsa bir karine, bir işaret, bir dikkat noktası olabilir. Onun ilmî kıymet kazanması için, usûlle tartılması, şartlarının bilinmesi, tekrar edilebilirliğinin konuşulması, kişisel hâllerden ve nefsî yorumlardan ayrılması gerekir. Aksi hâlde “ben yaşadım” sözü, ilimden çok iddia ifade eder. Hele havas gibi vehmin, beklentinin, korkunun, eksik naklin ve abartının çok karıştığı bir sahada, tecrübeyi doğrudan delil yapmak insanı kolayca yanıltır. Bu sebeple bence asıl soru şudur: Havas ilminde bir tecrübenin kıymeti nereye kadardır, hangi noktadan sonra tecrübe hüccet değil sadece şahsî anlatı sayılmalıdır?
Asıl tahkik edilmesi gereken yer burasıdır.
|